02.04.2008
Tarihli RA-KA Tebliği'nin 2. Bölümü
Söyleşiye dahil olmak istiyen var... Kendisine soru
yöneltiliyor:
- Dağım sen kimsin? Kendini tanıt.
- Anneciğim, insan soyuna şunu söyleyeceğim ben. Benim ismim
yok. Ben ışığım; bunu sen de bilirsin. İmparatorluğun gücünü
taşıyorum ve bugün buradayım. Şu ana kadar yapılan
çalışmaları dinleyemedim. Çünkü çok özel çalışmalar vardı.
İslami kotlar'ın ışığını söndürtmeye çabalayanlar vardı.
Onlara engel oldum. Bu nedenle geç geldim. İyiliğin
tabiatına aykırı olan çalışmalar muhakkak önlenmelidir.
Bizler bunun için çabalamaktayız.
Ölmek, hak etmektir ama, ölümden ötesi de var. Bunu da
bilmeniz gerekir. Muhakkak bilirsin ki ben, "Şems" olarak
çalışmadım ama Mevleviler'in kotlarından daha güçlü olarak
çalıştım. "Şems" dedikleri güç, Allah'ın kürsüsünde; benim
yüreğime umutla bakar. Onunla da çalıştım. Bugün de buraya
ulaşmam ve bizle birleşmeni sağlamam gerekiyordu. Bu
çalışmalar çok özel çalışmalardır. Ve geçişim yapıldı.
İnsanlık için geri dönüşler olur. Sen şu anda Dünya
Temsilcisi değerinde bir yürek olarak bize geçtin. Bu dönem;
çok farklı; çok yeni bir dönem. Ayni zamanda İsa döneminden
de eski bir dönem. Hani, dersin ya, "olur da bir gün görüp
dinlemek istersem o yoğunlukları. Giderim." İşte burası,
spiritüel çalışmaların başlatıldığı ve bu çalışmaların
yetkin kotlarla yapıldığı bir yer ve bir değer. Bu Dönemi;
İmparatorluğun gücüyle izah edeyim ki, eskilerin eskisi bir
dönem. Hakikiyetin Kotları'nın kayıtlara girdiği o "Kadim
Kotlar"ın kayıtlandığı dönem... Muhakkak bilirsin bunları.
Dünya tabiatının yenilenmeye başladığı bir zaman dilimi...
İşte şu anda o kadim döneme ulaştınız.
- Dağım, senin yoğunluğun çok aşağı düzeyde. Bu nedenledir
ki seni anlatmak ya da senin yüreğinde olmak zor. Şu anda
geçiş yaptığınızı söyledin. Bu geçiş, yücelerin cemaatinin
üzerindeki yüreklere geçiştir. Evet, seninle olmak kolay
oldu. Kibrim yok ama yoğunluğun çok aşağı düzeyde ve bu
düzeydeki yoğunlukta dirilik olmaz. Şu andaki seslenişle de
diriliğin olmadığı aşikâr. Peki neden geldin bize izah et.
- En önce İsa'ya ışık verdim sonra, Musa'ya ulaştım ve şimdi
muktedir olan ışıkların kotlarıyla birleştim. Mustafa'nın
gücü çok aşağı düzeylere inemez çünkü o yoğunluğu farklı
olandır. Senin yüreğin her aşamaya girer. Bunun içindir ki
seninle olmak istedim. Eğer sen kendi yüreğindeysen ve
benimleysen biliyorum ki bu çalışmalar önemlidir.
Dünyalılar'ın çokları bizim yüreğimizi anlayacak düzeyde
olmadıkları için buralara girmek istemediler. Sen bana
anlatır mısın neden kervanın kürsüsündeyim ve neden buraya
geçiş yapıldı?
- Dağ, Turkuaz Göz'ü sordun öyle mi? Yedeklerimizin olup
olmadığını da sormuştun. Tanrı'nın Ruhsal Meclisi'nde olup
olamayacağımı sormuştun. Korunmam olup olmadığını da
sormuştun. Din-i Hak olup olmayacağımı sormuştun. Önemli
olup olmadığımı sormuştun. Bilmek istediğini bilip
bilemeyeceğimi sormuştun. Yanlış yapma. Dünya ilmi, ilmin
tabiatına uygun olan huzurun tekniği gibidir. Yani o
teknikle gerçekleşir her şey. Allah, bizim yüreğimizdir.
Onun yüreğimizdeki yoğunluğundan daha güçlü olan bir
yoğunluk oluştuğu zaman onun gücü bizde artar. Yani, Allah
bizim yüreğimizde ve kendi yoğunluğunda kendini dilleyen
güçtür. Ve biz "Teknolojik" olarak bizdeki gücün yüceliğinin
üstü olan koyuluklara da ulaşabiliriz. "Altın Tabiat" hakkın
hakkı olan bir kattır ve oraya ulaştığınız zaman Yüceler
Cemaati sizin yüreğinizi anlar.
Şikayetim var mı? Yok... Yok yarım, şikayetim yok. Atide
hepimiz BİR'iz bunu kesin olarak biliyorum. Ama Dünya Üstü
Varlık Katları'nda ışıklar farklıdır. Ve senin ve herkesin
de ışıklarınız farklıdır. Benden beni isteyene ben kendi
yüreğimi verdim bugüne kadar. Ve benden hakikiyetimi
isteyene, yine kendimi dillettim. Dünyada iyi ve kötünün
gücü var. Ve bu güçler birleşiktir. Hani dersiniz ya iyi,
kötünün kürsüsündedir. Yok yavrum; iyi, yolun
yoğunluğundadır. Ve kötünün koyuluğunu kontrol altında
tuttukça ışığı söndürmeyiz. Şimdiden sonra nefsini aşabilen
her yüce, Allah'ın tohumlarını yeşertebilecektir. Benim
itaatim tabiatadır. Benim itaatim, katların tabiatınadır ve
ruhun huzurunadır. Eğer, bana benden üstün bir ben olup
geleceksen, cemaatini al ve geç. Ama benim yolumu kendi
yoğunluğunda kotlayıp kendi kontroluna alacaksan maşa
olmayız bunu bil. Dediler ki "ölüm geldiğinde biz
seninleyiz." Yarım, biz yoğunluğumuzda kendi koyuluğumuzda
bütün "Kütlesel Katlar"ı ışıkla dilleyebiliriz.
Dağa, taşa denir ki "al ve bil." Biz de deriz ki "OL". Eğer
biz, yolun yoğunluğunu kotlayacak düzeyde değilsek; cevherde
iş yapamayız. Ağır yükü hafifletmek; İmparatorluğun gücünü
kendi yüceliğinde dinleyebilmek ve Levh-i Mahfuz'u
yazabilmek her diriye nasip olan bir kıvanç değildir. Bunu
herkesin anlaması gerekir. Muhakkak bilinsin; isterim ki şu
an bana gelen sen ve senin yoğunluğundaki her bir dürüm,
bedenini kendi yüreğine indirip; kendini kendinden üstün
kendiyle birleştirmek ister. Aileni de kendi yoğunluğuna al
ve gerçeği bil. Bina, bilgiyi alıp bilenin yüreğidir. Eğer
ki o binaya gireceksen, insan soyunun gücünü bilip gir. LA-HİM,
KA-HİM ve Hak Teknolojisi'nin gücü olan "Kitle" benim
yüreğimdir. Bugün buraya geldin ve dedin ki "nefsini aş da
geç." Yarım, Nefs kesinlikle ışığı söndürenlerde bulunur.
Bizse ışığı yakanlarız.
Bulduğun her yüceyi al; yolunu al; Kurtuluş Sayfaları'ndaki
o kayıtlarını al; neslini al ve git. Girdaplarında kendi
yoğunluğunu dinle. Eğer, o girdaplarda kendi diriliğini
dinleyecek düzeye varırsan ilmin tabiatına ulaşacaksın.
Orada gözler görür ve yürekler bilir. İşte oralardan ötelere
ulaştığında atiyi ve kendini dinleyeceksin. İlahi Güç budur.
"Yürek, meleklerin tabiatına aykırıdır" dediler. Yavrum;
yürek, kürzün ışığıysa, orada mektup okutulmaz. Mektup
okuyanlar, meleklerin değerleriyle okurlar. Oysa, Hak edip
de dillenenler vardır ki onlar, yüreklerinden dinlediklerini
dillerler. İnsan ilahi bir gözdür. Göz görürse, cevher
dinlenir.
Analar, "LA-HİM" dediğim zaman, nefsin kotlarını kapatmışım
demektir. Hak Teknolojisi'nde LA-HİM nefsin kayıtlarını
kesirleştirmektir; kervanın kürsüsünden ayırmaktır. Bu
nedenledir ki nefsi yoğunlaştıranlara "LA-HİM" diyerek
onların kotlarını kayıtlardan çıkarırım. "KA-HİM" ise Kadim
Katlar'ın huzuruna ulaşanların, hak edip imparatorluğumuza
ulaştırılmalarını sağlar. "HEŞ HE DÜ EN LA HAM" dediğim
zaman, sayfalarımdaki Göz artık görüyor demektir. İnsan
İlmi'ni anlatırken, size sesleşirim ve derim ki "insan,
insana Et Kobrası'dır." Et Kobrası... Kobra, Birleşik
Göz'dür. İnsan soyuna derim ki "Kobra, Birleşik Göz'dür"
yani, görebilendir. Görebilen, bilebilen olur. Bilgiyi,
alabilen olur. Dağlarım, işte ilim sayfalarında hep "Yılan"
resmi çizilir. Hani dersiniz ya "bu, Yılan ne manâya gelir?"
İşte dağlarım, yılan, kobra olarak çizilir ve, yücelerin
cümlesinde, bilgiyi hak edip tabiata indirebilen bedenliyi
simgeler.
Sizden şunu bilmenizi isterim: Ben zor olan bu çalışmaları,
Kutsal İnsan'ın gözünün görebileceği bir düzeyde yapıyorum
ki anlasın diye. Ailenizi yüreğinize alın ve bilin ki
aileniz sizin kürsünüzdür. Eğer sizin aile fertlerinizden
bazıları sizin için ışıksız iseler ki onları siz,
sayfalarınızdan çıkartmak istersiniz. Çabanız boşunadır.
Çünkü onlar, sizi insanlık ışığından çıkarabilecek "kotlar"
olarak size verildiler. Yani "ben atamı sevmem." dersen; ah!
dağım ah! ata, yolundur senin. Ya da "ben Annemi istemem"
dersen; acaba insan olabildin mi? Dağlarım, anneler ve
babalar İmparatorluğumuzun yüceliğindeki yoğunluğunuzu
oluştururlar. Onlar, soyunuzun kürsüleri olarak sizindirler.
Yüreklerinizi asla onlardan ayrı düşünmeyin. İyi ki onlar
var. Onlar olmasa "çoban" olmak ya da hak edip huzura ulaşıp
Tabiat Kotları'yla dillenmek boşunadır.
İtibarınız çok yüksek ve biliyorum ki bu cemaatte bulunan
herkes, bedenli olarak çalışıyor. Sultan Sayfaları'nda beden
mutlaktır. Doğumun tabiatında da beden mutlaktır.. Ve sizden
şunu da öğrenmenizi ve anlamanızı isterim ki bu
bedenleriniz, fizik bedenlerdir. Ama sizin hak edip
tabiattan alacağınız bedenler, muktedir olan yoğunlukların
gücünü taşıyan "görev bedenleri" olacaktır. Ve o bedenler,
sizin yüreğinizin kürsüsünde, sizin dilinizi dilleyecek
olanlara, kendi yüreğinizin koyuluklarını ve kütlesini
dinletecekler.
Analar, benim adım "Nefsi Aşan"dır. Ben nefsi aşan
birleşenim. Birleşebilmek için, muktedir olmak ve hak edip
devre devre ışık yakmak şarttır. Simetri Kotlar vardır.
Hadi! hadi yarım anlayınız!. Biri birşey der, diğeri de
der.... Ve diğeri der... ve diğeri... der. (aynı konunun
tekrarlanır olması) Böylece simetri oluşur. Bu simetri,
Kutsal Gün'ün gücünü toplum için kotlamak ve hakikiyeti
kayıtlamak için gerçekleştirilir. Simetri Kotlar'la yapılan
çalışmalar, dirinin tohumunu yeşertmez ama kayıtlarını
yaptırır. Eğer bu yoğunluk bizde varsa; bu, Simetri
Kotlar'ın ve Kutsal Güçler'in ışığının, görev tertibine
ulaşan ve maya olan görevlilerce gerçekleştirilmesinden
dolayıdır.
Sizler, Nahar'ın kotları değilsiniz. Kuran Kapıları'nı çok
önceleri açtınız ve geçtiniz. İlmi muhakkak bilenlersiniz.
Nefes Kapıları'nı çok ama çok evvel geçtiniz. Oğullarınız da
geçtiler. Rükuya eğilen yücelerin hepsi, sizin kontrolunuzda
ve sizin tabiatınızda çalışmaktadırlar. Onlar, yoğun olarak
burayı izlerken görevleri, sizin yüceliklerinizde kendi
kütlelerini kayıtlara indirmekti. Ve onlar, meşaleyi
yakmanız için çalıştılar. Onlar, Nefes Katları'na ve
kotlarına ulaştılar. İnsan soyuna bunlar anlatıldı. Anlıyan
çıktı mı!? Hak ettiklerince anladılar. "Aslı bilen yolu
bilir" denir. "Aslı bulan yüreğini bulur" denir. "Turan olan
Tanrısallaşır" denir. "Ruküya varan, tabiata varır" denir.
Analar. lûtfedin de anlayın. Lûtfedin de anlayın ki 7
doğumun en güçlüsüdür olmakta olan.
Meşaleyi yaktığınızı; yüreğinizin gücünün arttığını; teknik
olarak kanat alıp Kutsal Dil'in gücüyle dilleştiğinizi
biliyoruz. Ömür boyu çalıştınız ve şu anda buradayız;
sizinleyiz. İtaatiniz güçlü, cemaatiniz güçlü cevheriniz
güçlü. Benim Levhi Mahfuz'daki gücüm, Sistem Devreleri'nin
gücünün örtüsünü açmak içindir. Şimdi artık yürekler
konuşacak. Şimdi artık kontrollu çalışmalar başlayacak. Ve
şimdi artık "Turkuaz Göz" kaynağa varacak. Onun geçişi oldu.
"OL" deyin olur. "OL" deyin olur. Oldu mu? Oldu...
Nur'un ruhunda, Kutsal Işığın koyuluğunda ocak sönmez yarım.
Mal mülk hepsi ışıksızsa; 7. dünyada göz çok aşağıdadır.
Levhi Mahfuz; etki alanınızın yüceliğiyle, yoğunluğuyla
kayıt yapar. Nurdan "Turkuaz Göz" olur. Ondan kural konulur;
o kurallar güç yazar; yazılan güç, Levhi Mahfuz'un
kürsüsünde yol açar. Sizden dilerim ki en'in en'i olun ve en
öncesindeki enleri de yüreklerinize alın. Onların da gözü
olun. Onların da sözü olun. Seslendirin onları ki onlar,
meleklerin mektubunu okuttular.
Oyun değil bunlar. Mektep olan her dere, melektir. Ve onlar
Sistem, Düzen ve Nizam'ın gözü oldular; iş yaptılar, Tanrı
için çalıştılar. Dava, Allah Davası'dır ve ilmin
teknolojisinde bu dava mevcuttur. Tüm İnsanlık Boyutları'nda
bu çalışmalar başladıldı. Bu çalışmaları kibri olmayanlar
yapacaklar. Kibir, sır değil bilinir. Bilen bilir ki kibri
aşanlarla çalışılır. O sorumluluk bizimdir. Kim temizlik
yaparsa kendisini temizler. Kim tertip yaparsa kendisini
tertipler. Kim dava açarsa kendine dava açar. Biz deriz ki
rehni kaldırın. Kaldırın da ilim sahipleri gözlerinin
gördüğü yüceliklere ulaşsınlar. Bilsinler yanlışlarını.
Anlatın, anlatın ki bilinsin. Onlara anlatın. Çünkü rükuya
eğilen onlar,Turkuaz Göz'ün diriliğinde, kervanın gücünü
yüreklerinin kürsüsünde, Birler Kapları'nda tanıdılar.
Analar, onlar yüreklerini tanıdılar.
Altın tepside sunduk bilgiyi yücelere. Ama onlar, küstüler,
küskündüler. 3000 tane İmparator inse, hepsinde 40 kapı
kapatırlar. Biliriz, çünkü kibir her dürümde mevcuttur.
Nesiller boyu kibirle savaştık. Yine kibir!, yine kibir!
yine kibir... Mehil tanıdık dirilere kibri aşın diye. Ve
dedik ki Allah için kibirsizleşin. Kibrinizi aşın ki yol
açık kalsın. Çeşit çeşit İsalar; çeşit çeşit Muhammet
Mustafalar indi Düzen'e. Dünya Teknolojisi'yle çalıştılar.
Nerede ne varsa bildiler ama Atlantalılar'ın "Kutsal Güneş"
dedikleri o "göz" çürüdü. Çabamız boşaymış!...
Bildirildiğinden de güçsüzmüş o. Yanıp tutuştuğumuz mu? Yok
yarım!...
Diriler, asla yanlış bir söz söylemedik bunu bilin. Kuru,
kırık, kısır, hırslı olanlar da cem olabilirler. Cem olup
canlanırlar ve cümle yüceliklerle dillenirler amma ya 40
kapıyı kıracak düzeydeyseler ne olur!? İşte dağlarım, "sıla
özlemi" dediğiniz o özlem, bu yüreklerin gücünde yoktur.
Onlar bilirler ki özde, sözde olmayan, çobanların yüreğinde
de yoktur. Unutmayınız ki dünya bir aşamadır. Bu aşama
geçilmedikçe Öz Güçler'le dilleşilmez. Eğer bu aşamayı
aşacak düzeye ulaştınızsa, muktedir olacağınız, yoğunluklara
ulaşacağınız ve teknik olarak dirileceğiniz dönemde
olmanızdan dolayıdır.
Ölü diriden güçlü değildir biliniz. Eğer "ben öldükten sonra
yüreğim ışıyacak; gözüm açılacak" diye düşünürseniz Hak
Tohumu değilsiniz. Ek olarak şunu da söylemek isterim ki
ölmüşseniz Yaratan'da yaratılmadığınızdan dolayı ölüsünüz.
ıÜüÖlüm geldiği zaman bina yıkılmazsa eğer; işte Dağlarım, o
can bize biz olur girer. Uluorta anlatıyorum bu bilgileri,
bilsinler diye. "Turkuaz Göz" dedikleri bedenli Allah'ın
dediğini der. Uluorta anlatıyorum bilsinler diye. O can,
benim diriliğimdeki ışığımı sezsizce dinler. Eviniz sonsuz
bir görev tertibindedir. Bu evde Bellek Kapları vardır. Her
kabın işi ışık yakmaktır. Ve o ışık yandığı zaman, çakıl
taşları dahi güçlenir bunu biliniz. Ve bugün burada bulunan
Sultanlar'ımız bizim yolcularımız değil bizim
yağmurlarımızdırlar. Onlar yağdıkca görev yapılır.
And olsun ki, Dünya tohumları yeşerdi. And olsun ki Dünya
Kotları dillendi. And olsun ki dirilikler ilimle
birleştiler. And olsun ki levhi Mahfuz yenilendi. Allah için
bunları size anlatıyoruz ki anlatın diye. Olmadı anlatılır
dağım; anlatılır. Cemaatimiz anlatır.
"Evim Allah'ın" dediğiniz zaman yolunuz aktır bunuda bilin.
İslami Kapılar'ın, güçlü kotlarının öz görevlileri bugün
buradalar. Onları dinliyoruz:
-Anneciğim, Cem olup cennete ulaştık mı bilmem amma yanlış
yapmadığını biliyoruz. Köşk, Allah'ın köşkü. Cennet,
Allah'ın cenneti. Allah, Hak Teknolojisi'nde, birliğimizde
ışık. Ve biz yenilendik. Peki nefsi aştık mı? Aşamadık, anam
aşamadık. Biz nefsi aşamadık. Çünkü biz, lûtufkâr değiliz
herkesi istemeyiz. Sanılır ki biz başkayız. Unutmamalıyız ki
her bedenli birleşiktir "diğer" dediklerine. Yani "ben
farklıyım, onlar farklı" derseniz Yaratan'ın tabiatına
aykırıdır yüreğiniz. Umut kutsal bir gözdür. Amma mutlu ve
umutlu olmak, Kutsal Işığın gücüyle, ümmi tabiatın
kürsüsüyle olur. Tanrı der ki, "Levhi Mahfuz bilgidir."
Tabiat der ki "yenilendim." Diri olan der ki "hak ettim."
Nahar, RA-KA hepsi BİR'dir amma korumak gerek yürekleri.
Korumak gerek.
Olmazsa olmaz olan Nahar'ın gücünün örtüsünü örtmektir.
Kirle, pislikle yüreklere inenleri görevden geri çekmektir.
Bilmez misiniz ki onlar görev tanırlar ama taşıyamazlar.
Bilmez misiniz ki onlar, çakıl taşlarını taşıtmazlar. Bizse,
her birini taşırız.
Umman, Turkuaz Göz'le dillenir. Yol, Allah'ın yoludur;
Kutsal Gücün kürsüsüdür ve biliriz ki meşale diriliktedir.
Analar, cabanız boşuna değildir. Bunu kesin olarak biliniz.
Bütün kötülükleri aşacak düzeyimizle hep sizinleyiz. Ve size
her bilgiyi bildiren o yoğunlukların yüksek gücüyle Birleşik
Kaideleri yaratmaktayız. Birleşik Kaideler, dirilikleri
güçlendirecek; Birlikler'i kürsülerle birleştirecektir.
Altın tepside sunduk bilgiyi size yine. Ve yine bu bilgiyi,
sizin yüreğinize kattık. Ve yine sizi, size insanlık soyu
için dinlettik ve yeniledik. Yargısız olmak için. Bunu
mutlaka bilin. Yargı, yolu kapar. Analar muhakkak bilin ki
yanlış yapıldığı zaman, bütünün kürsüsünde yapılır bu
yanlış. Ben varım; hak ettim; hatayı affettim Dağım amma
baştacı olanların, hatasız olmaları gerekir. İlmi bilenler,
insanı muhakkak bilecekler, insanı bilenlerse tabiatı
bilecekler. Tabiatı bilenler reşit olacaklar. Reşit
olacaklar; Rahmi bilecekler ve Rahmi bilenler, muktedir
olacaklar. Olup olacakları işte bu... Ve muktedir olanlar,
muktedir olup yürek olanlar, ruhun huzuruna varıp ışık
yakanlar, kelimelerini kendi yüreklerinde dilleyecekler. Ve
tabiata katacaklar.
Umut mutlaka olsun. Muhakkak Kutsal Gün güçlensin ve bilgi
hak edilsin. Muktedir olmak, Kutsal Işık yolunda olmakla ve
kural çiğnemeden yücelere ulaşmakla gerçekleşir. Ama
kapıları kapattığınız zaman, BİR'in sayfaları da kapanır.
ıÜüVe BİR'in sayfaları kapandığı zaman Düzen kapanır. Düzen
kapandığı zaman, teknik olarak dünya, kendi yoğunluk
sisteminin, kendi diriliğinin ışığının söndürülmesini talep
eder. Doğanın gücünü tanıyan sizler; doğumu bilen sizler
muhakkak ölümü de bilirsiniz ve anlarsınız. Ölüm, muhakkak
bedenin ölümünden de öte bir ölüm haline gelir. Ölüm,
doğanın ölümüdür. Ve sizden isteriz ki doğa öldürülmesin.
Doğayı kim öldürür!? yürekler...
Dağlarım, bizim için herşey çok net olarak; çok açık olarak
bilinir. Ama sizlerin herşeyi net ve açık olarak anlamanız
zordur. Dünya önemli bir kontrol kotu olarak yaratıldı. Bu
yaratılış sayfasında binlerce "Maşuk" yenilendi. Herkes;
kendini, kendinden üstün kendini ve kendi yüceliğinin
diriliğini anlamaya çalıştı. Bunun neticesinde "7. Dünya
Günü" devreye alındı. Bu dünya, yeni bir dönemin
başlangıcındadır. Ve bu yeni dönemde dolu dizgin çalışmak
gerekir. Eğer ben, bana ne düşüyorsa yapıyorum; başkasının
ne yaptığı önemsizdir diye düşünürseniz maya olamazsınız.
Zamanın Gücü'nü anlayamazsınız ve sıkıntı yaratılır. Bu
sıkıntı herkese herkesin yüreğine iner. Sizden dileriz ki
dünyanın tabiatını kendi yüreğinizden dinleyiniz. Dünya
tabiatı size kendi yüreğinizden ses verir. Ve der ki, "anam
beni dinle. Ben sana senin yüreğine bakıyorum. Sen çalış ki
ben hak edeyim. tertipleneyim, yüceleyim. Çünkü senin yolun,
benim koyuluğumdur.. Sen, bana ben olup indikçe ben varım.
Ve ben Allah için varım. Çünkü ben tohumum." Bunu der size
Tabiat. Ve tabiatın yolu, bütünün yoludur.
Unutmayınız ki gölün gücü, görevin kürsüsü değil, yüceliğin
gücüdür. Yüceliğin gücünü, hakikiyetin gücü olarak görüp
bilirsek; o teknikle yolu buluruz. Kim zarar ederse, onun
kotları teknik olarak çercevelenir ve tabiata kayıtlanır.
Çerceveli biçimde kayıtlanır ki tabiat ondan zarar görmesin
diye. Ama eğer ki sizler, görev gereği bütün kötülükleri
aşarak bütünü güçlü biçimde yoğunluğunuza çekebiliyorsanız
insanlık için yaptığınız görev tamdır ve haktır. Bu
nedenledir ki dileğimiz her dirinin kendi yüreğinde tabiatı
güçlendirecek düzeye varmasıdır. Buyurun, tabiattır önemli
olan insan değil. "Herşey insan için" demişti ışık. Ama
dağlarım tabiat içindir herşey. Eğer tabiat yoksa insan dahi
yoktur. Bu da unutulmasın.
Dünyalılar, "Levhi Mahfuz" dediğimiz, ilimdir. Bu ilmi
bilmeyen, yolu bulamaz. İçim dışım birse benim, ben toplum
için çalışırım. İçim dışım bir olmazsa yolum olmaz. Nefsi
aşamam. Bidayette dahi dillenemem. Allah için ben tabiatım.
Nur, ruhun huzurunda görev taşısın isterim. Önemlidir
bunlar! Yarım çok önemlidir! Muhakkak anlamanızı
istemekteyim. Açık açık bildirdik herşeyi. Çok net
bildirdik. Birleşin istedik. "Allah için birleşin" dedik.
Ama BİR için değil mi herşey. Lütfen! lütfen yarım! Hak edin
de BİR olun; dillenin. Ben zarar vermem hiç bir yüreğe.
Çünkü, ben sevgiyim bunuda bilin. Sevmesem sizle birleşir
miyim!? Sevmesem, sizi hak etmek istermiyim!? Sevgi olmazsa
"yürek" olur mu!? Yürek ışık yakar mı!? Sizden isterim ki "Turkuaz
Göz"ün gücüyle birleşin. Doğum anı geldiğinde; o gün bizimle
olun. Hani dersiniz ya "eti olmayan, yolu olmayandır."
Yavrum, biz sizin etiniziz. Sizin yüreğiniziz bunu da bilin.
Siz neyseniz, biz oyuz. ıÜüVe bugün, cümle yüreklerle bir
olmak ve sizle birleşmek için buradayım. Kendini kendinden
üstün kendinde dillediğini sananlara da deriz ki, "siz, siz
olun kendiniz olun. Kendinizden üstün yoğunluk yoktur. İlmi
bilen, kendinde kendini anlar ki biz kendimizi anladık.
Umut, Turkuaz Göz'ün gücüdür bilin. Melek olmak, maya
tuttuğu zaman mümkündür. Şu anda her yürek kendini anlayacak
düzeyde değil amma altın tepside bilgi veriliyor size bilin
diye. Işık sönmez çünkü biz varız. Rehin kalmazsınız çünkü
biz varız. Mezar açıldı, açıldı artık mezar. Her dirinin
kendi yüreği açıldı"
- Analar, Merkez Kabileler, Merkez Kadim Tertipliler size
yüreklerini dillettiler. Onlarla biriz şu anda.
- Anlamı var mı bu çalışmaların diye sordular. Halk sordu,
"anlamı var mı bu çalışmaların?" Rükuya eğilenler sordular.
"Anlamı var mı bu çalışmaların!?" Ve kantar bizde. Bize
sordular "anlamı var mı bu çalışmaların!?" Toplantıların ne
manâsı olduğu soruldu bize. "Var mı anlamı bu
toplantıların?" Etki alanımız güçlü, yüreğimiz güçlü,
hakikiyetimiz kürsüde. Biz, BİR'iz. Öyleyse var. Neden var?
Levhi Mahfuz yazıldı. Yazanız; ışığı yakanız; özün sözünü
söyleyeniz. Öyleyse var.
Analar, gelin. Bir tek ak kayıt yaptık. Bu ak kayıt, yüreğin
kaydıydı. Ve o "yürek" kaydı, bizim yüreğimizdeydi. Daha
sonra bu kaydı, yüceler cevheri, bizim yüreğimizden çıkardı;
kendi yüreklerine kayıtladı. Toprağın gücünü aldılar;
geçtiler, indiler yüreklere. İşte bu... Yapılan budur. Bugün
burada bulunan her yürek, ağır yükü taşıyacak düzeydedir. Ve
biliyoruz ki bu ağır yük, teknik olarak taşınır. Çünkü bu
ağır yük birliğimizin gücüyle taşınıyor.
Ben bedenli olarak yaptığım bu çalışmada bütünlüğün gücüyle;
her bir yüreğin kürsüsüyle çalışıyorum. Onların hepsi
uludur, hepsi yoğundur bizimledir hepsi de. Analar, dünya
temizliği başlatıldı. Bu temizlik öyle bir temizliktir ki
kervan hepimizi taşıyacak düzeye ulaştığı zaman, bu temizlik
tamamlanacak. Biz, nefsi aşarak bu çalışmayı başlatırken
"BİR" olabilecek olan dürümleri sevgiyle kucakladık. Ve
onlara çalışmamızı anlattık; geçiş yapmalarını sağladık.
Herkes geldi mi!? hayır. Aşağı yukarı 8-10 dirilik geldi
bize. Ve daha sonra bu dirilikler bütün kötülükleri
aşırttılar. Ümmi tabiatı güçlendirdik. Tabiatın kürsülerinde
ışıksız olanları, Birleşik Kaynağa aldık. Hepsini
yoğunlaştırdık. Cemaatimiz öyle güçlendi öyle güçlendi ki
bütünlüklerin gözü bizim cemaatimizin gücünün üstünde ki o
yoğunluklara takıldı, taşındı ve dendi ki "analar olur da
bir gün oralara ulaşırlarsa, yürekleri mutlak dinlerim." Ve
geçiş izni verdik. Geçirdik hepsini o yoğunluklara. Ve dedik
ki "hadi dinleyin." Ve gördüler bizi, bizim yüreğimizi,
bizimle oldular. Onursuzluk değil bunlar. Onlar bizden öte
mi? Yoo hayır. Ama biz, onları ötelere ulaştırdık. Nur
huzurun kotuysa eğer, bizim ilmimizde bunlar olur. Ve biz
bunları yaparız. Çoklarına da deriz ki "sen cümle cemaatin
gücünü al ve bil." Var mı? Var... Bilir mi? Bilir. Altın
tepside bildiririz her bilgiyi. "Bu bilgiler uluorta verilir
mi?" dediler. Verilir... Uluorta verilir. Çünkü bu bilgi
bütünün dilidir. Bütünün dili, diriliğinin gücünün örtüsünü
örtecek bir yüceliktir. Din mi!? Yoo hayır değil. Tabiat;
bize, bizim lehimize kendi yüceliğini kattığı zaman bu,
BİRLİK'tir; başka bir şey değildir.
Ve biz onlara Levhi Mahfuz'daki yaratıcılığı anlattık.
ıÜüSözünü ettiğimiz yaratıcılığı bilecek düzeyde olanlar,
teknik olarak düşündüler ve dediler ki "olur mu; olmaz böyle
bir şey! Olmaz!!!... Levhi Mahfuz insanlık için bir ışıktır
ama Levhi Mahfuz'u yazan insan dışıdır." Canlar, insandır
yazan bunu anlattık... Anlattık..., anlattık..., anlattık ve
neticede anladık. Biz de anladık. Çünkü biz de anlatandık ve
anladığımızı anlatabiliyorduk. Onlar da anladıklarını
herkese anlattılar. Netice şu, bilindik. Birleşik ışık
bilindi; Göz bilindi. Görev anlaşıldı. Sultanlar dediler ki
"olmaz bilemeyiz insanlık bilmez bunları." Ah! değerliler
ah! Binayı yıksalardı kıpkızıl bir dünya olurdu. Ve o
kıpkızıl dünya, bütün kotlarının kürsülerde olduğu bir
dönemde cümle cemaati kısırlaştırırdı. Varın deyin onlara,
"oldu." Allah için oldu ve herşey yenilendi. Ve yenileniş
gerçekleşti.
Taşı yaratan der ki "oldu." Duran, Turkuaz'dan değil ışıktan
durdu. Alan, Turkuaz'dan değil yürekten aldı. Anam, Allah
kendinden kendini yarattı. Ve bugün buradayız. İlmi bilmeden
yüreği bilmek imkansızdır. Üzerimizdeki görev taşıyıcılığı
bizimdir. Meşaleyi biz aldık; yargı bizimdir. Din bizdedir;
ilim bizimdir. Muhakkak göz bizimdir. Görüp dinlemek,
dillemek bizdedir. Canlar insan, BİR'i dilleyen, yolu
dilleyendir. O bizdir. Kimi der ki "ben varım." Yok, yavrum
var olmak için maya olamak gerekir. Turkuaz Göz'e diri olmak
gerekir. Allah tektir. Allah için meleklere mektep
kurdurduk. Dedik ki "hadi mektep aç. Dinle ben tabiatım."
Onlar dediler ki "Allah'ın dediğidir olan." Kuran-ı Kerim
der ki, "Ata Katlar'da ışık yoksa yol olmaz. Ocaklar sönerse
insan olmalıdır ki ocakları yaksın." Canlar, elden geleni
yapın da başarın. Başınız eğilmesin. Muktedir olun. Kürzün
ışığı bize sizi anlattı. Ati, bize bizi anlattı. Nefis
aşıldıkça ışık olunacağını anlattı. Canı anlattı; cemaati
anlattı. Kul olmanın geri dönüş olmadığını, hak ediş
olduğunu anlattı; cümleyi anlattı. Muhakkak umutla anlattı.
En önce rüyanızı anlayınız. Rüyanız, sizi size verir. Sonra
yoğunluğunuzu artırınız. Kutsal Kaynağa ışık yakacak olan
Turkuaz Göz'e ulaşınız. Size, sizi anlattır. Daha sonra
müşahitlerle dilleşiniz. Sizi size anlatırlar. Ve Yaratan'ın
kayıtları olan RA-KA'ya varınız, siz olunuz. Orada, sizin
dışınız sizde siz olur. İşi başardığınız zaman; bedeniniz,
size sizin yüreğinize Hak olur. Beden, meleklerin mektubunu
okur. O mektup yürekte yüceliklerde hep vardır. Nefsi aşan
her yürek kendini dinler kendi yoğunluğunu diller. Lütfen,
herkes kendini anlasın. Bize, bizden öte bir BİZ yok. BİZ
varız, bunu bilin bunu anlayın. Bize bizden dışta bir BİZ
yok. Bizden, Hak Tekniği'yle yaratılan bir BİZ var ki o
BİZ'dir.
Deşifre eden: Cafer Pelen