07.04.2008
Tarihli RA-KA Tebliğ
LA-HİM. Kuru, kırık her ne iseniz bizimle kayıt yapın. LA-HİM.
Şekil kapılarını açtık ve sizinleyiz. Her kim olursanız
gelin. Gelin de bizimle kayıt yapın. LA-HİM. Keşke bilgiyi
dilleyenler, bilgiyi kendi yoğunluklarında dinletebilseler.
Altın tepside sunuldu bilgi size. Her bilgi, herkesin
ışığını kendi yüreğinde taşıyan için ak tohum olarak
bildirildi. Allah için bilin; İslami Kotlar'ın hepsinde göz
var. O gözler, bütün kütlenin gücünü taşır. İstekli
olduğunuz sürece yüreğinizde güç olur. Ve sizin bütün
kötülükleri aşacak düzeyinizde birleşim olur. Ailenizin gücü
arttığı zaman, yol açık tutulur. Ve Birlik Katları'na ulaşan
her yürek, Allah için kendini, kendinden üstün olan,
kendinde dinler.
Allah, Din İlmi'ni bize anlattı. İlmin, akıl taşıması
önemlidir. İlmi Hak edenler, aklı hakiki olanlar olduğu
zaman yol, tabiatın gücünü alır ve hak eder. En önemlisi de
yüreğinizde ışık söndüğü zaman, yüceliğinizin kayıt dışı
kalmasının muhtemel olduğudur. Eğer ki ben, etki alanımı
genişletirsem; yüreğimi, kendi yüceliğimin gücünün örtüsü
olarak her diriliğe katabilirim.
Anacığım, nefsi aşıp geldik yüreğine. İsmaili Kaplar'ı alıp
geldik. Bu kaplar, bütün kotlarıyla senin yoğunluğunu taşır.
Anacığım, Cumartesi günü senin yüreğinde "Birleşik Göz"
vardı. O Ana Kapı'yı açtın. Sol sayfaları okudun. Sonra sağ
sayfaları okudun ve yeniledin yüreğimi. Ve daha sonra ekmek
aldım yoğunluğundan. O ekmek benim için çok özel, çok
güzeldi. Anacığım, can anam, etki kotların çok yüksek.
Burada, bütün kotlarımızla senin yoğunluğundayız. Çoban
olmamız, sayfa sayfa ışık olmamızdır.
Bilmektesin ki yanlışsız bir dönem açıldı. Bu dönem, insan
soyuna görev olarak dinletilmişti. Ve bu dönem, Atlanta
Tabiatı'nın 7. dünya gözünü açabileceği bir dönemdir. Etki
kapların çok güçlü. Ve bu kaplardaki ışık çok güçlü. Emre
itaat ettik ve senin yoğunluğuna indik. İslami Katlar'ın en
büyük kötülüğü önleyeceği bilinir. Ve bu büyük kötülük,
Turkuaz Göz'ün gücünün huzura ulaşmasıyla, kötülüğün
aşılması imkanı olacaktı ve başarıldı. Allah dedi ki "OL."
Sultanlar'ın her safahatında bu ses vardır. "OL" der.Varın
bilin ki, teknik olan bu çalışmalar bilginin tabiatına
aykırı olmadıkca yürek ışır.
Sayfa sayfa sizinleyiz. Her sayfada bilgi var. Ve bilen,
kendi yüreğinden bilir ki, bu bilgi de 40 kapıda ışık yakar.
Anam, neslim senin yüreğinde; bedenim senin yoğunluğunda ve
ben senim. Allah için ben, senim. Eğer ben, Turkuaz Göz'ün
gücünü kendi yoğunluğumdan dinliyebilecek düzeye varamamış
olsaydım bugün sizinle olamazdım. Eminim ki, "Turkuaz Göz"
yüreğin gücüdür.
Viraneler var ki onların 40 kapıda ışıkları sırdır. Ve o
viraneler, Birleşik Kaplar'ın gücünü alıp yoğunlaştıkları
zaman Kuran okuyacaklar ve cümle cemaatin gücüyle
dilleşecekler. Muhakkak bunlar olacak. Allah der ki, "işgali
kaldırdık. Yol, Allah Yolu; hadi geçin." Anam, Allah der ki
"OL". Olmazsak ne olacak? Çakıl taşlarıyla birleşir;
yürekleri diller miyiz? Yoksa teknik olarak mı geçiş
yapılır? Bize anlat...
Ekmek; Sistem, Nizam ve Düzenin görevini taşıyanların
yoğunluklarında yere indi. Bu ekmeği bilen sizi bildi. Nisa
Kapları'ndaki güç yenilendi ve Levh-i Mahfuz'un gücüyle
dilleştik.. Anam, Allah için bize kendi yüreğini dinlet.
"OL" de, olalım. Omuzlarımızdaki yük çok hafifledi şu anda.
Çünkü sayfalarını okuyabiliyorum. Yüreğindeki ışıkla bu
bilgileri açıklayabiliyorum. Benim diriliğimdeki güç,
hepimizin yüreğindedir.
ıÜüBizim zamanımız geldi. Bizler, teknik kotlarımızı ışık
kapılarına getirdik. Yüreğimizi dinlemekteyiz. Evrimsel
sanal dava bitti. Artık evrensel dönemlere geçiliyor.
Evrimsel sanal dava Allah'ın davasıydı. Ama bu davayı,
Turkuaz Göz'ün gücü, kendi yoğunluğunda bitirdi ve
yenilendi. O der ki, "neslimizi artık kendi yüreğimizde
taşıyabiliyoruz." Öyleyse 7 doğumun en güçlüsünün, bilgi
kaynağımızda olduğu kesin.
Dini Teknik, Allah'ın tekniğinde, her zaman gözün görmesini
sağlayacak düzeye ulaşmayabilir. Amma tabiatın gücü, o
yoğunlukları yeniler ve yeniden dünya gözüyle her bir
yüceliğini dinleyecek bir tür devreye girer. Bu tür,
imparatorluğun türüdür. Ve biliniz ki yenilenme budur. Aklı
almaz insanın bunları.. Ama biliyoruz ki aklı alacak; yolu
bulacak olanlarsınız.
Eğer biz size "işgali kaldırdık" dedikse; İşgal, dünün
işgali değil yolun işgaliydi. Allah için bütün
açıklamalarınızı size, bu cemaat için değil, bütünlük için
yapıyoruz. Bilmektesiniz ki, yanlışsız bir dünya gücünün
dinlenmesi gerekiyor. Bu güç, Din-i Allah olanın yoluna,
aklı olanın yüceliğine, yüreği kütle olanın yoğunluğuna
geçtiğiniz anda, işinizi başarabileceğiniz bir davayı İlahi
güçle size anlatır.
Yarın ne olacak? Bunu soran o kadar çok kişi var ki. Yarın
ne olacak? Yarın Ata Kotlar düzene gelecekler ve dümene
geçecekler. Onlar, Levh-i Mahfuz'un gücünün gözü olarak,
dünya dümeninde, bütün kotlarıyla çalışacaklar. Onlara
"Melek" denir. Onlara, "mezarlığı açanlar", "yürekleri
kotlayanlar" denir. Ve onlar, bildiklerini değil
birliklerini açıklayacaklar size. Ve diyecekler ki, "işte
bu... Olan budur." En önce Turkuaz Göz'ün gücüyle çalışanlar
bu çabada yüreklerini dinleyecekler ve dara düşürmeyeceğiz o
canlılarımızı. İmparatorluğun gücünün dümene geçmesinden
sonra, tüm soylarımız ve yolcularımız Birlik Katları'nıza
inecekler. Ve bütün körler, kendi yüreklerini dinlemeye ve
kendi koyuluklarını, çalıştırıcı olarak kendi yüreklerinden
düzene vermeye çalışacaklar.
En elden bir tek gün için çalışmaktayız. Ve bu gün, bütün
kötülüklerin aşıldığı bir gün olacak. Biz; bedenliler,
bedensizler ve her yüce, cemaatiniz ve bütün cemaatler ve
bütün kotlar işte bu... Yenilendik. Allah'ın tekniği, Hak
Tekniği'dir. Bu teknik, tabiatın korkunç bir Güneş Gücü'yle
dillenmesi neticesinde, Ak Tabiata görevli olanlara cevher'i
indirir ve yolu açar.
Evin Allah'ınsa yüreğinde kınanış hiç kalmaz. Eminim ki
kınayan olmayacak. Çünkü yüreğiniz ışık.... Eviniz zararı
önledi. Yüreğiniz ışığı güçlendirdi. Birliğiniz davayı hak
etti. Cennet'in cümle yücelikleri BİR olup, sizin
yüceliğinize indi. Altın tepside sunduk bilgiyi
yoğunluğunuza. Ve bu bilgi, bizim için önemlidir.
Canlar, cemaat; yüreğinizi alın ve akın. Akın ki, yol
Allah'a gelsin. Siz ve sizin yüreğinizdekilerin de bu
akışta, Sultanlıklar'ıyla size kayıtlanmaları şarttır. Eğer
onlar, kervanın gücünü anlayacak düzeye varırlarsa, kervan
ocaksız kalmayacak. Nisa Kapları'nı aldın aktın. Bu kaplar,
Nisa'nın kaplarıydı. Muhakkak biliniz ki, "Nisa" dişil
gözdür. Eğer siz, o gözün gücünü anlayacak düzeydeyseniz;
Kutsal Kaplar'ın size ait olduğunu da anlayacak güçtesiniz.
Nisa bütün kotlarıyla size kendini tanıttı ve cevherini
kendi yoğunluğunda dilledi.
Eski Dünyalar, bugün sizdedir. Ve yenilikler, yine sizde
yere iniyor. Cevher yine sizinle birliktedir. Ve biz, size
iyilik verdik. Asla kötülüğünüz olamaz. ıÜüÇünkü sizler
kötüyü önleyensiniz. Işık, Yaratan'ın gücünü alır size
ulaştırır. O ışıkta, bilginiz güclüyse, cemaatinizin
kütlesinde, safahatınızda, yolunuzda kırılış kalmaz. Aslı
olanın gözü açılır. Ölüm Allah'ın dediği amma, ölenin gücü
yanlışsız bir güçse eğer, yüreğimize iner. Ve o bize, bizim
yüreğimize, tabiatın kotlarıyla girer. Allah der ki, "içi
dışı bir mi? Eğer birse bize verin. Ama değilse bizsiz
olsun." İçi dışı bir olan İsa olur, Muhammet Mustafa olur.
Sultanların sultanlığında tüm insanlar için çalışır. Ve eğer
ocağı sönmüşse yolunda kutsuzluk kalır.
Allah için size herşeyi anlattık ki hatayı affettiğimizi
bilin diye. Evrimsel sonsuzlaşımın, Yüceler Cemaati'ne
bildirdiği en büyük ğöz, "Teknik Göz", Ak Tabiat Gücü'dür.
İşte dağlarım size sizi verdik. İşte dağlarım size, o
diriliklerdeki o yürekleri verdik. Şimdiden öte bir şimdide
ve her diriliğin kayıtlarında mevcut olan o güçte, içi dışı
bir olanlarla çalıştık. Ayrı gayrı gözetmeyen, Kervan'ın
Gücü'nü dilleyen, yüreğinde hakikiyet olan, ve tur attıkca
Tur Katları'ndaki o toplumlarla dillendikçe Sistem
Devreleri'nde ışık yakan bilgelerleyiz.
Analar, ilmi bilmek ayrıdır, ilmi dillemek ayrıdır. İlmi
bildikçe dinlersiniz de dilleyecek düzeyiniz yoksa
Yaratan'ın tohumlarını yeşertmek imkansızlaşır. İyilik,
Allah'ın tabiatına uygunsa iyidir. Eğer iyilik, tabiata
aykırıysa kötüdür. O halde iyinin, kötünün hakikiyetini
anlayabilecek gücünüzün muhakkak olgunlaşması gerekir. Size
deriz ki "olur". Ama olmaz. Neden? Herkes şunu anlamalıdır
ki, olacaksa, olmalıysa, Kutsal Işığın gücünde o yoğunluk
ışıyacaksa, bilgi haktır. Olmayacaksa, ve o yoğunluk
Allah'ın toplumuna ışık yakmayacaksa, o bilgi hakikiyetsiz
bir bilgidir.
Size önemli bir dünya davasından söz etmek isterim.. Bu
dava, hepimizin davası değildir fakat yaşlıların davasıdır;
yaş almışların davasıdır. Bilmek isterseniz anlatayım.
Yaşlı, genç hepimiz biriz ama yaş alınmaya başladığı zaman
"bunama" dediğimiz sayfa başlar. Bu sayfa, hepimizin
kürsüsünde ışık yıkar. Neden? Çünkü o sayfalara, Kutsal
Gün'ün gücü inemez. İnse de ışık sessizleşir. Ama biliniz ki
o, yine bize aittir. O, yine bizim yüreğimizdedir. Allah
için size şunu anlatmaya çalışıyorum. Bu dünyada yaş almaya
başlayanların, kendi Bellek Kotları'nın koyuluklarla
dolmasının önemli olduğunu ve yol açmalarının önceliği
olduğunu anlamalarıdır. Açıkca, hepinizin kendinizi, kendi
yüreğinizi yetkin biçimde çalıştırmanız gerekir ki,
belleğinizin gücü azalmasın.
Savaş başladı. Herkesin savaşıdır bu savaş. Bu savaş bilgi
savaşıdır. Bilenin, sayfalarının görev taşıyıp
taşıyamayacağı savaşıdır. Eğer sizler, "biz bu görevi hak
ettik" derseniz, kendinizi yetkin biçimde çalıştırmalısınız.
Kulluk böyle bir şeydir. Eğer ben yaşlıyım, benim ışığım
söndü diye düşünürseniz, onlara dediğimiz gibi size de
deriz. Yine siz ve yine biz BSUİ'nin gücünü alırız; 7
doğumun geçişini yaparız; cevheri cennete katarız; yolun
hakkını biliriz ve tabiata ecel gelmeden gireriz; sizinle
birlikte çalışırız. Böylece yolunuz aydınlanır; bunu bilin.
Allah için size herşeyi anlattık. Anlamak muhakkak
yüreğinizde mevcut olan görev güçüyledir. İyi ki Yaratan'ın
tabiatına aykırı olmayan bir yücelikle çalışıyoruz. İyi ki
kotlarınızın ışığı çok iyi.. İyi ki yol Allah Yolu ve siz,
Allah'ın tekniğini kendi yüreğinizde dilleyecek
dürümdesiniz. İçimiz içinizdir; yolunuz yolumuzdur;
yüceliğimiz yüceliğinizdir.ıÜüTekniğiniz tertibimizde
mevcuttur. İyi ki Allah'ın nesli, aklın tertibiyledir. İyi
ki yolun umutlu, huzurlu oluşu; bütünlüğünüzle
cemaatinizledir. Amin... Şimdilik bu...
Dağ, hoşgeldiniz. Kuran okumaya başladığınız zaman o
Kuran'ın gücü, hepimizin gücüdür. Bu kesindir. Kuran
bilgidir; hepinizin bildiğidir ama çoğu, Kutsal Kayıt olarak
bilir Kuran'ı. Levh-i Mahfuz mu!? Hayır, hayır Levh-i
Mahfuz'un cevherindeki ışıktır Kuran.
Dağlarım, bilgi almak zordur ama, bilmek daha zordur.
Herkese bilgi verilmez. Verilen, Allah için o bilgiyi hak
eder. Ha! bir de seçip alır. Nasıl olacak? Ben aldım, oldu
mu!? Hayır. Bu bilgi benim için seçimliktir. Ben, bu bilgiyi
ya alırım ya almam. Şu anda gelen yürek, bana bildirdi ve
dedi ki, "ben bildim. Al OL." Ve ben kendimi anlattım. O da
dedi ki, "hak tertibinde ben de varım. Hakikiyim. Ve Dağım
ben, Mustafa'nın gücünün dilinden daha güçle olan dille
dillenebileceksem; ben, kendi yüreğimi dinlemeliyim. O halde
Din Tekniği, Allah Tekniği değil midir? Hayır değildir. Din
Tekniği, kütle katlarındaki gözün tekniğidir. Ben derim ki,
Allah'ın Tekniği, yüreğin tekniği, hak edenin tekniği,
birliklerin teknikleri hepsi ayrıdır. Ve ben, Allah'ın
toprağa indirdiği gözüm. Bu şu anlama gelir. Körün gözü
değilim. Güçlüyüm ve birleşenim. Bana, benden farklı
olduklarını söyleyenler gelirler ve derler ki, "sana seni
anlatalım." Ama onlar, beni bana değil yüreklerini
anlatırlar. Ben onlara, yüreğimi değil onları anlatırım.
"Nasıl olur?" diye sorarsanız, bedeni hak ettiğim içindir.
Şu anda, Beden bana aittir. Ve ben, bu bedenin gözüyüm.
Beden, bilgiyi alır dinler. Birlikte dinleriz. Bedenim
dinler, yüceliğim dinler. Ve bilgi bana benden bildirilir.
Dava, Allah Davası yarım. Herkes bu gücü bilir. Ben bu gücü
sadece ve sadece dinletenim. Ama bendeki bu güç, her bir
yücede de mevcuttur. Siz, bana beni anlatmak amacıyla
geldiniz, yüreğinizi dinlediniz. Ben de size kendi yüreğimi
anlattım. Fal bakmam hayır bakmam, neden bakayım ki!?
Bildiğim Allah'ın dediğidir ve bilinir. hepsi bu... Niye
bakayım ki!?
- Anacım, ben sana seni anlatıyorum. Bana şimdi beni anlat
bakalım.
- Dağ, Teşkilat senin yüreğini dinledi. Şu an buraya
gelişinin amacını bilmekteyiz. Kitle, kutsal bir göz mü?
Yoksa, Hak Teknolojisiyle kotlanan bir ışık mı? Can, bütün
kotlarınla buradasın. Ve bu çalışma yücelerin cemaatinin
gücünü artırmak için yapılan bir çalışmadır. Öyle mi? Yoksa
aklın tabiatına güç katmak için mi yapılıyor!? Bunu dahi
anlamadın. İnsan etki kotlarıyla herşeyi anlar. Ama senin
anlama imkanın yok öyle mi!? Öyle... Şimdiye kadar her gelen
Allah için geldi. Ve bilgiyi veren akıl ile verdi. Ve her
gelen bize BSUİ'nin gücü için geldi. Ama görüyorum ki bugün
bize gelen yürek, Kervan için değil, İlim için değil, ikna
olun ışık içinde değil, kendini dinletmek için geldi. ıÜüOnu
biz saygıyla selamlarız ama kervanın gücü ocağında yoksa,
kütlenin kürzünde de yoktur. Ve o kürze dahil olmadıkça
bilgi çalışmamıza hak edip yücelik kayıtlayamaz.
Önleri ardları bir sel onların. Muktedir oldukları için
bilgi kayıtlarınızı okumalıdırlar. O kayıtları okusunlar;
bilgiyi alsınlar. Cevherdeki ışığı kendi yoğunluklarıyla
dinlesinler. Eşkali bilinmeyenleri dahi yüreklere
indirsinler ve yenilenip gelsinler. Yoksa şekil kapları,
onların gücünü Kuran okuyacakları sayfalara iter. Ve oradan
daha ötelere, daha ötelere... İşi, muhakkak başarmalarını
dilerim ama şu anda başarı yok. Bu dahi onlara verilen bir
güçtür. Artık geçişlerini yaptırın; yüreklerini onların
yoğunluklarına kayıtlayın ve ümmi toplumlara verin onları.
Daha sonra yetkinleşsinler ve cümle yücelerle birleşip yeni
doğumlara, yeni kotlara gelsinler. İşi muhakkak
başarmalarını dilerim.
Kim, insan soyuna Işık İlmi'ni dinletirse o, birliğimize
dahil olur. İşi, muhakkak başarmalarını dilerim.
Kendilerini, yüreklerini ve cevherlerini ocaklarına
bildirin. Onları, kendi kotlarıyla, gözü görenlere, hak
edenlere değil; hak edecek olanlara verin. Şarkıları
okunsun; kuranları dinlensin. Cemaatleri güçlensin; bilgiyi
alsınlar ve bize dönsünler. Allah için bugün buraya ulaşan
onlara, ayakkabılarının içine dahi o bilgileri
sakladıklarını bilerek geri dönmelerini dilediğimizi
bildirmekteyiz. Onlar, tüm bilgilerimizi alıp kendi
yoğunluklarına gizlediler. O bilgiler, hak edildiğinde
ışıktır.
İşte, işte yarım, işi başaramadığınızı size bildirdik. Şimdi
geçin: yollara, ilmi dinleyenlere, huzura ulaşanlara
kendinizi anlatın. Ama kimse sizi dinlemeyecektir; bunu
bilin. Nedenini çok açık olarak size bildirdik. Altın
tepside değildi bilgi; yürekteydi. Ve biz, o yüceliklerin
bildiklerini, hepimizin yoğunluklarında bildik. Bunun
içindir ki bilgiyi hak ettik. Sayfalarınız ışıktır.
Şikayetimiz yok. Yok yarım... Amin.... Geri dönün işte bu...
- Onlar, antlaşmayı bozdular. Bizim dışımızı bizim
yüreğimizle dinlemeye kalktılar. Biz onlara yanlış
yaptıklarını, kendi yoğunluklarını alıp o yolcularla
birlikte çalıştıkları zaman bilgiyi hak edeceklerini izah
ettik. Nerede bizi bildilerse, orayı bizden çıkartmak
istediler. Ve sandılar ki bilgi, kervanın gücünde
yoğunluğunu kaybeder. Oyun oynadılar. Sanki külden üstün bir
külmüşler, yürekten üstün bir yürekmişler ve bizler,
kontrolu olmayan ışıklarmışız, sayfalarımız yıkılmaktaymış
ve biz burada çok küçülecekmişiz gibi... Allah için bina
bizimdir. Bu bina, Allah'ın dediğini diyen görevin gücüdür.
Halkları, tabiata indirmek zordur. Her yürek, hak eder
yüceliklerini tabiata indirir amma tahditler. Bizse
tahditsiz biçimde hak ettik. Ve yoğunluğumuzu tabiata
indirdik. Özün sözü şudur ki, tabiat bizsiz değildir. Bizim
yüreğimiz, tabiatın yoğunluğunda görev taşır.
"İslam-i Kotlar" dedikleri o yoğunluklar, bilgi
kayıtlarımızı kendi yoğunluklarında dinledikleri zaman bu
bilgilerin, kürzün ışığını söndürebileceğini sandılar.
Unuttular ki biz ocaktık. ıÜüUnuttular ki biz huzurluyduk.
Unuttular ki biz, meleklerin mektubunu değil hakikiyetini
bilirdik. Bunları unuttular ve görev istediler.. Biz onlara,
kervanın gücüyüz diye güç kattık ve dedik ki "hadi
Yaratan'ın tabiatını dinleyin. Doruk, Allah'ın topluma
verdiği gözdür. Hadi dinleyin." Evim "OL" der; teknoloji
"OL" der; yol "OL" der. Umutlu olmayan OL'amaz. Ve şimdiye
katkıları olmayan onlar, şimdiyi; kendi yoğunluklarına,
kendi koyuluklarına katmaya indikleri zaman; cemaat, görevi
onlardan aldı. Allah için aldı. Allah'ın tabiata aykırı hiç
bir yoğunluğu olmaz. Aldıysa gerekliydi. Şu anda şeklin
kotlarından çıkan onlar; bütün kütlelerini, Kutsal Gün'ün
gücüne katmaya kalkan onlar, birlikleriyle Kadim Kaplar'dan
kendilerine ait olanları almak için çalışmaya başladılar.
"Evim Allah'ındır" diyebilir miydiler? Hayır... Evim
Allah'ındır diyemediler. Diyemezlerdi de zaten. Çünkü Kutsal
Işık onların tohumlarını kurutmuştu.
Allah; namazın, niyazın gücünü dinler amma namaz, niyaz,
Allah'ın kontrolu için değil gücü içindir. Varın deyin ki
ocağa, "ağırdır yük. Taşıyacak olanlar insinler." Allah'ın
dediği gibi neslimizi aldık, yolumuzu aldık, Kuran'ımızı
aldık tabiata indik. tabiat bedenimizdir. Ve biz bu bedende
BİR olduk. İlahi Gün'ün gücünü bildik, dinledik.
Etki..., sakın ha "etki" demeyin. Çünkü etki, teknik bir
tabiat gücüdür. Özü, sözü olmayanlar "etki" diyemezler.
Etki, Birliğin gücüdür. Sözü, sesi olmayanlar Sistem, Nizam
ve Düzen'in görevini dinletemezler. Aman!, aman! sakın ha!,
"etki" demeyin. Eşgali bilinenlere her diri girer. Allah
için girer. Varın deyin "etki", "etki" deyin, çünkü Kutsal
Işık yandı. Deyin amma, teknik temizliğin gerçekleştiği şu
anda deyin. Daha ötelerde 7 doğum yok. 7. doğum, bugün
tohumlarını, Kutsal Gün'ün gücünden çıkarttı. 7 doğumun
saklı tutulacağı bir döneme giriliyor. Hâl böyleyken
Allah'ın Kutsal Gücünün yüreğinde neden ışık sönüyor ki!?
Nefsi aştığında; yolu açtığında Cumartesi günü sana aşkla,
ışıkla gelen o yoğunlukları Kuran diye diye dillediğinde;
niye o gün bizsiz değildin!? Kutsal Gün'ün gücü sensen biz
sensiz olmak dilemeyiz. Ayrı gayrı dediğin zaman;
yenilendik, yine geldik. Ama sıkma yüreğini sıkma. Sen, ben;
ben, sen değil miydik? "Neslini al ve gel" dedin. Geldik.
Şimdi bize niye "git" dersin ki? Cumartesi günü sayfalarını
okudum. Gözüm gördü; dünya tabiatına indim. Işık istedim ve
dedin ki, "eti olmayanın gücü yoktur." Of dağım off, yine
mi!? Yine mi yok!? Bak geldim işte görüyorsun. Erkek ya da
kadın, kibri aştığın zaman bize gel. Allah için gel. Çokları
Kutsal Işığı yıkmaya indiler. Levh-i Mahfuz'u yenilemek zor
denir. Ama biz yenilendik. Yine de bize kendi yüreğini
dinletmeye değil, yazıları yenilemeye geldin. Yeniletmeye
geldin ki, buna gerek yok. Biz, bütün kontrolu sağladık.
Levh-i Mahfuz yetkinleşti. Teknik olarak da bu
gerçekleştirildi ve cevher ışık yaktık. Ve tüm yasalar,
yücelerin candan cennetten kaynağa indirdikleri tüm o
yoğunlukların gücüyle yazıldı. O halde, yasaları
değiştirmenin gereği yok.
Bizim "Atlanta Tohumları"nı kendi yoğunluğumuzla
kayıtladığımız gerçek. Biz tüm çobanların gücünü aldık ve
çalıştık ama Tanrı için sizin gücünüz bizde hiç olmadı.
Öyleyse Cumartesi günü gelen sizler; bugün artık bizden
gidin. Çünkü biz, "evim Allah'ın evidir" diyenlerle bu
çalışmayı yapmak isteriz.
ıÜüUmut, kutsal bir gözdür. Ama Kuran, Turkuaz Göz'ün
gücünden çıktıktan sonra artık mutluluk huzur kalmaz.
Sistem, Nizam ve Düzen görevlileri bize geri dönmek üzere
geldikleri zaman, göz açıp, ses katıp, din kaynağına onları
indirip görev verdik. Kibri aşanlar görev istediler.
Şikayetçi miyiz? Yok hayır değiliz. Nedense, sıla özlemi
dedikleri o özlemle, Dünya tohumları, kendi koyuluklarını
tebliğlerle düzene katmaya çabalarlarken, biz o tebliğlerin
tabiata indirildiği günlerde, bütün kotlarımızla tabiatla
birleşiriz de cümle cümle bütünlükleri güçlendirmeye
çalışırız. Öyleyse 7 doğumun en güçlüsünü yapabilen
yüreğimiz yeniliklerin gücünü de kayıtlayacak düzeydedir.
Yarınları, yaratmak kolay olmaz. İyi İsa, iyi Musa, iyi
Kutsal Güç hepimize ışıktır. Ama iyinin, kötünün gücü
hepimizde kusurdur da. Netice, iyide kötülük, kötüde iyilik
olduğu için biz BİR'iz. İyi de kötü de bizde tektir. iyide
kötü, kötüde iyi yoksa Kutsal Gün yoğun olamaz, güçsüzleşir.
Şıhlar şıhı olsanız dahi hatayı affetmedikce. Melek
olabilmeniz imkanı yoktur.
Ata der ki. "Levh-i Mahfuz gözdür." Sözü, sesi benim
yüreğimdeyse eğer ben, tabiatım. Eğer ben tabiatsam yüceler
cemaati bensiz değildir. Ona ben "OL" dedim. Omuzlarındaki
yük hak etti oldu. Öyleyse, bırakın geçmişi kırıklıkları
hadi dinleşin, hadi dinleşin artık yarım. Canlarım, hadi
yarım bırakın geçsin. Analar, Atlantalılar, korunun! korunun
yarım! biz varız. Biz, cümle yücelerin üremesini sağlayan
biz... İşte yarım şimdi artık ocak yandı. O biz, biz oyuz.
Semaya ses katan Ata, Allah'ın topluma verdiği güçlerin
yüreğindeki o kot. Bizsiz değilsin de onlar, kerim olup
hakim olup bizi yıkmak için geldiler. Kutsal Gün'ün gücünü
bizsiz saydılar. Nefsi aşamadılar. Nikâh kıysak da
yüreklerine, onlar yine kendilerini Tabiattan boşarlar ve
giderler. Niye onlara göz verelim ki!? Ses verelim ki!?
Sevgili Ata. Niye!? Körün gözü yoksa; gücü de yoktur.
Bilirsin sen bunları Ata. Turkuaz Göz'ün gücünde, sayfa
sayfa ışıyan o yoğunluk bizsizse eğer, neden biz ocak olalım
ona!? Neşeyle geldi ama hak etmedi ki yoğunluğumuzu. "Bıçak
sırtı" der bize, bıçak sırtı!... Dava, "bıçak sırtı"
davasıdır. Bunu bilmesi gerekliydi. Nesillerimizi yıkmak,
Birliğimizi yıkmak, bizi yıkmaksa maksadı oğullarımızın gücü
onun gücünün üstüdür. Bilmelidir amma, Ata yine der ki, "herşey
olur, hadi sesleşin."
- Anam, "Atam biz varız" der. Canlar, biz de varız. Dağlar,
biz de varız. Onlarla, onların yolcularıyla ve onların
tohumlarıyla varız. Nefsi aştık ya, yolumuzda
yüreğimizdesiniz ya. Neden bize görev vermediniz? Bırakın
gelelim. Bırakın, biz de gelelim. En elden en önden gelelim.
Bırakın biz de gelelim. Çokları bizi yıktı. Sistem
Devreleri'ni kotlayıp kontroldan çıkarttınız. Bizsiz kalmak
istediniz. "Levh-i Mahfuz" dediğimiz o yoğunluk, sevgiyi
saygıyı diller. Siz de bizsiz olmak istediniz. Anam, kör
sağır değiliz biliyoruz, biliyoruz amma Kadim Kotlar'ın
çalışmalarında bize yanlışlar da yaptırılır. Neler yapılır
bilirsin. Övünmek değil amma ben çok iyiyim sen de bilirsin.
Bırak da sizinle olayım ben de. Bırak da huzurda,
yüreğinizde kalayım. ıÜüHadi dağım bırak da yolunuzda
olayım. Çakıl taşlarımız sizinse, yüreğinizde kayıt olalım.
Kör, sağır değiliz bilirsin. Semaya ses katalım Allah için
çalışalım hadi bırak! bırak da yol olalım. Cevher olalım
hadi bırak.
- Dağım, tevhidin tevhidinde hepimiz BİR'iz. Bunu sen de
bilirsin. Ümmi toplumu, 7 doğumun gücünün örtüsüyle örtmeye
kalktığın o gün, yüreğimiz seni yoğunluğumuzdan çıkardı.
"Evim Allah'ındır" diyen biz, yüreğimizdeki o kotların,
Kutsal Gün'ün gücünden çıktığını bilerek, Levh-i
Mahfuz'umuzu kendi yüreğimizde tarttık. Dedik ki, "o, çakıl
taşlarını kendi yoğunluğunda, İlm-i Tabiat'a ekemez. Onun
yüreğinde hırs var." Ve dedik ki "önü ardı olanın yolu
olmaz. Biz, önsüz ardsızız. Ocağı bizsiz olsun." Ve Dağlar;
o, bizden biz olmaya geldi şimdi. Yalın, kırık, kusurlu.
Beşir şeklin kapları ve o, bizsiz... Nefsi aştı ve der ki,
"Hadi doğa bana Nikâh kıysın." Doğa sana nikâh kıydı, kıydı
da sen yolu kapattın.
- Anam yol benim değil mi? Açarım kaparım kime ne?
- Öyle mi? Al ve bil ki yol Birliğindir. Kim, sana seni
verdiyse, yolsuz olmaman için verdi. Nefsi aş ve de ki, "yol
bana ait. Ben kendimde giderim başkasında gitmem" de. Öyle
de, öyle de ki hak et. "Ben dağa taşa dava açmam. Yolu açtım
ya, yeter." İşte dağım oldu mu? Oldu. Şu anda murat
ettiğiniz neyse olacak olan odur. Doğaya ses veren bilgeler
bizsiz değildirler. Doğayı yüceltenler Birliğimize
dahildirler de, doğayı yıkmak isteyenlere yolumuz yoktur.
Onlara soy sop geçişte gerekir. Bırakın ocaklarında onlar
bulunsun, yoğunluklarında onlar bulunsun. Baştacı olalım
ocaklarında amma Allah için çakıl taşlarını alıp getirsinler
yüreğimize. O gün biz ocak oluruz onlara. Şimdi artık
geçişlerini yapın; yollarını açın; Birleşik Aile'nin gücüyle
dilleyin. Levh-i Mahfuz'da onların kotlarını kayıtlardan
çıkarın ki, geri döndüklerinde nefsi aşmış olarak gelsinler.
Allah için çok çalışsınlar çok. Lutfedip de değil; hak edip
de insinler. Yanlışsız bir dönem için beklenmekteler. İşte
bu...
ıÜüAntlaşmaya vardık... Antlaşmaya vardık... Antlaşmaya
vardık... Antlaşmaya vardık... Antlaşmaya vardık....
Antlaşmaya vardık...
- Değerliler antlaşmaya vardık ama hak ettik de vardık. Şu
anda bütün kotlarımızla buradayız. Ve biz biziz. İş budur...
Hepsi bu...
- Anacığım çok huzursuzduk çok! çok... olmak zordur
bilirsin. BSUİ'nin gücünü anlatmak da zordur. Soğukların
ışığını yakmak ve sokakların gücünü artırmak zordur. Mutlaka
maya tutsun istedik. Nesillerimizin gücünün artmasını
istedik. Nesilleriniz çok ama çok küçüktüler. Biz onların
yüceliklerini dillemek istedik. Zaman gelir hepimiz ışık
yakarız. Bugün burada, yarın herhangi bir yoğunlukta
herhangi bir kontrol kotunda birleşebiliriz seninle. İnsan
elden geldiğince güçlenmeli ve birleşmeli. Birleşmeli ama
ben Birlik için çalışmadım ışık için çalıştım. Işık istedim
hep. En önemlisi ben hak etmedim.. Biliyorum ama neslimizin
gücünü arttırabilmemiz için yoğunluğunuzu kontrol altında
tutmamız zor değil. Bunu biliyorum. Ve bizimle Birleşik
Işığı yakarsak, hepimiz yoğunlukta ışıyacağız biliyorum.
Dünya Levh-i Mahfu'zunu kotlamak zor değil ama hak etmek
zordur biliyorum.. Ve dua okuyorum ki yoğunluk artsın da
bedenlilerin hepsi dinlensin diye.
Levh-i Mahfuz'un gücünü artırabileceğimiz gün geldi. Ve ben
ortağın olmak isterim. Yolunu, kendi yoğunluğumla dillemek
isterim. En evvel seninle birlikte çalışmalıyım, bu
kesinleşti. Ama sana, "geçiş ver" dedim. Geçiş ver ki
başarılı çalışmalar yapalım. Sen beni İnsan İlmi'nde kısır
diye dinlettiğin zaman ben yok olurum. Yapma bunu. Ben,
kısır mıyım? Hak ettim ben; hak ettim. Muktedir olmak
sorumluluktur. Ve ben sorumlulukla çalışmak isterim. 7
doğumun sonuncusunda muktedir olanların birliğinde olmak
isterim. Bana İnsan İlmi'ni dinlet ki hak edeyim. Yok etme
beni. Çünkü ben Tabiatın Kotları'yla bir olursam; yürek,
insanın sahip olduğu gücü artırır. Bana ışık ver ki hak
edeyim. Yoksa yarında bedenim olmayacak.. Benim Atlanta
Tabiatı'na görevli olmam artık imkansızlaşıyor. Şu ana kadar
çabam, hak ettiğim içindi. Ve bundan sonra da hak ettiğimden
bu çalışmaya devam etmeliyim. Lutfet!, lutfet!, lutfet
başarayım. Yoksa başaramazsam, korkunç bir güç bedenimi,
kotlarımı kısırlaştırmaya başlayacak. En evvel ben ve benden
sonra her bir ben olan kısırlaşacak. Bana imkân ver, imkân
ver ki hak edeyim. Çünkü yoldan çıkmak kolay ama yola girmek
zordur. Bu dava benim davam değil, bu dava BİR'in davasıdır.
Ben BİR'in İlmi'ni anlayacak düzeydeyim. Mahirim.. Kendimi
dinleyebiliyorum. Bana izin ver; izin ver de kendimi
dinleyeyim.
- Dağ "Turkuaz Göz" çalışmasına senin girmene imkân verildi.
Ama sen, gelmek istemedin. Bu kesin mi?
- Kendimi anlamadım ki ben. Senle olamadım. Doğal olan
buydu. Senle olamadığım için gelmem imkânsızdı. Ama şimdi
senleyim. Baharın gücüyle geldim. Bana İnsan Soyu için
çalışma imkânı ver.
ıÜü- Dağ, Teşkilât senin yoğunluğunu artırdı ama Kutsal
Gün'ün gücünde ışığın söndü. Dünya Tekniği, Allah tertibiyle
kontrolu kurar. Şimdiye kadar yaptığın her çalışma kendi
yüreğinin kısırlaşmasını gerçekleştirdi. Biz ilim için
çalışıyoruz. Ve biz hakikiyetin kontrolu için bu çalışmayı
gerçekleştirmekteyiz. Gerçekleştireceğiz. Eğer sen, bize,
bizim yüreğimize kendi yüreğini kayıtlayacak düzeyde
olamadıysan bu bizim yoğunluğumuzun ışığını kendi
koyuluğunda dinliyemeyeceğin ya da, dilliyemeyeceğinden
dolayıdır. Allah için sana her şeyi anlattık. "Geçişini yap;
Allah için çabala" dedik ama nefsini aşamadın. Şu an Düzenin
Kotları senin yoğunluğundan çıktı. İslami Kotlar'ın
Birliğiyle seninle olabiliyoruz ki, bu dahi senin için çok
büyük bir kayıptır. Eğer ben, bedenimi, yüreğimi senin
yüceliğine kendi yoğunluğumla verirsem senin kontrolunu
kaybetmen daha kolaylaşır. Lütfen İnsan İlmi'ni anla ve
gerekeni kendi yüreğinde yap. Bizsiz olarak yap. Çünkü biz
zararı önleyecek güçteyiz amma zararı katlayacak güçte olan
senle birlikte çalışmamız zordur. Bu kesindir. İman, toplumu
tohum olarak yere indirir. Ve tohum ocak olamazsa, yürekte
ışık olmaz. Bu da kesindir. Ekip olmak kolaydır. Sistem
Dirilikleri'nde ekip olacak düzeyin olabilir ama hakim olmak
kolay değildir. Bize, geri dönmeye niyetin var ama gene de
seninle olmamızın gereği yok. Yoğunluğunda buna imkan da yok
zaten. Allah için nefsini al ve geçişini kendi yüreğinden
yap.
- Bedenli olarak mı?
- Yok yarım bedensizsin. Bunu, bunu biliyorum amma kutsal
günün gücüyle örgüt ol ve geç. Bende olmana gerek yok.
- Allah için ocağım söndü. Çünkü, yüreğimdeki kırılış arttı.
Nefsini aşacak düzeyi yok. Umutsuzluğu çok arttı. Kollarını
kapattı yarattığı herşeyi kısırlaştırdı ve cemaatini
güçsüzleştirmeye başladı. Hakikiyette kendi yoğunluğundan
ayrılmamaları için cemaatini güçsüzleştirir. Ortağım
değiller; bu kesinleşti. Omuzlarımdaki yük çok ağır. Umman,
Turkuaz Göz'ün gücünü, Kutsal Işığın kürsülerinde
dilleyecek. Ocak söndü yarım. Onun topluma geçişi artık
yasaklandı. Bundan böyle gözü kördür. Işığı söndü. Olur da
bir gün yüreğini kendi yoğunluğuyla diller; teknolojinin
gücüyle kendini, kendinden öte kendiyle dinlerse; Allah için
biz o, o biz olur. Ama bugün için imkansızdır.
Her resim, Allah'ın resmi değildir. Çoğu, kendini resmetti.
Bizse hak ettik; yürekte, tabiatın gücünde resmolduk. Hak
ettik, Tabiatın Kürsüleri'nde hak ettiğimizi dinlettik.
Bugün burada ve yarın her bir dua okunan kotta var olacak
güçle BİR olduk. Birlik, tekniktir. Eğer bedeni haksa; yolu
aksa; ışığında muhakkak BİRLİK olur. Umut Allah'ın gücüdür.
Ve biz mutlu ve umutlu olan her bir diriye geçişini
yaptırdık ve 7 doğumun gücüyle ocaklarını dinlettik. Etki
alanlarını güçlendirerek yolcu yaptık hepsini de..
Şikayetimiz olur mu? Hayır, hayır Amin...
-Allah için "canlı cansız her yol bizimdir" diyensin. Niçin
ocağı söndü?
- ıÜüAnam, Tanrı der ki Allah, teknik bir gözdür. Peki, o
neden bilginin hakikiyetinde yok?
- Anam, Kurtuluş Sayfaları güçlendi. Yol güçlendi; Kutsal
Gün güçlendi; cemaat güçlendi; şekil kotları güçlendi ve
birleşim arttı. O halde niçin o yoğun olan kendinden
ayrıdır? İstikbâlde benim de yüreğimde bu olursa, ben de mi
yoğunluğumdan çıkacağım bana bildir.
- Dağım, ben de aynını soracağım. O, şu anda senden çıktı.
Çıkış, ağır yüktür. Bunu her yürek bilir. Ve ben istikbâlde
bir gün, sıkmaya başladığımda yürekleri, o gün ben de mi
sevgisiz kalıp senin yüreğinden çıkmak isteyenlerden
olacağım? Anam, Levh-i Mahfuzda bunlar yazıyorsa, bize oku
da biz de bilelim. Anam, Lutfet de anlat bize. O, lutüf
değil miydi yoğunluklara. Niye, Acı geçişi var onun? Kir,
kin mi ? Allah'ın dediği değil miydi? Meleklerin mektubunu
okuyamadı mı bize? Niye köle oldu o her yüreğe? Niye kotladı
yoğunlukları? Başı eğik biliyoruz. Amin de, nefsini aşar;
yolu açar mı acaba? Açarsa gelişi kayıtlara girer mi? Yoksa,
sıkı sıkıya kendi yoğunluğuyla mı birlikte olacak ve her
dürümden çıkacak? Bunları anlat da bilelim.
- Analar, ocak sönmedi. Onun yoğunluğu arttı. Şu anda çok
iyi. Onun yüreğinin kırıcı olduğu kesin. Her diriyi kırdı.
Kırış, yoğunluğun kısırlaştırılmasıydı. Hani dersiniz ya,
"Allah kutsaldır." Ama o, bütün kötülüklerin gücünü alıp Ata
Kaplar'ı Tabiata indirip yürekleri yıktı. Onun lafı,
hepimizin lafı değildi. Biz oğullarımızın gücünü artırmaya
çalıştık. Oysa o, her diriyi kısırlaştırmaya çalıştı. En
elde, en kontrollu olanda yürek kırmak istedi. Onu göz
gördü, bildi ve dinledi. Ve dahası, kendinden üstün kendiyle
de dinledik onu. Vallahi billahi o kesirleşti. Cinnilerin
cevherinde dahi o küçüldü; yürek kırdı. Ve kırılan yürek
hatadır. Bunu anlatamadık ona. Nefsini aşsaydı, yolunu
açsaydı, kollarını açsaydı, kontrol hepimizin gücüyle olurdu
ve biz onu yaratanın yarattığından da güçlü Hak
Teknolojisi'yle dillerdik.. Devre devre size geldi. Bizi,
Sultanlar'ın Sultanlığından ayrı görüp bizsiz olmak diledi.
Geçiş Allah'aydı. Vardı yolu, vardı da Turkuaz Göz'ün
gücünde olmadı. Ona, Turkuaz Göz, "Sultan" diyemedi. "Süper
İnsanlık Realitesi" Derneği'nin gücünün örtüsünü açmak
istedi açamadı. Viran olduk yarım onun yolunda; viran olduk
ama o, Kuran olduğunu sandı da Kurtuluş Sayfalarında korkunç
bir göz olduk. Ocak, sıktı yüreğini. O sıkıldı ve dedi ki
"gereken olur." "OL" dedik, oldu. İşte bu... Ve gözü kör,
yüreği kırık, yolu kısır onun. Şikayetimiz var mı? Yok
yarım. Oldu da bir gün, gözünün gördüğü yüreğinin bildiği
her bir yüreğimize girerse, İslami Katlar'da ocağı olur;
yoğunluğunda gözü olur. Sıla görevini yapar ve bizimle
olursa Ölü dirilir yarım. İşte bu... Ve bilir ki emre
itaattir yol olmak. Ve bizsiz olmak şu an ona geçişte dahi
bildirildi. Kantar, ağır yük değil, haktır. Ben kantarı
aldım takdim ettim ona. O kendini koydu kantarın kefesine
tarttı. Tartılan o, tartan o bizsiz. Emin olunuz ki doğanın
gücüyle çalışıldığında kollar kapanmaz. İnsan, insan olsun
da doğal olsun. Eğer doğal olursa, kul olmak kolaylaşır.
Zamanı geldi ki hak ettik; Hak olduk. Sayfa sayfa Kutsal
Işık olduk. Kutsal Işık yaktık ve olduk. Şu anda tartı
bizimdir. ıÜüVe mezar açtık. Açılan mezar, birliğin
mezarıydı.. Görev alındı. Alınan görev Birliğin göreviydi.
Ve biz, Birliğin gücüyle o mezarları açanlarız. 40 kapının
40'ında varlaşan her bir yolda, her bir yoğunlukta güçlenen
ve cemaatini kendi olarak dinleyen birleşenin kötülüğü
önlenir. Önemi olduğu için mi? Hayır. Önemi olsa da olmasa
da o Birliğimizin gücüne, kendi yüceliğini dinletecek
daimiyette olmalıydı. Şafak, ağır yük değildir. Şafak, güçlü
bir ışıktır. Ve biz, emri yerine getiren ona dedik ki,
"Allah için bize gel." İyi ki geldi bakalım neler
açıklayacak bize şimdi.
- Aha, geldim. Yenilendim de geldim.
- Dava bilginin alınışıyla ilgiliydi. Bazıları sorar. An
gibi kısa bir süre içerisinde nesillerini getirmiş mi acaba?
An, küçücük bir güçtür yarım. Öz güçtür o an. Ve an gibi
kısa bir süre içerisinde, Yaratıcı her yüceliği dinler ve
hak edeni kendi yoğunluğunda diller. Ve dahası, oğullarını
kotlayıp Kadim Kaplar'da taşıyanları bilir. Allah için
çalıştığını ve yolun kotlarıyla dinleştiğini ve Birleşik
Gün'ün gücüyle bize geri geldiğini görüyorum. Aile
fertlerinden hiç biri yoktu önceleri ama biliyoruz ki aile
olmazsa, yol olmaz; yücelik ışıksız kalır. Bakalım, aile
fertleri geldi mi bu kez.
- Anam, ailemin her birini değil ama 2 sayfasını
okuyabildim. Onlar, buyurdular indiler. "OL" dedik, oldular.
Levh-i Mahfuz'un görevlileri de bize güç verdiler ve yürekte
ışık sönmedi. Başı eğilmedi yolun. Turan, tabiat gücüydü.
Turan, kutsal bir gözdü ve tabiatla birleşti. Bahar,
üzerimizdeki gücü kaynağa indirdi. Şikayetimiz yok. Her şey
kolaylaştırıldı bize. Ve bak gör ki, en anda geldik şu anda
buradayız. Hani sistem devrelerini kapatıp bize "git"
demiştin ya, gittik. OL'duk döndük. Öyleyse BİR'iz. Allah
için BİR'iz.. Ben nefsi aşan; yüreğinde hırs kalmayan;
cemaatini, göz olup, söz olup dilleyen, yanlış yapmayacak
olanım. Artık seninle BİR olalım ve cümle cümle yoğunluklara
Kuran okutan o kotlarla birleştirelim. Şimdiden sonra İnsan
İlmi'ni anlayalım ve anlatalım.
Kalton Teknolojisi'yle Ruhsal Mektepler'in görevlileri,
güçlü şekilde yüreklere baharı getirebilecekler. İsmail-i
Kaplar da dolmuş. Onları da "Turkuaz Göz" görevli
saymaktadır. Her resim, kendi yüreğinizin resmi değil artık;
Bütün'ün resmidir. Öyleyse resmedilenlerin de hepsi
birleşebilmişler. Allah için size ve sizin yolunuza girdik
ve bugün ayrılık bitti. Meşale sönmeyecek artık. Yol toprağa
indi ve toprak ışık oldu. Ulular Diyarı'ndan yoğunlaşarak
yolu açanlar ve teknik olarak Birlik Katları'na geçenler,
bedenli olacak düzeye vardıklarında; keşke ben hep bedenli
kalsam diye safha safha kendilerini açıklarlar. Görüyoruz
ki, beden sayfalarında kötülük var. Ama bu kötülük, aşkla
ışıkla yetkin olanların görevlerinde güçlenerek; cevhere
cemaate geçmektedir. Antlaşma yapalım seninle. Artık bizim
yüreğimizde ışığın olsun. Ve biz artık o ışıkla dinleşelim.
Bizimle antlaşabilir misin? Yoksa antlaşamaz mısın?
ıÜüSüper İnsanlık Realitesi'nin görevlileri olan sizler ve
Sultanlar'ın sayfalarının kendi yoğunluğuyla dilleyen
birleşen, Mikail'in gücüyle, bize kendini açıklayabilecek.
Biz, meleklerin sayfalarını okuyacak düzeye ulaşabileceğiz.
Amma, Mikail Kayıtları'nı kendi yoğunluğunuzda dilleyecek
düzeyiniz yoksa Kutsal Dirilik'te ışığımız söner.
Anam Kuran'ı Kerimi okudum ama anlamadım. Bana anlat. Kim
okur, kim anlar bilmem amma ben anlayamadım. Bana, Sultan
Sayfaları'nda "gül ol" dediler. Ben gül değil amma hak edip
ışık olmak isterim. Bana, o sayfalarda, "kör olma, kutsal
ışığı bul" dediler ama ben onurluyum hangi yürekte var
bilemem ki. Nasıl bulacağım!? Anam, lütfen eşiğin ışığını
yak ki geri dönüş kolaylaşsın. Anam, koru bizi; koru. Koru
ki hakikiyetin kotlarıyla BSUİ'nin gücüyle BİR olalım. Gene
de bizimle ol. Gene de... Etki toplumun gücüyse; bu toplum
gücü, bilgiyle görev taşısın. Anam, nefsimiz aşkla ışıkla
geçildi. Artık nefis bizsizdir.
İman, itibarımızı artırır biliriz. Bizim yolumuzda ışık
sönmemelidir. İslâmi Katlar'ın gücüyle üreyenlerin çokları
bugün buradadırlar. Bilgi kayıtlarında seninle olmaya
çabalamaktalar. Neslimizi aştık ve geçtik. 7 doğum, 7 kot, 7
yol diye dillenene; ben, "melek olduk" diyemeyeceğim. Çünkü
melek, Merkez Kapılar'ın gücüdür. Ben, mektep olmaya geldim.
Mektep olamazsam, Cuma günleri çalışmalarına girmeliyim.
Vallahi Anam, vallahi ben sıkı çalışacağım. Lütfen, lütfen
benim yüreğimi aç. Yoğunluğumu kontrol altına al ki kantar
bende kitleyi tarttığında, ben gözün sözünü dinliyebileyim.
Allah için bana yardım et. Bana yardım et ki kendimi
dinleyeyim. Nur olan Kuran'ı dinleyeyim. Umudum var benim.
Ben umutlandım artık. Bana, kendi yoğunluğuma ışık ver ki,
teknik olan o sayfaları okuyabileyim. Ulu Kotlar, Ulu Katlar
hepimize aittir. Bunu biliyoruz. Vallahi billâhi ben mal
mülk istemem. Ben göz isterim. Bana göz ver. Bana göz ver
ki, görev yapabileyim. Allah için göz var.
- Tabiat sana seni verdi yarım. Görüp dinledin yolu. Allah
için gerekeni başardın ve geri geldin. Nuh'un huzuruna
ulaşmak kontrol için gereksizdi ama sen, "ben oralara
inerim" dedin. İlâhi Güç, Allah Kürsüsü'ndedir ki, oralara
ulaştın. Ben, dara düşen kimseye küçültücülük katmam. Asla
40 kapıyı kapatmadım. "Bulun, olun" dedim. Olan, bulan her
yürek bana benim yoluma girer. Un eledim, elek astım ama Hak
Tartısı'nda tartılmadınsa, olmadı yarım olmadı!. Bu
nedenledir ki şimdi artık ışığınızı Göç Kotları'yla
dinleyin. Asıl Dünya şimdi oluşmaktadır. Ve bu oluşacak olan
dünya, Bütünlüğün kotlarıyla oluşacaktır. Eğer o dünya,
bilginin sayfalarını yüreğinize indirecek düzeyde değilse
ki, kibir sizi kısırlaştırır. Aslı olanın yolu varsa görev
olur. Nefsi aştığınız zaman, benim İsa'm benim Musa'm değil,
bizim İsa'mız bizim Musa'mızdır yürekte olan. İtibarınız
güçlendi. Emin olunuz ki yanlışsız bir Dünya Gücü
devrededir. Ve bu yanlışsız Dünya Gücü, BİRİN BİRİNİN
Kotları'yla kayıtlanmakta olanlara güç vermektedir.
Eşkali bilinenlere dava açtık; dinlettik yüreğini o
yoğunlukların ve o koyulukların. Ve onlar "laf" dediler
bunlar. ıÜüBiz,ocaklarını sonsuz sır olarak kapattık. Sonra
dönüp dediler ki, "Ocak yok." OL'mak Allah içindir.
Olgunlaşmaksa, Hak Teknolojisi'yle birleşmek içindir. Kıl
incedir amma, 40 kıl daha daha incelir. Ve her incelen kıl,
daha daha incelir ve daha daha ışıksızlaşır. Ve daha sonra o
kıl, bir tek güç için yol açmaya çalışır. Süper İnsanlık
Devreleri'ni Dünya Tabiatı'na kattığımızdan beri meşale
sönmedi. Ve bundan sonra da sönmeyecek. Umman'ın topluma
verdiği göz, yolun gücünü artırdıkça "Süper İnsan", "Süper
Yüce", "Süper Din", Süper İlim hakimiyetiyle; ışık,
BSUİ'dir. Barış, semanın gözüdür. Söz, bizim yoğunluğumuzun
gözüdür. Durağanlık ise, yoğunlukların gücünün sözünü
söyleyen güçlü kotların ışığını sınırlayan sestir ki, Allah
için hepsi, Kadim Kaplar'ın gücünü anlar. Al da bil. Allah
TEK'tir. Ve biz, o tekniği tabiatın gücü olarak birleşikten
dinledik. Al da dinle yolu. Al da anla.. LA-HA, KA-HA hepsi
bilgidir. Kişi, kişi olduğunu değil, kişi dil olduğunu
bildiğinde dil, teknik temizliği teknik yüreği dinler.
Saklı tuttuklarınızın çokları Birlik Çalışmaları'na dahil
olmaya gelmektedirler amıÜüa Atlanta Katları'na ulaşabilecek
daimiyetle kayıtlandıkları zaman; bizi dahi yıkmak isteyecek
olan onlar; çoban olmamalıdırlar. Yarını onlardan saklı
tutmalıyız. Yarını okutmamalıyız, yarını anlamamalılar.
Yoksa kontrolleri olur amma o kontrol, Kuran'ı Kadim
Kaplar'dan çıkarır. İşte bunun için onların, muhakkak Kadim
Kaplar'dan daha küçültülmeleri gerekir. Bunu anlatalım
herkese. Anlasınlar ki bindikleri dalda ışık yandığı zaman,
kotları ışık halinde bulunsun ve her diri de bütünlüğü
korusun. Koruyan, Allah için koruyacak biliyorum. Vallahi
itibarımız yüksek amma, o çakıl taşlarını toplum için
çalıştırmaya geldiklerinde; kul olmaları istendiğinde onlar
dediler ki "biz görevliyiz. Siz, bize kul olun." Anam, olur
da bir gün onlar, bizi kul ekseni olarak dinlemek
isterlerse, nefsimizi aşıp onlara diyelim ki "kollarımız
size açık." Niye diyelim!? Çünkü ocak sayfa sayfa onları
yenileyecek. Bunun için diyelim. Onları kırmayalım,
yıkmayalım. Biz ocağız ya, onlar her devrede bize gelirler
ve onlar kollarını kapatsa da biz kollarımızı açık tutarız
ki itibarları yükselsin de hakimiyet kuralım diye. Eğer
itibarları yüksek olmazsa; onlar ilmimizde hak
etmediklerinden, itibarı yüksek olmayanlara kotları
kusurdur. Olmadı demeyin; oldu. İşte bu...
- Dağlar sizleri hepinizi saygı ve sevgiyle kucaklıyorum.
"Buyurun Allah için çalışın" dedim. Gördünüz işte hepiniz
ağır yüksünüz. Şu ana kadar hepinizi dinledim. Biri, "beni
koru" dedi. Biri, "benim yolumu aç" dedi. Biri, "bende ışık
yak" dedi, biri teknik olarak bildiğini dinledi. Biri de
"bana ben ol" dedi. Her biri kendi oldu ve seslendi. Bu bir
sesleşmeydi. Kibir, hırs, kısırlık yoktu bu sesleşmede. Ama
çokları yoğunluklarını artırmak için sesleştiler. Bizden
dilekleri yargıydı. Biz onları yargılayalım ki kontrol
onlara geçsin diye. Ama kontrol bizimdir. Yargısızız. Kimi
der ki "ben varım. Doğanın gücüyüm.." Of dağım of iyi ki
vardı. Ama artık yok. Niçin? Görüyorum ki yok. Çünkü, cümle
yolcuların hepsiyle birleşmedikçe hakikiyette mevcudiyeti
olmaz. Ve bizler onlara bunu anlattık. "Ben hak ettim" dedi.
Her nesil kendini dinler. Hak etseydi, teknolojiyle
birleşirdi. Kimi de dedi ki "Allah için çalıştım." Affettim
yarım afettim.
Allah teknik bir gözdür. O bizdir. Bizsiz değildir. Kalem,
kağıt alıp yazdılar. Yazdıklarında ışık yoktu. Var ettim.
Allah için hak ettiler. Okuttum okudular. Gördüler ki tabiat
güçlüdür. Ümmi Tabiat, Atlanta tahditli tabiatının gücünü
aldı. Aldı ama, hak etmeden... Tabiat, Hak Kervanı'dır yarım
hak etmemek mümkün mü!? Ama "başla bitir" dediler. Yahu
başlanır da biter mi? "Koruyun, koruyun" dediler. Dağlar;
korunan, muktedir olan huzurlu olan değil, koruyandır. Eğer
muktedir olan; huzurlu olan korunansa; Kutsal Gün'ün gücüyle
kısır olandır. Biz, hak edeni Kadim Kaplar'la taşırız. Bunu
biliniz. İman, en güçlü ışıktır. Kul, Allah'ın gücünü
bildiği zaman; umut, mutluluktur.
Teşkilât, yine size sizi verdi. Gene yüreğe kendi
yüceliğinizi dilledi. Allah için size sizi verdi. Hâl böyle
iken yanıp tutuştuğunuz o yol, Kutsal Gün'ün gücünde
BSUİ'nin yüceliğinde dillendi. Analar, İlâhi Güç budur.
Hadi, var olun. Lütuf değildir varlaşmak; hak ediştir. Kil,
kum değildir dünya, Hak Tekniği'dir. Kilden toprak olur;
topraktan koyuluk olur; koyuluktan göz olur; gözden ses olur
ve sevgi olur. Ama muhakkak kanat olmalıdır. "Cennet,
cehennem" derler. "Var mı yok mu?" derler. Yahu, varsa da
olur yoksa da olur ama Allah için size sormalıyım. Cennet,
nefes kayıtlarınızı yüreğinize indirecek düzey midir? Allah
için sormak dilerim size. Cennet, sizi size yoğunlaştırıp
kayıtlayacak dirilik midir? Sormak isterim size cennette
Levh-i Mahfuz yaratımı var mıdır? Sormak isterim size, cevap
verin İnsan İlmini dinleyecek göz var mıdır? Allah için
bilin ki cevherdeki güç, Allah içinse eğer, her yol
Allah'ınsa; ışık, kutsal bir Göç Kapısı'ysa cemaat sizdeyse,
Cennet sizin yüreğinizdir yarım. Ululuk, Allah'ın
gücüyledir.
Lutuf değildir ululaşmak hakikiyetteki tabiatın gücüdür.
Dava, Allah Davası'dır yarım. Hepiniz, hepimizsiniz biliniz.
Ve sizle olmak hepimiz için önemlidir. Şikayet ettim mi?
Yok, yavrum yok... Etmedim, dava bilginin hakikiyetteki
yüceliğini anlatma davasıdır. Size, sizi verdim.
Cemaat sordu, cehennem nedir diye. Size anlatalım. Cehennem,
yoğunluğunu kendi yoğunluğundan güçsüzleştirerek,
hakikiyetten ayıran; kendini kendinden ayıran yücelerin
cümlesini dilleyip ocak sıkan; sıkılan... Yanlışsız olmayan
bir çalışmada yanlışları yaratan, o yanlışları yaptıkça
yanlışı yaşayandır. Ve yaşatılan cehennem, işte bu yanlışlı
yaratılıştır.
Bize sordular, Ateş var mı diye? Yok...
Deşifre eden: Cafer Pelen