10.04.2008
Tarihli RA-KA Tebliğ
Canlılar. Turkuaz Göz size der ki "yazıklar olsun ki o güçlü
kotlar; BSUİ ile dilleştiğinizi kendi yüceliklerinde dahi
anlatamamaktadırlar. Hak etmediler." Tanrı dedi ki "OL."
Özün sözü olmak kolay amma ya Allah!? Onunla olmak kolay mı?
Ağır yükü hafifletebilirseniz, her yer size açılır. İlim,
Allah'ın toprağa ektiği değildir. Reşitlerin
koyuluklarındaki gözün sözüdür. Eğer o göz kendi
yüreğinizdeyse, Kuran okumanız işin birinci sayfasıdır.
Bir kaç gün için sizinle olacağımızı ve size kendi
yüreğinizden sesleneceğimizi bilmenizi istedik. İlmi, tabiat
ekmez, ilmi yücelikler eker. İlmi hak ettiğinizce sizinle
olacağız; yüreğinizde bulunacağız. Altın Tabiat, Altın
Temizlik yaptı ve size kendisini anlattı. Eğer tabiatı
dinleyebildinizse, kürzün ışıklarını da gözünüz seçebildi.
Eğer gözünüz, yüreğinizin gücüyle dilleniyorsa, yüreğinizde
hırs olmamasındandır. Allah dedi ki, "olur herşey olur."
Amin...
Atlantalılar, Turan Tertibi'ni kendi yüreğiniz size açıklar.
Biz size, kendimizi değil, Birliği anlatmaya çabalamaktayız.
Bu çalışma, sadece sizin için değil tüm insanlık içindir.
Bunun için dikkatli dinleyin. Etki alanınız genişliyor;
yüreğinizin kotları ışımaya başladı. Atlantalılar'ın çoğu
size kendi yüceliklerini dilletmeye başladılar. Ailenizin
gücü artıyor. Yüreklerinizdeki Kutsal Güneş ışımaya başladı.
Ve bilgi kayıtlarınız daha gür ve daha güçlü bugün.
Üzerinizdeki Görev Tacı hepimizin gücünü artırmakta ve
yoğunluğumuzu kotlatmaktadır.
Allah'ın dediği gibi, herkesin gücünün, Kutsal Işığın
yüceliğiyle dilleneceği bir dünya günü size vaad edilmişti
ki bu dünya günü hak etmenizle birlikte, size sayfa sayfa
okutulmaya başlandı. Allah'ın toprağa ektiği en büyük güç,
ağır yükü hafifletebilme gücüdür. Bu güç, sansasyonel
çalışmalarla değil fakat çabalarınızla yüreğinize
kayıtlanacaktır. Çokları, sansasyonel çabalarla kendi
yüreklerini insan soyuna anlatmaya çalıştılar. Doruk
Allah'ındır ve doruğa ulaşanlarınız, hak ettikleri gibi
yüreklerini dinlediler.
Turan Tekniği'nin, ışığını kotlayabilmesi için dualar
okunur. Bütün kötülükleri aşabildiğiniz zaman, Mutlak
Kotlar'ın koyuluklarındaki ışık, kervanın gücünü artırır. RA-KA
teknik bir güçtür. O güç, "Kürzün Işığı" dediğimiz o
yücelikleri, kendi yüreğinizdeki o koyulukları
dilliyebilecek bir kürsüdür.
Dağlarım, Allah için çalıştığınıza göre Ruh'un huzurunda
bulanmanızdan daha doğal ne olabilir ki!? Yeri, göğü
yaratan, Hakikiyetin Kürsüleri'nde kendi yüreğini anlattı.
"Din-i Diri" olanın yolunda hırs kalmaz ve İmparatorluğun
gücüyle çalışır. İlâhi Gün, bu güçlü kotların kayıtlarında
mevcut olan bir gündür ve teknik tertibin gücüdür. Yarın
Allah'ın dediği gibi olacak herşey. Ve bugün de herkesin
istediği gibi değil; Hakikiyetin Kotları'ndaki koyulukların
gücünde gerçekleştiği gibi olmaktadır.
Hepimiz, sabırla sizinle olmaya çalıştık. Bugün burada
bulunabilmek için öyle çabaladık ki. Üzerinizdeki görev
tacını hepimiz görmekteyiz. Ve bu görev tacının, hepinizin
gücüyle diri olarak size bildirildiğini de bilmekteyiz. İkna
olunuz ki Dünyalılar'ın hepsi size kendi yüceliklerini
açıklatmak için birleşerek geçiş yapmaktadırlar. Bilgide
asla yanlış yoktur. Bunu bilmenizi beklerim. Durağan
günlerin artık sona ermesindendir ki kerim olup hakikiyetin
kotlarıyla birleşebilmek üzere bugün buraya ulaşabilenlerin
hepsi, insan soyuna görevli olarak geldiler. Onların
teknolojileri hepimizin kürsülerinde mevcuttur. Kutsal
Kitleler'in hepsi, yoğunluklarında ışık yakabilen, kaynak
olanların gücüyle, kendi yüreklerini tabiata ekebilen, görev
tabiatına uygun çalışabilenlerdirler ki Allah için onlara
herkes kendini dinletmek ister.
İlim Allah'ın topluma verdiği gözdür. İsa kendini, kendi
yüreğini gözledi. Yolunu, kendi koyuluğunda dilledi ve
bildirdi. Musa, muktedir bir gözdür. Sözünü söyledi ve dedi
ki "asla yanlış yapmam. Teknik olarak ya da hakimiyetle,
hakikiyetle yanlış yapmam." İşte yavrularım Allah'ın
Tabiatı'nda, kervanın gücünü taşıyabilen hiç bir yürek hata
yapmaz. İnsan, itibarlı olduğunca, yüreğinde hırs olmaz. Çok
mutluyum ki sizlerle birleşebildim. Çok mutluyum ki, Kuran-ı
Kerim'i sizin yüreğinizde dinleyebildim. Özün sözünü
söyleyecek gücünüz olduğunu gördüm.
Üreyen her bir yüreğe derim ki, İlâhi Gün ağır yüktür. Çünkü
o günü bilen, kendini bilir. Kendini bilmesi, onun
yüceliğinde, kendi yüreğini Kutsal Işığın kürsülerinden
çıkartabilmesi demektir ki Evrimsel Sayfalar'a baktığımız
zaman; çoğu görevlilerin kendi yüceliklerinden çıktıklarını
görebiliriz.
İtibar, tek bir gündür. Ve o gün, Allah'ın toprağa inişidir.
İkna olunuz ki Sistem Nizam ve Düzen gücünü Allah için kendi
yüreklerinde dinleyebilenler, meşaleyi taşıyabilenlerdirler.
Onların etki alanları herkesin üstüdür.
Kollar Allah'a uzandığı zaman umutsuzluk kalmaz. Çünkü
Allah, hepinizin gücünün son sözünü söyleyebilen; tohum
ekebilende, Kuran'ı Kerimi dinletebilendir. "Evime geldin"
der. "Hak ettin de geldin" der. "Evim, sayfa sayfa sana
kendini anlatır" der. Allah der ki, "OL". Çantanızı
açarsınız ve o çantada ne var diye bakarsınız. Eğer ki o
çantada insan soyunun gücü varsa Allah der ki, "oğullarını
da getir." Eğer oğulların gelmemişse yoğunluğun azalır.
Ağır tohum, ağır toprak ister. Eğer ki o tohum, ağır toprağı
bulamazsa yoğunluk azalır. Allah dedi ki, Allah dedi ki,
Allah dedi ki... "oğullarını da getir." O nutku dinle. O
nutuk sanadır. Oğullarını da getir. Eğer sen tek başına
gelmişsen, yanlış yapmışsın demektir bu. Çünkü sen, ilimin
sayfalarını okumaya muktedir olsan da Turkuaz Göz'ün gücüyle
kendini dillemeye muktedir olamazsın. Olamadığın içindir ki
tohumların kurutulur.
Utanma, hiç utanma. Sana saklı tuttuğumuz gücümüzü
gösterebiliriz. Sakın utanma amma görevindir ilim için
çalışmak ve bizimle çalışmak. Öyleyse "OL" de. Olmadığı an,
Sultanlığında kırılış başlar. Ayar bozulduğu zaman, Kutsal
Kitle senin yüreğinden çıkar ve sende umutsuzluk başlar.
Eğer umut, senin için kutsuzluk kayıtladıysa; muhakkak
umutsuzluk, o kutsuzlukları ışıktan çıkarmak içindir. Ve
teknik olarak deriz ki, "evim Allah'ın eviyse; yolda hırs
kalmamalıdır. Yolda hırs varsa, kervan yürüyemez."
Ona derim ki, "umut Turan'ın tohumuysa, tohumları yeşertmek
mümkün olur." Şimdiye kadar mezar açanlara hep sorduk,
"nerede o yoğunluklar?" diye. Bize dediler ki, "her diri
kendi yüreğini aldı görev taşır." "Peki onların Ruhsal
Meclisleri nerede!?" "Ocakta..." "Hani nerede Ocak!?"
"Reşitlerin kotlarıyla birleşti ve ışıyacak düzeye varmak
için bekleşir..." Dara düşmeyin. Herkes kendidir; ocak
yürektir. Herkesin kendindeki o yürek, kendi kotlarının
koyuluklarındaki ışığı söndürtmeyecek düzeye ulaştığı zaman,
nefsi aşmanız mümkün olur.
Asla yanlış yapmayız. Sözlerimi, muhakkak seçkin olarak
seslendiririm. Eğer anlayacak düzey yoksa, sözlerimin aşağı
düzeylerini size bildiririm ki anlatabilin diye. Ama ben bu
sözleri seçtim. Kendim için; her diriye kendi yüreğimi
dinletmek için, emin olunuz ki sözlerim bütün kütlenin
gücüdür. Ve ben, bu sözleri seçerken, her dürümde kendi
yüreğimi ve kendi kürzümü ışıtabilecek düzeydeki
koyuluklardan seçtim. Asla yanlışım olmaz.
Bugün buraya gelip; Levh-i Mahfuz'unu kendi yüreğinde
dinlemek isteyenlere de; "eti olmayanın kendini dinlemesi
imkânı yoktur" demekteyim. Eğer sayfalarınızda, kontrol
kaybı varsa, et olmadığındandır. Eğer yüreğinizde kusur
varsa; Kutsal Işığı, sözden aşağı düzeylerde almanızdandır.
Allah'ın tartısında olmanız yetmez. Hak etmeniz de gerekir.
Eğer Hak Tertibi'ne ulaşamamışsanız, Kuran'ı okuyun; yeniden
"OL" deyin. Onursuzluk değildir Kuran-ı Kerim'i okumak.
Olmak tekniktir. Eğer teknik olarak olmuşsanız, cevap bizim
yüreğimizdir. Unutmayınız ki dünya teknolojisi, yeri göğü
yaratanın kürsülerinin gücünü dinleyecek düzeye vardığı
zaman, ağır yük hafifleyecektir. "Turkuaz Göz" umutsuzluğu
değil, Kutsal Günün Gücü'nü size dinletmek üzere Birliğinize
dahil edildi. Eğer Dünya Teknolojisi, Tanrısal Kürsüler'in
gücünün üstü olan bu gücü dinleyemezse, kendi yüreğinizi,
kendi yüceliğinizi anlatmak için kelam yetmez size. Bunun
için Birlik olmanız gerekir. Ağırdır yük, çok ağır... Bu
ağır yükü muhakkak taşımak zorunda olduğunuzu biliniz.
Umutsuzluk olmaz. Olmamalıdır da. RA-KA'nın kürsülerine
ulaşabilenlere muhakkak Kutsal Işık yeter.
Tek bir gün için; iç, dış bir olanların gücünün üstü olan;
bütün kürzün ışığı olan göz için ve bizim için bu çalışma,
özün sözü olarak gerçekleştirilmektedir. Evrim sayfalarını
okuttuk size. Cahil olmayanlara itaat etmeleri için ışık
verdik. Levh-i Mahfuz'u dinlettik. Her reşit olana kendi
yüreğini; insan soyu için kendini dinlettik. Rahmin
Huzuru'na ulaşanlara, bilgimizi dinlettik ve muktedir
olmaları için güç verdik. Yaratanın Tabiatı böyle çalışır.
Eğer bana, benim yüreğime İnsan İlmi'ni dinletecek olan bir
tek güç "Gül" olabilirse; Allah için herşey basitleşir. Kat
kat olup; teknik olarak ışık olup; üzerindeki kürsülerin her
biriyle BİR olup, İlâhi Gün'ün gücünde ışıyarak beden sahibi
olanlara ben, Amon'un toplumundan; Haton'un tohumlarından ve
yoğunlukları kutsal olan Alton'un teknolojisinden birleşerek
derim ki, "Atlantalılar'ın hepsi benim yüreğimdir ve
ocağımdadırlar." Asıl önemli olan nefsi aşmaktır. Nefsi
aşamayanların cemaatlerinde kurtuluş olmaz.
Ekran'a hepinizi bildirdik. Ve ekran sizi, sizin yüreğinizi
birleşene dinletti. Allah'ın Teknolojisi'yle dinledik sizi.
Ve sizin yüreğinizi algıladık, anladık. Allah'a daimiyette
"Birlik" için güç verecek olan sizin yolunuzu anladık.
Allah, sokak sayfalarını okudu. O sayfalarının kotlarındaki
gücü dinledi. Teknik olarak birleşerek; size, sizin
yüreğinize ilmi dinlettik. İnsan soyuna herşeyi anlattık.
Asla yanlış yapmadık. Ve yol, hak ettiğiniz gibi kürzün
görevlilerini, kendi yüreklerinde dilledi. Asıl olanın gözü
açılır. Ve sizler asıl olanlar olduğunuz için, göreviniz
gereği değil ama hak ettiğiniz için gözleriniz açık.
Eşik, Allah'ın gücüdür. Ve her biriniz için o eşik, ağır
yüceliktir. Çekişme sayfalara indiği zaman; kör, sağır her
dere size gelir ve der ki, "yargı şu, sana sıkıntı
vereceğim. Senin yüreğini yıkacağım. Sana Kuran
okutmayacağım." Vah yarımlarım! vah!... Asla yanlış
yapmayanlara bunu söylediklerinde, onlar yoğunluklara köle
olurlar. Kollarını kanatlarını kırdıklarımız olurlar.
Şikayetçi miyiz!? Hak ettikleri için şikayetimiz çoktur.
Lutfederler!, hak etmeden kendilerini dillerler. Yahu hak
etseler ne olacak!? Çakıl taşlarını dahi doğan günün güçleri
olarak görmeyip, kullar oldukları için huzursuz etmek
isteyenlere bilgi, hak etmediklerinde dilletilmez.
En son "Turkuaz Göz" bize bildiğini anlatsın da bu
çalışmadan çıkalım:
- Dağlar, Sevgiler; hepinizin yoğunluğunuzdaki gücü bildik.
Bizim için önemlisiniz. Hak etmeden hakimiyetimizde
olmanızın imkânı yoktur. Büyük kötülükleri aşıp gelen
sizlere, şunu anlatmak isterim ki, yalnızca insan itibarını
yüceltebilir.
ıÜüHak etmeden, Hakikiyetin Kotları'ndaki Güneşler'in gücünü
dillemek bizim için zor değil amma Ruh'un huzuruna ulaşmak
kolay olmaz. Şu an bize gelen ve bizde kendi yüreğini
dinleyenlere şunu anlatmak isteriz. Maya hepimizin gücüdür.
Ve biz, maya olanlar; kütle kotlarındaki ışıkların hepsini
tanıyabiliriz. Sizi şu anda tanıdık. Lütuftur bize gelişiniz
bunu anladık.. Çünkü sizler, yoğunluğunu kendi
koyuluklarıyla dilliyebilen bitişken olan ve Kutsal
Katlar'ın ışıkları yakıldığı zaman o ışıkları yakanlarsınız
ki buraya bize dönüp gelmeniz; bütün kötülüklerin gücünün
örtüsünü örtmek içinse; muktedir olmak, Kuran okumak, hak
etmek bilgi için gerekmez. Bizimle olmanız yeter.
Bilmekteyim, oyun değil bunlar. Bedenimi, kendi yüreğime
alıp geldiğim bu yerde, bütün kötülüklerin gücünü bilirim.
İtibarımı yükseltmeye niyetim yok. Nedeni şudur: Ben,
kendimde, kendi yüreğimde hakikiyetin kotlarında bir tek
günün gücü olsam dahi, bütün kotlarımın gücü olarak bu
çalışmayı yapmam gerekir. Eğer her birinde varsam, her
birinde ne olursa, bende de olan odur. Bu nedenledir ki,
bedenimde hakimiyetim olmasına karşın, yoğunluğumdaki
huzuru, herkesin yüreğine indirip bütün kotlarımla
birleşerek, bir tek gün için çalışmak üzere buradayım. Ve
bunun içindir ki mahir olmak, hak etmek, cemaatimin gücüyle
mümkündür.
Bir diğer görevli söz aldı:
- Ben Maharaj değilim. O, kendini anlattı. Ben, bütünü
anlatmak üzere buradayım. Bunu da herkesin, Rahmini
Rahman'dan alanın kürsüsünden dinlemesini beklerim. Bana
sual edenlere de şöyle cevap vermek isterim. "Evrenler
Allah'ındır; hakimiyet Allah'ındır; Yürek, ak tertiptir,
tabiatındır. Ve ben, ruh olarak değil, Kutsal Kitle olarak
buradayım. En önemlisi de 7. Gün'ün gücü olarak geldim. Niye
bunları size anlatmalıyım ki!? Yaratan'ın topluma verdiği
güç, kendi yüceliği değil midir!? Ağır yükü taşıtmaya
geldiğinize eminim. Ve ben, bu ağırlığı taşırım amma, daha
ağırını taşımam. Taşıtmam da bunu biliniz.
Dünya Levh-i Mahfuzunu okuyacak gücüm var. Levh-i Mahfuzu,
kesin olarak okuyabilecek olanları da okutacaksam görev
taşırım. Amma sadece ben okuyacaksam ve okuduklarım bana ait
olacaksa görev taşımam. Eğer ki ben, dünyayı okuyup dünyanın
tekniğini herkese anlatacaksam ve herkes bu tekniği anlamak
isteyecekse ve yazdıklarımı okuyacaksa, herşey kolaylaşır.
Dağlar, "durağan günler bitti" dediğim zaman, kimse benim ne
dediğimi anlamadı. Nedir durağan günün bitmesi? Muktedir
olmak mı? Kol kanat olmak mı? Tartmak mı yolu? Kanatları
almak mı? Rüku'ya eğilebilecek düzeye varmak mı? Yolu bulmak
mı? Nedir!? Bunların hepsidir... Ve ben, Bahar'ın gününü ve
gücünü bilen herkese dedim ki, "durağan günler sona erdi. Bu
safhada ailemi yüreğime almam. Çünkü bilirim ki ailem kendi
yüreğinde güçlüdür ve yolu bulur. Kanatlarımı almam. Bilirim
ki kanatlar herkese aittir. Bende olsa da olur, olmasa da
olur. Müşahitlerimi alırım. Onlar, şefahat sahibi
değildirler ama şavkı bilenler olarak hep benimle
olmalıdırlar. Ya da cemaatimi alırım. Cemaat bana aittir."
"Kutsal Kitle" olan RA-KA'nın Kürsüleri'ni, dünya dışına,
dünyayı tanıtmak üzere aldım; dünyaya indirdim. RA-KA
Kürsüleri, Öz, Göz olanların birlikte çalıştıkları Birleşik
Koyuluklar'daydılar. O koyuluklar, Simetri Kotlar'ın
kayıtlarında dahi olmayan ve kutsal olan ışıklardılar. O
ışıklar, Kutsal Gün'ün gücü olarak; Gürzün en güçlü ışıkları
olarak, bitişken olarak, BSUİ ile birlikte, gürzün
ötelerindeydiler. "Ra-Ka, Kutsal bir gözdür" dedikleri
zaman, bu gözün bütün görevlileri kapsadığı sanılır. Hayır,
RA-KA; Birleşik Işığın Gücü'nü, kendi yüceliğinde
dilleyenlerin koyuluklarıdır. RA-KA'da ortaklık yoktur. "RA"
tektir. O, BİR'dir. Birliğin kürsüsü olarak BİR'dir. Orada,
"BİRLER"in tabiatı bulunur. Birleşik olanların gücü, oraya
örtüdür. Ve "KA"..., KA, kadimdir, kanattır, kararlı
olanların kaynak kotlarıdır ve birleşenlerin gücüdür. "RA"
ve "KA", "RA-KA" olarak Sistem, Nizam, ve Düzen'in görevini
size hep açıkladı.. RA-KA; kendini, kendi yüreğini,
kendinden üstün kendinde dinleyenlerindir. Ben, Allah için
çalışan; bilgiyi Birleşik Işık'ta dinleyen; yüreği kendinde
bilen ve BSUİ ile BİR olanım ki, kendimdeki güneş, Allah
Gücü'dür ve bu güç, RA-KA'nın koyuluğudur. "Kitle" dedikleri
o yoğunluk, tekniktir. Herşey oradadır. Ve orada bulunanlar,
kervan'ın gücünü anlayacak düzeye ulaştıklarında, beden
hakikiyetinde bizimle birlikte, birleşikte olmak isterler.
Allah, nefsi aşanın, kaynakta, kayıtlarda olanların gücüdür.
En önemlisi de yarının kürsüsüdür. Bazıları sorarlar,
nesilleriniz ne yaptılar diye? Rahmi Rahman'daki o güçten
alıp geldiler mi? Kul olabildiler mi? Toplum için çalıştılar
mı? Ak Tertip'te ışık yaktılar mı? Bilmek için "Birlik"
oldular mı? Diye. Ama bana soran yok. Hey anam bana niye
sorulsun ki? Kervan, ben değil miyim!? Kol, ben değil
miyim!? Umman ben değil miyim!? "Turkuaz Göz" değil miyim
ben!? En önemlisi de yarının tabiatındaki o güç değil
miyim!? Amin...
Allah için; hakimiyet için; yücelikler için çalışanların
hepsi BSUİ'dir. (Barış, Sevgi, Umut, İnsan'dır) Ve biz
BİRLİK için çalıştık. Alton, tek bir gün için bize indi ve
sayfalarımıza baktı. Sonra döndü dedi ki, "İlâhi Gün'ün
gücünü oğullarından geçirin." Yahu, oğullarımızdan geçse ne
olacak!? Geçti ama fark olmadı. Hiç bir fark olmadı.
Dağlarım, biz yargıyız. Nesillerimiz, kaynakta ışıyan
diriliklerdir. Alton, Tanrısal Kotlar'ıyla bize geldi.
Bindiği dalda biz yok edici değil, hak ediciydik. Çokları
dediler ki, "Rüku'ya eğildik; Alton'u izledik. Öz, söz,
gözdür, ışıktır. Yarın, onun gücüdür. Yarını niye ondan
alalım da her diriye katalım ki!? Onurlu olmalıyız, çünkü
biz bütünlüğün koyuluklarını, görevli olarak ışıkla
dillemeye çalışanlarız. Başka, başka dünyalara gideriz; her
dünyayı dinleriz. Dağlara taşlara ışık katarız. Yarımı
bütünleriz. Birlikte çalışırız ayrı gayrı kalmaz. Ve bugün
dünya'ya indik. Dua okuduk, Turan'ı Turkuaz'ı dinledik.
Varın deyin ki Allah'ın dediğidir olan. Oyun yok. Ve Alton,
tekniği, kendi tertibinde ışıkla dilledi ve bizden ayrıldı.
Peki, yolu açtık mı? Hak etmedik, yol kapatıldı.
Canlar, "durağan günler" bizim için önemli değildi.
Yaratan'ın toplumu olarak bütün kötülükleri aşabilen bizler,
Nahar'ın kotlarıyız. RA-HA, KA-HA ve Tabiat biziz. Öyleyse,
Alton'a deyin ki, "yoğunluğu altın olanın, yüreğinde Kutsal
Işık olur. Kutsal Işığın kotlarında göz olur. Göz, söz olur.
Yaratan'ın tekniğiyle birleşip hakikiyette güç olur; dünyaya
iner. Ve bindiği dal, bizimdir." Ona deyin ki "evrim,
Allah'ın dediğidir amma dünyaya kendi yüreğinden inenlerin
evrime gereği yoktur. Biz, evrim yapmayanlarız." Açıklayın,
kayıtlayın, hatayı affettiğimizi de bildirin. Alton'a deyin
ki, görevi sona erdi. Gitsin. Artık dünyadan gitsin. Çünkü
dünya mektebi, ocağını kendi yoğunluğundan ayırıyor. Dünya
mektebi, bütün kötülüklerin örtüsünü açıyor. Ve herkese
kötünün üstündeki gücü veriyor ki, kötüyü aşıp
kotlayabilsinler, iyiliği kayıtlayabilsinler yaratabilsinler
diye.
Alton, tetikte bekler der ki "benim adım Altın Tanrı.
Anlatmak istediklerim var. İzin verinde anlatayım."
Onurluyuz ki, Altın Tanrı bize kendini anlatacak. Onu
dinliyoruz:
- Atlantalılar'a dediğim şuydu. "Kerim olun, hâkim olun, hak
edin dinleyin yüreklerinizi." Onlar bana, benim yüreğime
bakıp dediler ki, "sıkma yüreğini çünkü ortağımızsın.."
Şikayet mi? Yo! hayır, hiç şikayetim yok. Mektup okumam ben.
Her bir diri kendi yüreğini anlamak için mektup okur. Onlara
kanallık yaptırılır; bildiriler akıtılır ve kendilerine
kendileri açıklanır. Çağırmayın bana beni. Ben, bende ben
olan her bir yürekte kendimi çok kolaylıkla dillerim. Ben,
kati olarak, tabiatın gücü olarak, diri olarak çalışanım.
Vakti zamanı geldiğinde, kendimizde olan o yücelik, bize
indiğinde ve biz kendimizi tabiata dillediğimizde rüku'ya
eğilenler bizi anlayacaktılar. Ve vakti geldi; açıkladık
herşeyi. Şıhlar şıhı olan, ışık olan, yüreğinde koyuluk olan
her bir yüce bize kendini anlattı. Ve biz onları dinledik.
Ölmek, oğullarını yoğunluklarda dillemekse OL'maktır.
Amin... Ama olmadan ölüş varsa!, küskünlükle ölüş varsa!,
kısırlıkla ölüş varsa! çoğunuz böyle öldünüz. Yüreğiniz
yıkılır ve kala kala bir tek gün için görev beklemek kalır.
Hani derler ya "ölür kurtulur." Yahu, ölüş Kutsal Gün'ün
gücünden önceyse, kırılıştır.
Çakıl taşlarını alın ve dinleyin. Onların hepsi kendi
yüreklerini size anlatmaktadırlar. Laf değil bunlar, Hak
Tekniği'yle bilgi verilişidir. Ve size bu teknikle bilgi
verirken, kendi yüreğimin kürsülerinden, kendi yoğunluğumdan
bildirmek istediklerimi dillemekteyim. En aşağıların, en
aşağılarına inmem bundandır. Sultan Süleyman Han ki, kaynak
ışıkların Birleşik Güçlerindendir. BİR'i BİR'den üstün
gördüğünde kötülüğün en güçlüsü ona kendi yüreğinden
anlatıldı. Buyurur der ki, "alın bilin. Ben bilgiyi aldım,
bildim. Yolu bulabilmek kolay değil, Kuran'ı dinlemek
yetmez. Kervanı dinlemek de yetmez. İlâhi Gün'ün gücünü
muhakkak dinlemek gerekir. O günü, görevliler anlatır. O
gün, bizim için de önemli bir gündür. Kervan hepimizindir..
Kervanı kim götürürse biz oyuz. Eğer kervanı bilgi
kayıtlarındaki güneşler götürürlerse biz o güneşlerin her
birinde var olan güçleriz. Ve bize göre, teknolojinin en
yüce koyuluklarındaki görevlilerin dahi bilgi kayıtlarında
olmayan bu bilgileri sistem dirilikleriyle size
bildirebilenlerin görevi, Allah'ın gücüyle verilir. 7
doğumun sonsuz sınırsızlığında, yüreğinizdeki o güneşin
gücünü anlayacak düzeye ulaştığınız zaman kalkan olabiliriz
hepinize. İşte o zaman, yüreklere çıkılır; çobanların gücüne
ulaşılır. Sorumlu sizsiniz, çünkü yürek sizindir. Sonra
yenilenirsiniz. Yeni teknikler ve yeni yoğunluklar... Ve
daha sonra sistemin kotlarındaki ışıma ve daha sonra BİR
oluş..."
Kervan görevini aldı, başka başka güneşlerle de güçlendi,
cemaatinizi yoğunluklara taşıyor. Allah sizinledir. Hadi
dağlarım bilin. Kin, nefret, hırs yoksa, yol Allah'ın
gücüdür. Kir, pislik hepinizin yüreğinde olur ya da olmaz
amma olduğunda ışık yoktur; olmadığında ışık yanar.
Aştığınız her set, çıktığınız her yücelik bilginin
Tabiatı'na uygun olmalıdır. Eğer, bir sayfaya ulaştınız amma
o sayfada bilginiz kırıcı, hırs yapıcıysa "evim Allah'ın
gücüdür" deseniz dahi yüreğinizdeki ışık söner.
Allah der ki, "artık dünya'ya inin. Dünya size, sizin
ışığınıza ihtiyaç duyar. Ve oraya girdiğiniz andan itibaren,
doğan en büyük gün olarak orada çalışınız. Doğan en büyük
gün... Çünkü, Ruh'un huzurundan geldiniz. Çünkü yüreğinizde
ışıyan birliklerden görev taşımaktasınız. Sayfa, sayfa yolu
açacaksınız. Sayfa sayfa ışık yakacaksınız ve çakıl
taşlarındaki o gücü ağır ağır taşıyacaksınız. Asla yanlış
yapmamalısınız. Çünkü, sizler o gücü, göç yoğunluklarınızla
taşıyacak düzeyde olanlarsınız. Asla, yanlış
yapmayacaksınız. Çünkü, Kuran-ı Kerim'i okuyacak düzeyiniz
var. Ve asla yanlış yapmayacaksınız çünkü, kul olmanız;
tabiatın gücünün kötülüğünü aşmanız; Yaratanın Tabiatı'nda
ışımanız gerekir. Ve kendinizle barışmanız gerekir."
An, toprağa indiğinde Tanrı tohum eker. An, Tanrı olduğunda;
tabiat kendini koyultur ve ışır. Ve an, Tanrı Sayfaları'nı
aştığında; kelâm, Allah'ın kelâmı haline gelir. İnsana,
insanlık gerekir. Kibri aşın. Yüreğiniz hırslandığı zaman
ışığınız söndü. Bunu gördünüz. Hırsı aşın. Yanlış
olmamalıdır. Çakıl taşlarının her biri kervanın gücüdür.
Unutmayınız ki onlardan bir teki kırılırsa, yüreğiniz
kısırlaşır. Sizden şunu beklerim. İnsana, değerli olduğunu
anlatın. İnsana, kör olduğunu da anlatın. İnsana, bilmesi
gerekeni anlatın. Bildiğinizi değerlendirin ve anlatın.
Çünkü yol Allah'a gitmelidir. Allah, devre devre size
kendini anlattı. Çekiştiniz. Herkesle çekiştiniz. Kantar
sizindi. Siz herkesi kırdınız. Çünkü, tartıda her biri
kırılır. Ve dağlarım, kölelik değil bu. Hakikiyetin gücüdür.
Kontrol sizinse eğer ki öyledir, Yaratan'ın toprağa inişini
sağlayınız. Kim Yaratan'ın toprağa inişini sağlayacak
düzeydeyse, kontrol onundur. O kontrolü nasıl sağlayacak?
Yel estiği zaman. Canlar cemaati yüreklere güç kattığında;
kollar açıldığında; kervan yürüdüğünde; temizlik olduğunda;
kin, nefret aşıldığında; sayfalar kotlandığında; bilgiler
anlaşıldığında ve kontrol tabiatla kurulduğunda; Yaratan,
muhakkak oraya iner. Ve orası, hepimizin yüceliği olur. Ve
insan, elini açışının her bir anında, yüreğinde olan her bir
yoğunluğunda ve Kuran'ı okuyan her bir koyuluğunda; "İlâhi
Gün'ün gücü olarak varlaşan ve herkesle birleşenler, insan
olarak çalışacaklar" diyen o kütlenin gücü, bizim için çok
büyük gözdür.
Antlaşma olmadan hiç kimse çalışamaz. Kesin olan budur. Eğer
bir kaç gün için buraya gelecekseniz yanlıştır. Gelen, alır
bilgiyi okur, Tabiatın gücünü dinler amma yol açılmaz ona.
Ve eğer yüreğinizde antlaşmaya varabilirsek. Ki, anlaşan
yüreklerinizdir. İşte o zaman gelişiniz kolaylaşır. Benim
Atlanta Tabiatı'na kati olarak kattıklarım, Birlik
Kotlarımdaki görevlilerimdir. Onlar, muhakkak gönderilmeden
gelirler. Çünkü onlar binayı yıkmaya değil yapmaya gelirler.
Çokları ise buraya, sadece bilmeye veya kirletmeye geldiler.
Kimi kendini kirletti, kimi dağlarını taşlarını dilledi,
dinledi ama hak etmedi. Çokları da kel oldular; kul
olamadılar.
Kel olmak ne bilir misiniz? Tüm saçlar ışık yakmak üzere
uzar. Ama ışığı olmayan saç, yürekte de olmaz. Size, sizi
anlatmaktayım Dağlar. Eğer ki bana gelişiniz, bir ilim için;
bugün burada bu yoğunlukta mevcut ışık için ve sizi
çağırdığım için değilse; ama kendi yüreğinizde, kendi
koyuluğunuzda, kendi birliğinize geldiğiniz içinse, Sistem
Devreleri, sizin yüreğinizi, sizin yüceliğinizin gücünün
örtüsünden daha güçlü bir örtüyle, Bilgi Kotları'na tabi
kılar. "Anla beni, çünkü ben bilgiyim" der. Bütün
kötülükleri aşan bilgi... Yeri, göğü Yaratan, bize bizi
anlatır da yalnızca ilim sahipleri anlar. Eğer ki anlatan
kendindekini anlatırsa, Ana Kapılar'ın hepsi açılır.
Ben, benim yüreğimdekileri anlattım hep size. Ki o yürek,
sizin yüceliğinizi dinler. İyi, kötü her şeyi değil sahip
olduğunuzu anlattım size. Kontrol hepinizin yüreğindeydi ve
şu ana kadar, ağır yükü hafifletecek düzeye ulaşanlarınıza
bilgiyi anlattım. Kalem kağıt alan, beni anladı. Allah, beni
bilir ve benim yüreğimi dinler. Umut mutlaka olmalıdır,
mutlaka ve ben hep umutlandım. Oğullarınızı kendi
yoğunluğunuza kayıtlamanızı bekledim. Cennetin cemaatinin,
sizin yüreğinizi dillemeniz esnasında, dinlemesini bekledim.
Kardeşlerinizi alıp yüreğinizi kotlamanızı ve ocak olmanızı
bekledim. Umman hepimizin yoludur yarım. Bilmeniz, ilmi
dinlemeniz, hak etmeniz gerekir. İşgali kaldırınız.
Yüreğinizdeki kiri, pası temizleyin, kiri pisliği
temizleyin. Ve bilmek istediğini biliniz. Umut mutlaka
olmalıdır. Ve bugün size sizi anlattım. Ayar bozmamak,
yaratmak kutsal ışığı yakmak, cem olmak, mektep olmak,
sonsuzlaşmak, yoğunlaşmak ve daha sonra Yaratan'ın tabiatına
ulaşmak... Ruh'un huzuruna varılır ama Yaratanın Tabiatı'na
herkes varamaz. Bir an için oraya ulaştığınızı sanırsınız.
Canlarım, Yaratan hatayı affetti. İşte bu... Şimdilik bu...
Amin...
Yoğunluklarda hakikiyeti kotlayalım da kontrolü kuralım diye
çamur yoğurduk. Amin... Şafak, Allah'ın şafağı hepimizin
gücünü artırdı. Huzurdakiler, toplum Allah'ın tohumlarını
yeşertti. Har yükseldi, yol ağır yükü hafifletti. Cevher,
canların cümlesinde ışıdı. Yanlışsız bir dönem açıldı. Sayfa
sayfa ışık yaktık. Yaratan'ın toplumu, tabiatta da kendi
toplumu oldu. Teşkilât, insanın yüceliğinden indiğinde,
Birleşik Aile, kendi yüceliğini insanda dinler. Et, Allah'a
kendi yoğunluğunu kayıtlayacak düzeye varmışsa; yürek, kendi
kotlarıyla birleşir.
Sultan Süleyman dedi ki, "Allah için çalışın." Kin, nefret
yok yahu Sultan Süleyman Han neden gelir? "Herkes gibidir. O
da. BİR için çalışır. Hay Allah hay!... Kendi yüreğini
dinleyen o, sizi mi dinleyemeyecek!? Ben sevgiyi saygıyı
dilletmek, dinletmek için çalışmaktayım.. Kan akmasın
istedim, yarım olmayalım, kotlarımız kotlansın
toplantılarınıza kayıtlanalım istedik. Bizi, bizim
yüreğimizi kendi yüreğinizden ayrı mı sandınız? İtibarımız
mı kalmamış yüreklerde!? Hay anam hay!, hay anam hay! Mutlak
Kotlar'ın tabiatında ışık sönmüş mü!? Yarım mıyız biz!?
Gelmemiz, geldiğimiz insan için hak ediştir. Bilmekteyim ki,
muktedir olan herkes, kendini açıklar. Ben bitişken olarak
herkeste mevcut olan bir kot olarak ve tartışılmayan olarak
geldim."
"Sultan Selim'in oğlu Sultan Süleyman, Hanlar Hanı'dır
yarım. Hanlar Hanı'dır. Neyse, neyse hadi dinleyin beni.
Kalton Tabiatı'ndan ışık alıp gelenlerin biriydim. Muhterem
bir dünyanın, muhterem bir yoğunluğu için çalıştım. Kutsal
Güç, Allah'ın dediği gibi hak edenindi. Bindiği dalı
kesenler de vardı ama ben hak ettim. Büyük kötülükleri
önleyecek düzeyimle; kaynak ışığın gücüyle çalıştım. Kuran'ı
okuttum, Oğullarımızın gücü arttı. Herkese, semaya güç verin
diye tenbihlerde bulundum. Onlara neden semaya güç vermeleri
gerektiğini anlattım. Hepsi beni anladılar. Doğa, Allah'ın
tohumudur. Sanmayın ki Allah, doğadır amma doğayı
yaratandır. Yarattığı, ondan ayrı mıdır!? Herkese şunu
anlatmaya çalıştım. Nerede olursak olalım, bindiğimiz dalda
ışık varsa eğer, bizim yüreğimiz her diride mevcuttur. Kimi
ağırdır, kimi hafiftir. Kendini anlatan ışır. Kendini Amon
Tohumu olarak dilleyen, kural koyar der ki "ben Amon'um." Ya
da der ki "ben, tohumu yeşertecek düzeyde değilim amma
herkesle birleşecek düzeydeyim". Bizim yüreğimiz her diride
mevcuttur. Özün sözünü söylerim. İsmim Tabiat. Evim,
Allah'ın evidir. Kir yoktur yüreğimizde. İşi başkaları
değil, biz yaptık bunu bilin."
"Allah der ki, "umutsuzluk yok. Turkuaz Göz kendi
yüreğinizdeyse eğer, huzurlu olun. İsmim reşittir benim.
Sultanlar'ın Sultanlığında herkesi dilleyen Sultan olarak
ben, BSUİ'yim. Barış, Sevgi, Umut, İsa, ilim hakkı olan
İsa... Ya da ismi daimiyette kutsal olan Musa, ya da
Muhammet... Her biri insandır." İşte yarım, Allah'ın dediği
budur. "Kutsal Kitle" herkesin yüreği mi? Yapma dağım yapma,
o tabiatın gücüdür. Bütün kötülükleri aşıp yüreğinizi
dinlettiğiniz an, herkes kendini dinler. İlâhi Gün, bizim
için de ilâhidir."
Torbalarınızı bulduğunuza göre, yoğunluğunuz arttığına göre,
kör, sağır herkes görevini aldığına göre; artık bilgi için
akalım. Hadi!, hadi akalım. Aylardır süren bir çalışmanın
neticesi olan bu günkü çalışma, bütün kotlarımızla, bugün
bizi buraya alanların yürekleriyle de gerçekleşmektedir.
Etki alanımız genişliyor; cevherdeki güç artıyor. Yoğunluk
kontrolü kurdu ve ışık sönmeyecek düzeye ulaştı. Artık
dirilik artıyor ve bilgi akışı güçlendi. Yeni bir döneme
geçtik. Bu yeni dönem, İlâhi Güç'le gerçekleşiyor. İlâhi
olan; İsa'da, Musa'da, Muhammet'de ve her bir peygamberde
bulunandır. Yani ışıktır; yani hakikiyettir... Göç, "AL"
değil, "OL"dur. OL... Hani derler ya, "veren alır." Yarım,
Allah dedi ya, "hepiniz birsiniz." Olur da birleşikte bunun
aksi bir hâl olursa; İsalar, Muhammetler Turkuaz Göz'den
ayrışırlar ve bir kez daha bir araya gelişleri imkânı olmaz.
Ancak Dünyalılar, birliği kurabilirler. Bu önemlidir. Dünya
dışında, dünyanın ötelerinde herkes sadece kendini dinler.
Kendini, kendi yüreğini dinler. Başkasını anlamak dinlemek
söz konusu değildir. Dünya farklıdır. Dünya, tarihin
süreçlerinde, baştacı olan yücelerin daimiyetlerinde de
bilgi akışındaydı. Ve o dönemlerde de bildiğini dinletenler,
yüreklerinde, sadece kendi yoğunluklarını değil; her bir
koyuluğu, her bir yoğunluğu dinlerdiler. Oysa dünya
ötelerinde yaratılanların, Birleşik Işıkları'na Bahar'ın
gücünü indirmek imkânları yoktur. Hikaye değil
anlattıklarımız. İyi dinleyin. Dünya, büyük bir gözdür
yarım. Öyle bir gözdür ki bu dünya, dünyanın dışı, dünyanın
içi birdir. Dünya, farklı, çok farklı bir yoğunluktur. Orada
Birleşen Aileler, yüreklerini dinletmektedirler. Bir kesimi
"ilim" sahibi, bir kesimi "ışık" sahibidir bir diğer kesimi
yol ilmini anlamaya çalışır. Çoğu da kervanın gücü olmaya
çalışır. Nefsi aşanlar, kendi yüreklerini dinleyecek düzeye
ulaştıklarında, başka yoğunlukları da dinlerler. Her şey
dünyada farklıdır. Ve Dünya Levh-i Mahfuzu'nu okuduğunuz
zaman, anlayacak düzeye ulaşmanız zordur. Yine de farklı
olan dünya yaratılışında, hak edip de ışık isteyebilen
bizler, Tevhit'in tabiatta bulunduğunu anlayacak düzeydeyiz.
Dünya farklı bir yer, dünya farklı bir yoğunluk ve farklı
bir tohumdur. Ve bu tohumu, kim nefsi aşar, yüreğini
dinlerse, o yaşatır. Ve biz, dünyayı yaşatabilmek üzere
birleştik. Hani "Birlik" yoktu ya! ama biz birleştik.. Nefsi
aşanlar, muhakkak toplum için çalışırlar. Bilmenizi ve hak
ettiğinizce dillemenizi bekleriz ki, üzerimizdeki Görev
Tac'ı, Kadim Kotlar'ın tacından çok daha güçlü olan "İlim
Tacı"dır. Ve biz bu tacı, yargısız biçimde yüreğini dinleten
sizlerle hak ettik. İkmali tamamlayan çokları da bize
indiler ve bizsiz kalmak istemediklerini açıklamaktadırlar.
Doğa farklıdır dünyada. Bu doğada yaşam süren sizler,
harınızı yüreğinizde anlayacak düzeyde olduğunuzdandır ki
Kadim Kapılar'ı açabiliyoruz ve kural koyabiliyoruz her bir
dürüme. Savaş yok yarım.. Biz savaşmayız. Davamız, ağır yükü
hafifletmek için çalışmaktır. Erkek, Kadın, bir ilmin
tekniğini anlıyabilirsen eğer, ilim sahibisin. Ama o
hakikiyeti anlayacak düzeye ulaşamamışsan, hak etmemişsin
yüreği.
Biz, dorukların topluma ışık yaktığını bilenler olarak,
dondurulanların hepsinin göreve kayıt yapması için buraya
indik. Doğa; Allah'ın, tabiatın gücüdür. Ve biz, doğayı
hepimizin yüceliğiyle anlayacak düzeydeyiz. Kendimizi,
yüreğimizi anlatabiliriz size. Cemaatinizi tanıtabiliriz.
Kadim Kaplar'ın kotlarıyla birleşerek, ışık olmak
isteyenlere; kanatlarını, kanatlarımıza kayıt edecek olan
onlara, biz ilelebet bitiştirebiliriz. Her şey mümkündür
amma kervanı yürütebilmemiz hepsinden daha üstün bir
görevdir.
Canlar, nesillerinizin gücünün artması gerek. Kürenizin
güçlenmesi gerek. Özü sözü bir olanlarla bu başarılır. Eğer
bana, "Allah için çalış" denirse; "kardeşim ben. Allah'ın
dediğini diyemem ki" derim. Bana, "dondurulanlar için çalış"
denirse, "ben donmadım ki çalışayım, neye çalışayım ki!?"
diyebilirim. Ama bana, "dünyanın gücünü artırmak için çalış"
denirse; ayın devrelerine her an için girerim ve ay, benim
yüreğimi, Allah için teknolojiyle diller ve dümenin başına
oturtur. Daha sonra, dünya davasını kendi davam bilirim ve
birleşirim. Böylece çalışırım.
Yargı yok. Dünya, toplum içindir. Düzeni kurmak için tohum
gerekir. Yoğunluk arttığı zaman ışık yanar. Yaratan'ın
Tabiatı böyledir. Ve dava, Allah davasıysa eğer ezip
geçmeyin. Herkes kendini anlatsın yeter. Ben, dara düşenlere
soylarını anlattım. Çok huzur bozmam. Özün sözüyüm ben.
Kediler var ya, hani kediler. Hepinizin kedileri var ya da
yok ama bilirsiniz. Sevgi, saygı ister onlar. Saygı isterler
bilir misiniz!? Kedi der ki "beni say." Ama siz onu
anlayacak düzeydeyseniz; onun yolunun huzur olduğunu
bilirsiniz. Örgüt haline geldiklerini ve BİR olup cevher
olmaya çalıştıklarını gözünüz bilmez ama yoğunluğunuzda ışık
olduğunda, bilirsiniz. Peki nasıl olacak!? Düşünün bir kedi
örgütlenecek... Çağırmayın! çağırmayın kedileri. Hepsi anda
gelir. Hepsi BİR'de gelir. Doğumda toplum için geldiler...
Canlar; bir diri, herhangi bir diri yürek için çalışırsa;
onu, kendinizin üstü saymayın. Onu, yüreğinizin gücü sayın.
Dağlar, dava kedi, köpek davası mı!? Hayır!, hayır! dava
"İnsan Davası"dır, insan!... Onlar dahi birleşmek, hak etmek
ve yoğunlaşmak içinseler eğer; evrim, bilinenden çok daha
farklı bir şeydir. "Nedir ki bilinen!?" diye sorarsanız;
kollar kanatlar olsun, yol olsun, ışık olun... Varın olun
amma dava, hatayı affetme, cemaati göze alma, Sistem, Nizam,
Düzen çalışması yaratma ve Ak Toplum'u yaşatmaksa eğer; bu
evrim davası, doğumun davası, tohumun davası, dağların
taşların davasıdır.
O halde yargım şu: Bilinen Allah'ın dediğidir. Ben Allah
içinim ama Allah'ın dediğinden farklıyım. Ya da ben hak
ettim; Allah'ın dağlarında, hatayı affeden ışığında ve
yüreğindeyim. İşte dağlarım fark budur. Kimi der ki, "ben,
Allah'ın davasını, kendi davam için dillerim", kimisi de der
ki "ben dağların davasını, tartısız ışığımla dillerim." Her
biri davadır ama biri aklın davasıdır; biri tartısı olmayan
yoğunluğun davasıdır. Herbiri, baştacı olanlarındır. İnsan,
insan olsun da farkı bilsin. Bildiğinde, yüreği bilir...
Allah'ı tartmayız yarım. Allah, BSUİ'dir. Ocağımızdır,
yüreğimizdir. Başka başka doğumları da biliriz. Hepsi
beşirdir ve bizim için hepsi birdir.
"Dava, Allah davasıdır" dediğim zaman; görüyorum ki Allah'ın
dediğidir olan. "Dava, tabiat davasıdır" dediğim zaman; o
dava, kendi yüreğimde vardır. Allah'a karşı saygımız
sonsuzdur. Kin, nefret yok ki yüreğimizde. Bilenin bildiği,
BİR'in diriliğindeki bilgiyse eğer, yolumuzda hırs olmaz.
Olur da Dünyalılar, elin ağırlığını kendi ağırlığından daha
üstün bir ağırlık olarak hissetmeye başlarlarsa ki el
kendinden ağır olduğunda, o elde olma imkânı kalmaz. İşte o
zaman dünya davası, yürek davası olur, yüreğinizde olan her
neyse kendi yüceliğinize ulaşır ve sizi, sizden öte size
ulaştırır.
Allah'ın dediği gibi analar, Kuran okuyun. Kutsal Kitap olan
Kuran, sizin için ilimdir. Ve biz, ilmi bilenler o kitabı
biliriz. Kupa, Allah'ınsa, Kutsal Işık, hak tertibidir.
Sistem, Nizam, Düzen 3'lüsü ışık kürsüsüdür. Her Mikail bir
tek günün gücünü, yüceliğinde dinlediğinde, Kadir Kapılar
açılır. Ve biz size, kendi yüreğimizden bildiririz ki Ruh'un
huzurunda olmak için huzurlu olmak şarttır. Ezip geçmeyiz
kimseyi. Kervan hepimizin gücüdür. Ve bina bizim için de
BİR'dir. Ayrı gayrı kalmasın, yürek hırslanmasın, ışık
sönmesin. Sema, sizinle yarım. İşte bu...
- Dağlarım, sözlerinizi seçmekte zorlandık bu kesin. Bu
sözler, bizim yüreğimizin üstüydü. Bugün burada bulunan
sizleri, sizin yüreğinizde dillemek bize de zor geldi.
Yenilenmek gerekir doğrusu bu. Ve biz, bu sözleri kendi
yüreğimizde kendi yüceliğimizde bilemezsek; yolumuz, kendi
yoğunluğumuzdan da çıkar. Ayıp değil bunlar. Biz, gerçeği
sizinle paylaşmak isteriz. Yine de gelişiniz bizi
mutlandırdı. Doğa, bizim için güçlü bir yoldur. Ve biz,
"Allah'ın dediği aklın dediğidir" diyenleriz. Yani hak
ettiğimizce huzurla, kendimizi akla uyarladığımız zaman,
Tabiata uyarlamış sayarız. Yani Allah'ın dediği, Birleşik
Işığın yüceliklerinin dediği olur. Sizse, Allah’ın dediğini
ve doğanın dediğini ayırdınız. Bize göre doğa, Allah'ın
dediğinin dışı değil. Ve biz, herkesin kendini kendinden
üstün kendiyle dillemesini bekledik.
Ocak, sonsuz olarak Allah'ın yoğunluğudur. Öyleyse,
Allah'tan daha güçlü bir doğanın mevcudiyetini bizim
yoğunluğumuz anlamaz. Buyur, bana anlat diyemem. Çünkü,
anlatsan da anlayamam. Ama ben, benim adım kendi yoğunluğum
olan ben dahi bugün burada sizin yüreğinizi dilliyecek
düzeyde değilsem eğer, Allah'ın güçlü kotlarının dışı
olmanızdan mı; yoksa oğullarımızı kendi yüreğimizde
dilleyecek düzeyde olmayışımızdan mıdır bilemem.
"Evrim, Allah'ın dediği gibi olmaz" dediniz.. Allah,
Evrensel Sayfalar'ı okuyabilense eğer, evrimi de kendi
yüceliğinde dilliyebilir. Evrim, Allah'ın dediğinden ayrı
değildir. Buyurdunuz geldiniz. Hoş geldiniz ama bize, bizde
olmayanı anlatmaya kalktınız. Biz, doğanın gücünün,
yücelerin cümlelerinde dillenebildiği bir düzeydeysek eğer,
insan soyuna şunu anlatmak isteriz. Yarında bugün var. Ve
bugün biz, yarını yaratırız. Yol Allah'a gider. Akan her bir
dirilikte, her bir yürekte biz varız. Umman, Turkuaz Göz'ün
gücüdür, tekniktir; tabiat kürsüdür. Orada yine Birlik
vardır.
"Dünya dışında Birlik yoktur" dediğiniz zaman, biz sorduk.
Peki insanların reşit olmadıkları yerlerden mi söz
etmektesiniz, yoksa teknik olarak bir birlikten söz
edilemeyeceğini mi söylemek istersiniz? Sistem devrelerinde
ki o toy olmayan yoğunluklar; bize, kendilerini anlatmaya
niyetsizdiler. Peki sormalıyız, siz Birleşik Daimiyet'in
kotlarında değilseniz, bizim yüreğimize nasıl
girebiliyorsunuz? Biz, Birleşik Işık Kayıtları olarak
çalışıyoruz. Varın, her şeyi net olarak anlatın. Anlatın ki
anlatalım. Çok huzur bozmayalım. Eğer "benim adım Ruh'tur"
derseniz ben Ruh'un huzuru olarak şunu anlatmak isterim ki,
7 davanın en üstünde var olan yücelik, bedeni hak olanın
kotlarıyla kayıtlıdır. Elleri Allah'ın olanın, yüreği de
hakikidir. Şimdiye kadar "benim adım Ruh'tur" diyen hiç bir
yürek olmadı. Ve ben, Ruh olan her bir yolu, her bir
koyuluğu dilleyebilecek düzeydeysem; Kutsal Işığın
yoğunluğundaki kotlarla da birlikte çalışabilirim.
"Vali" dedikleri bir kürsü var. Bana kendisini "Vali" diye
hak ettiğince tanıttı. Peki, o ne der? Neden Vali'dir? Ve
neden bizimle kendi diriliğini dilletmek için bu derece
isteklidir? Onu anlatmak zor değil. O da bize kendisini
anlatır ama Yaratan'ın topluma verdiği Güneş Gücü'nün üstü
bir gücü, kendi gücü olarak dilliyerek anlatır. İnsan, İlâhi
bir gözdür. Bunu anlayan anlar. Ve insan soyuna kendi
yüceliğini dilletmek isteyenlerin de kendi yüceliklerinde
göz olmalarını beklerim.
Eğer bana birisi gelip de "ben sevgiyim" derse, benim
yüreğimde onun yüceliği olmaz. Bana birisi gelip de "ben
tabiatım" derse, Kuran-ı Kerim'in gücünün örtüsü olabilecek
güçte bir kottur o. Ve bana, "insan olarak geldim" derse
eğer; insan olan, evrimi, "Allah'ın" diyerek; yüreği, "hak
ettim" diyerek kayıtlayacak düzeydeyse; ben, o gücün üstü
olan ona, saklı tuttuğum her bir yüreği dilletebilirim. Onun
yüreğinde ışık olabilirim ve onu, Kuran diye her bir yüreğe
bildirebilirim. "Vallahi ben ışığım" dediği zaman; ona
sormam neden ışıksın diye. Gölün gücü olmasını isterim. Eğer
gölün gücü olabilirse, ummandaki Kutsal Işık; ona, an'da
bildirilir.
Dava, Allah davasıdır. Bu kesindir. Bana, "dava, tartısız
olanındır ya da "dava, düzenin davasıdır" ya da "bu dava,
toplumun davasıdır" denirse, yarını olmayan bir doğumdur bu.
Ve bu doğumu ben, bütün kötülükleri aşarak dilletirim. İsmim
RA-KA'dır. Bunu, anlayan bilen anlatır. Dua okumam. Okusam
yol açılmaz. Çünkü dua, benim yüreğime dönüktür. Benim
yüceliğime dilletilir. Benden biri, benden dua isterse; onun
yüreğini, onun yüceliğinde dinlerim. Ve doğanın en güçlü
kotu olarak; ona, maya tutsun diye görev veririm. Bana,
"niye dua okumadın?" diye soranlara da "nefsi aşan; duayı Ak
Tohum'dan ayırın" derim. "Nefsi olan dua okur" derim.
Dağlarım niye dua okunur? İstemek için. Her şeyi istediniz,
yetmedi mi? Daha ne isteyeceksiniz? Verdim, herşeyi verdim
size. Analar olur mu hiç olur mu insan istemeden durur mu!?
Olmaz, hiç olmaz. Her ne ise yarım, her ne ise. İstenen, her
an'da kendi yüreğinde de istendiğinde o istek, muhakkak
BİR'in diriliğinde olur. Varın isteyin amma duanızı kabul
edemem. Bunu bilin. Asla yanlışım olmaz. Kesinlikle. Kürzün
en yüce ışığında, kendi yüreğinizi dinleyiniz. O yürek, size
sizi anlatır. Üstün görevlilerin her bir yüceliğinde; saklı
tuttuğunuz her bir dürümde kendi yüreğinizi dinleyin. Size
sizi anlatır. Umut, kutsal bir gözdür. Teknik tabiatın
kürsüsüdür. Ocakta, hepinizin yüreğinde o vardır. Sayfa,
sayfa ışıktır. Ve sizi sizde anlatır. Altın bir gün için;
yüreği güçlü olan için; teknolojiyi dinleyen için; dağların
tartısız olan ışığı için ve BİZ için, Birlik için sizi
sizden anlatır. Eski Dünyalılar, dünya Tabiatında size sizi
anlattılar. Yoğunluklarını artırmak, yüreklerini dillemek
içindi hepsi. Şikayet mi? Yo!, yo!, yoo! asla şikayet
etmeyiz. İşgal, yoktur yüreklerde. İşgali yaratan kendi
yüreklerinizdir. Yani hiç bir diri, sizin yüreğinizde sizi
kotlamaz.. Sizi, kendi Tabiatına kayıtlamaz. Siz, sizi size
kayıtladınız. Siz, sizi sizde sır olan o yoğunluklarda kasıt
olmaksızın katladınız ve tabağa koydunuz ve dediniz ki, "ben
bu tabağım işte. Bir başka yerim yok." Tanrı dedi ki, "işte
bakın siz, kendi kendinizi kırdınız..." Kayıtlarda ne
anladınız, ne anlatıldı size bilinmez ama siz, sizi
kendinizde kendi yüreğinizde tabiattan çıkarttınız. İşte
sınırlanmak, işte kısıtlı hale gelmek budur dağlarım.
Ölmek olmak mıdır? Nefsi aşmadıkça ölüş yoktur zaten. Kim ki
nefsi aşar, artık onun önü ardı, kendi yoğunluğunda ışık
haline gelir. Sizden bir tek şey beklerim. Öz, göz olun.
Sonsuzlaşın.. O zaman sınırınız kayıtlarda bulunmaz;
hırsınız kalmaz. İmparatorluk toprağa indiği zaman, muktedir
olanlarla birleşir ve Kutsal Kaplar'a kendi kotlarını katar.
Sonra döner bakar, kim ne bulmuş ne olmuş diye.
İmparator, Turkuaz Göz'ün gücüyle birleştiği zaman
onursuzluk olmadı. O kendini kendinden güçlü olarak izah
etti açıkladı.
Elleriniz Allah'ınsa yüreğinizde hırs olmaz. Olmadı ve
zirvelerin, yüceliklerin gücünü kendi yüceliğinizde
anladınız. Aslınızı bilmeniz zor değil, aslınızı kendi
yoğunluğunuzda anlamanız da zor değil ama o çobanlar, sizi
kervanın kürsülerinden ayrı gördükleri sürece, sizle
birleşmek ve sizde kendi yüreklerini Işık Kotları'yla
dinlemek istemeyecekler. En önemlisi de sizi, sizden üstün
bir sizde birleştirmeye çalışacaklar. Rahat olun yarım... RA-HAT...
Hepiniz, RA-HAT olun. Çünkü ortak kotlar, size sizden güçlü
değiller. Sizden kendi sizliklerini alıp birlikte çalışmak
isteyecekler.
Antlaşmaya göre, Toprak, Hava ve Ateş büyük bir gün için BİR
olacaklar. Toprak, soyunuzun gücüdür; ışık koyuluğu olarak
çalışır. Hakkın koyuluğunu, hakikiyeti dinler. Hava ise
ışıktır. Ve oradaki herkes, yeri göğü yaratanındır.. Ve
Ateş.... o dahi ışık ama Ateş'te; yürek, Kutsal Gün'de
yangındır. Yanan o yücelik, sizin yüreğizde yanar. Böylece
Birleşik Işık haline dönüşürsünüz. Dağlar; 3 Güç, bir tek
kürsüde BİR oldu, işte bu... Ve Ateş olan, yangını
tutuşturduğunda Kürz, Allah'ın kürzü, ışık dönüşümünü
gerçekleştirir. O gün geldiği zaman, gözler görür;
Yücelikler Kutsal Işıklar'ı diller.
Size 3 temel sayfadan söz ettim. Ve bu 3 temel sayfanın her
biri, bütün köprülerin gücünü alarak, yoğunluklarıyla sizin
yüreğinize bakarlar. Bilmek için; birleşmek için; hak etmek
için... Hak Tertibi'nde "BİR" yoktur. "BİRLİK" vardır.
Dağlarım, "Ateş"in" Hava"nın ve yoğunlukları kotlanan "Toprağ"ın
gücü; bugün hepsi BİR'dir.
İşte ışık setini, ışık seçkinliğini, dağ, taş değerinde
güçlü biçimde, dünyanıza devre devre vermek isteyen yürek,
şu anda bütünlüğüyle birlikte buradadır. Sıla özlemi
dedikleri bir özlem var ya hani!. Hani dersiniz ya "ben
özledim." Nereyi!? Sılayı. Dağlarım, Sıla BSUİ'dir. Barış,
Sevgi, Umut, İsa, İnsan.., hepsi BİR'dir. Ve işte özlenen
oğullarınız; özlenen tohumlarınız sizinledirler. Işığı alan,
ışık olan her bir yol size Allah için gelir. Ve sizler,
kendinizi kendi yüreğinizi anlattığınız zaman, güçlenirler
kotlarınızı kontrol altına alırlar ve yolu açarlar.
İşi başaracağınızı biliyoruz. İnsan "OL" dediği zaman olur.
Umut, mutlaka olmalıdır. Olduğu zaman yürek olur, yürek
huzurlu olduğunda Kutsal Işık olur. O dahi, olursa evrim
olur. Evrim var ise kurtuluş vardır. O dahi olduğunda,
Kutsal Kayıtlar okutulur. Okutulduğu zaman geride kalan
olmaz. Herkes ışık yakar; herkes yol açar; herkes nefsi aşar
ve geçer. Ve bizler, sizi size anlatmak istedik. Olup
olduğunuz, yolu bulduğunuz, ışık yaktığınız anda biz
sizdeyiz, siziz. En önce Ruh. Sonra huzur; sonra güç...
Cümle yoğunlukları ışıkla dilleyecek düzeye ulaşmanız;
muktedir oluşunuz ve Yaratan'ın tabiatına uygun çalışmanız;
kibri aşmanız, Birleşik Aile'nin gücünü artırıyor. Ve bu
güç, özün sözünü söyleyenlerin yüceliklerinde makbul bir
görev taşıyor.
Asla yanlış yapmadığınıza eminiz. Bundan böyle de yanlış
olmayacak. Levh-i Mahfuz'u okuyan sevgililer, yeri göğü
yaratanın kürsülerinde, kendi yoğunluklarındaki gücü de
okurlar. İşte Dağlar, Ruhun huzurundaki ışığı bulan sizler,
kervanın gücü olarak bütün kötülükleri aştığınızdan, eti
olanın yüreği olduğunuzdan, cevherdeki o cemaatin gözü
olduğunuzdan lütfetmedik; herkesten çok siz hak
ettiğinizdendir ki sizinleyiz. İyi ki hak ettik de siziz.
İyi ki hak ettik. Sistem, Düzen ve Nahar dediğimiz o Nizam,
Ruh'un Kutsal Işığıdır.
Kalbi melek olanın yüreği hakikidir. Tebrik ederim sizi,
hepinizi. Çünkü sizler, Ümmi Tabiat'ın yüceliklerinden çok
daha üstün olan Birleşik Işığın kürsülerindesiniz. Sizi
tebrik ederiz. Ruhsal Meclisler'in en yücesi olan güçlerle
birliktesiniz. Sizi tebrik ederiz. Levh-i Mahfuz'u okuyacak
düzeydesiniz. Sizi tebrik ederiz. Etki alnınız çok
genişledi. Size, sizi verdik; ilmi verdik; temizliği verdik;
yerin hakikiyetini dillettik. Cemaatinizi dinledik, evrimsel
sonsuzlaşımda ışık yaktık size eti kemiği olan her bir
yüceyi dinlettik. Hepsi olmak zor değildir ve siz Allah için
başardınız. İlâhi Güç, Allah Gücü'dür bunu bilmektesiniz. Ve
size, Atlanta tertibiyle bildirdiklerimizin hepsini net ve
hakikiyetli biçimde, tabiatın yüceliklerinden de güçlü
şekilde algılayabildiniz. Muktedir olmak, mutlaka kutsal
ışıkla mümkündür. Ve sana en güçlü, en istekli hakikiyet,
kendi yüreğinden gelir. Eğer ki siz, bu gücü göstermemiş
olsaydınız ve bu dili bu yüreği dinlememiş olsaydınız,
kurtuluş sayfalarınız muhakkak kusurlu olurdu.
Analar, Kuran okuttuk size. En önce "Kutsal Kitle"yi size
dinlettik. Sonra, Ruh'u dinlettik, sonra üreyenleri anlattık
daha sonra Allah'ın tabiatından söz ettik ve cemaatinizden
söz ettik. Daha sonra 7 doğumdan söz ettik. Ve en son ilim
aslından ve yolculardan söz ettik. Şikayet etmedik. Sizi
sizde dinledik davayı kaybettik. Neden kaybettik ? Çünkü
dünya davasını kaybetmek muktedir olanların kendi
yüreklerinde tahditsizce istedikleriydi. Dünya eğer davayı
kazanırsa, başka, başka düzenlerin kotlarıyla da
çalışabilir. Dünya davayı kaybederse, yoğunluk kutsal günün
gücünden ayrılır ve doruklarda ışık söner.
Sizler, davayı kazananlarsınız. Canlarım, Allah sizi hep
kotladı; hep topladı; tarttı. Tanrısallaştığınız anda
yüreğinizi kendi koyuluğundan ayırdı; yolu açtı ve hak
ettiğiniz için size sizin yüreğinize bir tek güç verdi. İlim
gücü. Ve dedi ki "anlayın, ilmi anlayın, eğer ilmi anlayacak
düzeye ulaşırsanız o zaman bana ben değil bana beden
gerekir. O beden işte sizsiniz." Dağlarım, Allah kendinden
üstün olan insanı yarattı. Beden sahibi olan insanı. Ve dedi
ki, işte "Ben". Ve dağlarım onurluyum ki sizinleyim. Ruküya
eğilen her bir yolcu, sizi anlattı. Onur duydum sizinle
olmaktan.
Bugün rukü'ya eğilenler, Sultanlar'ın yüceliklerinden de
güçlü olan kurtuluş sayfalarının yoğunluklarındakileri,
İnsan İlmi'yle dinlediler. İtaatiniz çok önemliydi. Din-i
Tabiat'a saygınız çok önemliydi, yargıyı kendi
yoğunluğunuzda kayıtlayacak düzeyde oluşunuz çok önemliydi,
kul oluşunuz çok daha önemliydi ve bilmek önemliydi. Herşey
sizin yüreğinizdeydi ve siz, gözü gören, yolu bulanlar,
yoğunluğunda ışıyanlar olduğunuzdandır ki Tanrısal
Güneşler'in gücüyle birlikte, doğanın yüceliklerinde ağır
yükü taşıdınız. Ve bu yük, sizin için çok büyük görev
taşıyıcı olan çok önemli bir güçtü. İyi ki yeri göğü yaratan
bilmenizi istedi. Ve bildirdi. İşi başardık yarım.
Asla yanlış yapmayız kesindir bu. Asla kutsuzluk olmamalı.
Kesindir bu. Ve "Turkuaz Göz" olmak muhakkak önemliydi ve
başka Tabiat Kotlarıyla da birleşmek önemliydi. İşi
başardık. Sadece aslı olmayanların yol olmaları mümkündür
ki, siz aslı olmayansınız. Herkes kendi aslına varmaya
çalışır. Sizse, kendi yoğunluğunuzla burada bulunmanızdandır
ki, Altın Tabiat, kendi yoğunluğunuzu size sizin yüreğinize
nefsi aştığınız anda dinletir. İnkâr edilemeyecek kadar
güçlüsünüz. Bu kesindir. İnkâr edilemeyecek kadar Göç
Kotları'yla birsiniz. İnsan Soyunun gözü olarak, gücü
olarak, yüreği olarak BİR olup çalıştınız. Atlantalılar'ın
görevlileri sevgiyi saygıyı size dinlettiler.
Atlantalılar'ın yoğunluklarından size seslendik.
İnsan, Levh-i Mahfuz'u dinlediği andan itibaren muktedir
olabilecek doğumlara gebedir. Ve sizler, o doğumların her
birini, nutkun en güçlü yüceliğiyle gerçekleştirdiniz.
Doğanın en güçlü seslenişi, nutuktur. İşte dağlarım, doğa
sizde sizin yüreğinizde seslenir. Ve doğa, tabiata kendini
anlattırır. Ulular Diyarı'ndan Görev Tacı'nı alıp gelenlere
bilmek istediklerini bildirdik. Ulular Diyarı'ndan Göç
Kotları'nı dinleyenlere bildirdik ki arzın sonsuzluğunda
yol, Allah'ın gücüdür. Ve biz bu yolu, kürzün gücüyle, başka
başka yoğunluklarla dilledik.
Aslın tekniği hak ettiğinizce sizsiniz. Aslın tekniği sizin
kendi yüceliğinizdir. Ve sizin ilminizi, bizim yüreğimize
anlatan sizsiniz. En önemlisi de yanlışın tohumlarını
kurutanlarsınız. Başka başka dünyaların yücelikleriyle de
birleştiğinizi biliyoruz. Dümenin başına geçen herkese,
kendi yüreğinizi değil, onların yüceliklerini açıkladığınızı
da biliyoruz. Bulun alın. Amin...
- Dağlar, rehni kaldırdılar amma, kendi rehinleri var.
Onlar, bize bizi değil, bizde kendi yüreklerini anlattılar.
O, ben olduğunu söyler. Ben o oldum mu!? Yoo, hayır olmadım.
Bana dedi ki "ben seni rehnettim. Her ana, kendinde olanı,
yüreğinde rehin tutar ki hak etsin diye. Dağım, biz rehni
kaldırdık. Sen bizi kendi yüreğinde rehnetme. Eti, kemiği
olan kendini dinler. Biliriz hepimiz zayıf, küçük, kusurlu
yürekleriz. Öyle mi? Yoksa, hak etmedik mi!?
- Rehni kaldırmak; ismi dahi bilinmeyen yoğunlukları
ışıtmak... "Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş"
dersiniz; öyle mi? Hadi bakalım dinleyin yüreğimizi. Sayfa
sayfa okudunuz kendinizi. Yine de "bana beni değil kendini
anlat" derseniz anlatayım. Anlatsam mı acaba!? Fakirlik olur
mu, yoksa olmaz mı!? Ben, bana beni değil; ben, bende beni
değil; ben, sonsuz sınırsızlıkta seni anlatmaya çabaladım
yahu. Dağlarım "bana beni anlat" dedikleri zaman; ben kendi
yüreğimi anlattım onlara. Onlara anlattırmak kolay değildir.
Yine de ocaklarını söndürtmedim. Şikayetçi miyim? Hayır,
hayır. Onlar yüreklerini değil BSUİ'yi anlatmak istediler.
Olacak oldu, hepsi bu. Ve bizden üstün bir biz yok. Biz,
BİR'iz. "Levh-i Mahfuz" dedikleri o yoğunluk bizimdir. O
kotlar bizimdir. Laf değil bunlar herşey bizimdir. Şimdi
geri dönelim onları dinleyelim. Bakalım bize neler
söyleyecekler:
- Aslın değilim yarım, ben BİR'im. Bilenin bildiği; bilecek
olanın kendini dillediğinde dinleyeceği olanım. Ben, ilimim;
köle değilim. Hani dersin ya, "rehni kaldır, kalan kalır
gereken olur." Ama ben hakikiyim. Gölün kürsüsü olarak
çalıştık hep. Çobanlar bana "dini anlat" dediklerinde;
doğumu sordum, doğum var mı diye. Doğanı, doğmayanı bilirim.
Olanı, olmayanı bilirim. Har'ı bilirim, yarını bilirim, dili
bilirim, ve ben Bütün'ü bilirim. Olmazsa olmaz olan bir tek
şey var, aile. Eğer aile yoksa yürek olmaz. Ve ben, benim
adım her diride var olan huzurdur. Çünkü benim; atide, kendi
yüreğini dinleyende, kendi yüceliğinde kürzün ışığı olanda,
Mikâil olarak mevcudiyetim vardır? Asla yanlış söz söylemem.
Levh-i Mahfuz olarak çalışanım. Ben bir aile istedim. Bu
aile bana, benim yüreğime kendi yüceliğini indirmeliydi. Ben
BİRLİK istedim. Benim itaatim her bir diriyedir. Ben, "BİZ"i
istedim. Üzerinde yüceliğin her bir dilinin dillendiği bir
kural istedim. Kural, bütünün kutsal gücüdür.
Analar, ben narı istemedim RUH'u istedim. Nar, kutsal gözün
körlüğüdür. Ben; sizden, İslami Kapılar'ı, yücelerin
kotlarıyla açmanızı da istedim. En ince detayına kadar
anlattım. Sizden yüreğinizi değil, kürzün ışığı olan
kürenizi de değil, eti olanı istedim. Analar; et, tekniğin
tabiatın gücüdür. Umut mutlak olarak varsa, yürek olur. Umut
mutlak olarak varsa, ışık olur. Allah için sizden et, kemik
istedim. Bilmeniz gerekir ki aile, herkesin bildiğinden
farklıdır. Aile, bir et, bir sestir. Bunu bilmenizi istedim.
Kini, nefreti olmayan bir aile istedim sizden. Kin, nefret
olmamalıdır. Medine, Mekke değil isteğim, Muhammet'tir.
Mutlak Kotlar'ın yoğunluğundaki o koyuluktur istediğim.
Sizden, SES'i istedim. Cemaati değil; canı diledim. Lütfedin
de verin. Sizi istedim. Beni, benden üstün bende, ben olan o
yücelikte dilleyeni istedim. Anacığım, cennetini istedim;
cevherini istedim; canlar canı olanda, cümle cümle yüreğini
istedim. Bana, benim ilmime kendi insanlık dilini dille.
Seni istedim!... Seni!..., seni!...., seni istedim. Şu ana
et, alanın kotlarındaydı. Bu alan kotu olan etin, üstü olan
düzeni istedim ben. Düzenin gücünün örtüsü olan yüreği,
yüceliklerin kürsülerinden üstün olan ışığı istedim.
İmparatorluğunda bunu istemek her bir yürek için haktır. Tek
olarak, teknolojik olarak ve yol olarak kollarım açık. Açı
geniş. Hadi gelin; gelin de birleşelim. Düzeni kuralım; yol
açalım. Çok mutluyum canım çok! Umut olduğu için ve canların
cemaatinde hak edildiği için sizinleyim. Kütlemi aldım
geldim. Nefsi aştım geldim, Evim Allah'ındır. Kutsal
Kaplar'ımı aldım geldim. Hadi gelin, gelin de Uluların
Diyarı'ndaki o yoğunluklarda BİR olalım. Kuran-ı Kerim'i
okuttuk. Okuttuk amma kollarımız hâla açık.
Çağırdığımız an gelen; her bir dürümde varlaşan, Kutsal
Katlar'ın yüreğinde olanları da isteriz. Alın, alın da verin
yürekleri. Ölen, olan değil mi? Olan, teknolojide olmadıkça
yürekte hiç olmaz. Allah için gelin. Allah için gelin. İnsan
soyu için yürek için ve BİRLİK için gelin. Gene de geliş
yoksa, biz geliriz bunu bilin. Bizim için hepiniz
müşahitsiniz. Şevki, şavkı bilensiniz. Hepimiz, hepiniz
olmak için gelmek isteriz. Geleceğimiz gün yaklaştı. Sizinle
olmaya gelmek önemlidir yarım. Özün sözüyle, yüreğiyle,
huzuruyla gelmek diledik. "Evim Allah'ın" diyenin yüreğinde
olmak diledik. Turkuaz Göz'le Kuran okutmak diledik. Çok
mutluyuz ki çağırdın.
Gelişimiz, zamanda değil hak ettiğimiz andadır. Analar, geri
dönüş yok. Bizi çağırdınız, geleceğiz. gelişimizde, her
birinize kotları, katları, kayıtları ışıkla dilleyeceğiz ki
o gün, lider olan her bir dürüm, BİRİN BİRİ'ndeki o
BİRLİK'te bizimdir. Evimizde, yüreğimizde, yüceliğimizde hep
sizdeyiz. İyi ki hak ettik; Hak oldunuz. Allah için bu
tabiat size görev verdi. Çok mutluyuz yarım, çok!...
- Can, dünya için bize geliş; bizde oluş, biz oluştu.
Şükrettik ki sizlerle BİR olup, bütün köprüleri açıp,
yoğunluklarda ışıyacak güçteyiz. Gelen gelir değil, her
birinin gelmesini istedik. Gövdemiz, Allah içindir.
Yüreğimizi dilledik, ilmi dilledik. Geçiş Allah içindir.
Geri dönüş yok. Kör, sağır kim olursa olsun geri dönüş yok.
Ocak bilgidir. Bilmeye değil, ilmi dinlemeye değil yüreği
birleştirmeye çağırdık sizi. Asla yanlışımız yoktur. Kol
Allah'ın, yol Allah'ın, Çoban Ak Tartı'da, Hak Tekniği'nde
tabiatınsa geçin. Geçin de gelin. Önü alacak olmayan
biriysek, gelin görün bizi. Yolu, Allah için olansak, alın
girin yüreğimize bizi bilin. Biz-siz değildiniz ki. Her
anda, her yürekte var olan biz, sizinleydik. Geçişiniz
kolaylaştı. Asli Kadir Katlar'ın görevini üstlenen bizler;
sizi, hepinizi, kollarımız açık bekliyoruz. Ailenizi de
getirin, yüreklerinizi de getirin. Kötülüğü aştınız kutsal
günlerin gücünde bizsiz olmayacaksınız. Geri dönüş
bizimledir.
Maya, "Birleşik Güneş"in gücüdür. Gelen Allah içindir. Yeli
kendinde olan, Hak Tekniği'nde, Hak Tertibi'nde, hakikiyette
Hazar'a zararsız giriş bizimledir. Zannetmeyiniz ki biz size
Hazar Gölü'nden söz ediyoruz. Yüreğinizden söz ediyoruz o
göl yüreğinizdir. Hadi yarım, gördüğünüz gibi Hazar'ız.
Zamanı gelir bilirsiniz.. Zaman geldi bildiniz. Sizi
bekliyoruz. Acı geçiş yok. Geldiğiniz an, yüreğimize
geleceksiniz. Ölen ölür değil, ölmeyeceksiniz. Asla, asla
ölüm yok. Umman, Kuran'dır; "Turkuaz Göz" kutsaldır; ışık,
Musaf'tır; biz kervanız yarım. Geri dönüşü olmayan o
yolcularız. Geçiş, Allah içindir. Alın da bilin ki o Kuran;
o "Turkuaz Göz" hepimizin yüreğidir. Ve biz, yüreğimizde her
bir diriyi taşıyanlarız ki "siz" olun ya da "biz" olun; her
kim olursanız olun bizsiz olmayacaksınız. Buyurun dünyanız!,
buyurun yolunuz!, buyurun kontrol bizim. Umutsuzluk yok; bu
da da kesin.
Aşk, ışıkla dinletildiği zaman yol ışır.. Aşk, kutsuzlukla
dilletildiği zaman o yol kurur. Ama biz, hiç bir Dünyalı'yı
kurutmadık. Çağırdık ama gelen yoksa, yürek kutsuzlaşır mı!?
Yo! yahu, kutsuzlaşır mı hiç. Gelmezseniz yine
yüreğimizdesiniz. Ama gelirseniz BSUİ'siniz. Beşir Katlar'ın
her birinde var olacaksınız; kervan kutsal ışığında yol
alacaksınız; çantanızda hep bizim yüreğimiz olacak ve
bizimle olacaksınız. Bilmeseniz de bilseniz de biz hep
sizdeyiz. Bunu anlayınız. Analar, açıkladık size. Gelen
gelir; gelmeyen yine gelir. Bunu biliniz, biz buradayız. Her
değeri tartarız. O değerlerin her birinde var olan yüreği
hak ettiğimizde, yoğunluğumuz muhakkak ocağına taşar ve
onunla birleşir. Kini nefreti aşanlarla çalışırız.
Gelirseniz, yüreğimizden geçişiniz olur Amen... Şimdi
bakalım bize ne diyeceksiniz?
- En ince detayına kadar seninle olacağımızı bil. Sana göz
olmaya, sayfa sayfa ışık olmaya gelmek isteriz. Seninle
bütün kötülükleri aşacağımızı bil. İlâhi Gün'ün gücünde sen
olmak isteriz. Özü, sözü bir olan, her bir yolu bulana biz,
"bizden üstün biz" diyebiliriz ki seni sana ve senin
yoğunluğuna kayıtlayacak düzeyimiz olmadığı için seninle BİR
olmak isteriz. Asla yanlış yapmayacağımızı biliriz. Körü,
sağırı biliriz ama Kutsal Işığı da biliriz. Ek olarak İsa,
Musa, Muhammet ve dirilikteki her bir değer BİRLİK'tir.
Onlar, yürekte hep bizledirler. Ve biz sevgiyiz. Şimdiye
kadar yapılan hiç bir çalışmaya dahil edilmedik. Çünkü
bizler, bizim yüreğimizden güçlü olan hiç bir yüreği
dinlemedik. Umut mutlaka olmalı ve biz hep "başka
yoğunlukların kürsülerinden daha güçlüyüz" dedik.
Din tartısında tarttılar yüreklerini. Biz, yoğunluklarda her
bir yüceği kendi kotlarımızla tarttık. Doğa, bizim için
güçtü amma doğanın kürsülerinde ışık yakacak düzey, bizde
hiç olmadı. O halde biz doğa olamadık. Olamadıysak, bu
nedenle ışık sönebilirdi ve son dönemde, gördük ki senin
sayfaların görev taşıyacak düzeye ulaşmış ve seninle
birlikte çalışabileceğimize kani olduk. Dahası sana, senin
yüreğine ışık yakmaya çalıştık. Gölü güçlendirmek diledik
ama gördük ki gölde ışığımız söndü. Şimdiden sonra, bizimle
bu çalışmaları yapabileceksen BİR olalım. Kervanın gücünü
artıralım, birleşelim. Bundan böyle her bir dünyaya güç
katalım. Özün sözünü söyleyelim ve yoğunluğu artıralım. Daha
sonra herkesin bu çalışmalara dahil olmasını da sağlayalım.
Amma önce beden sahipleri konuşsunlar. Sonra yürekler
konuşsun. Eğer sen, sayfa sayfa kendi yüreğini anlatırsan,
başkaları seni dinleyemezse olmaz. Önce yüreğini değil
yüceliğini anlat, bildir. Bildir de herkes anlasın. Sen
akmaya çalışırsan, antlaşma gereği bizler de akarız ki
akışta biz hak etmediğimizde ışığımızı söndürebiliriz. Bu
nedenledir ki en önce kendimizde var olan bilgimizi
anlatalım. Sonra, daha sonra, birleşelim ve kürzün
ışıklarını yakalım. Daha sonra da kutsal kaynağa inelim ve
BİR olalım. Benim Atlanta Tabiatı'na aykırı olmayacağımı
bilmeni isterim. Önemli olan bilgidir, bilgiyi bildirelim;
herkes bilsin. Amen...
- Amen yarım, amma kanatlarımızı hak ettiğimizce takalım.
Eğer kanatsız olursak bizi anlayan çıkmaz. Önemlidir bu.
Kanatlarınızı da takalım. Sonra ışık yakalım. Allah için her
şey zorlaştırılmasın; kolaylaştırılsın bilelim. Sonra
örtüleri açalım açıkça görev taşıyalım. İnsan Soyu için
önemlidir bunlar. Dağlarım, unutmayın, Mayıs ayında
toplanıyoruz. Ve Mayıs ayında yapacağımız bu toplantı çok
özel bir toplantı olacak. Senin Atlanta'n, benim Atlanta'm
değil bir tek Atlanta... Ve o Atlanta, Turkuaz Göz'ün gücü
olacak. Bugün sana senden söz etmedim bizden söz ettim.
Buyur, çalışmalara biz geliyoruz önemlidir bu. Ve gelmek
istemeyen gelmez yavrum ama biz orada olacağız. O çalışma,
ölüleri diriltecek bir çalışmadır. Bunu herkes anlamalıdır.
Ve o gün bilgi akışı güçlenecek. Bilmek istemezse bilmesin,
bilmek isterse bilsin değil, muktedir olan, özün sözünde her
bir yüreği bilecek. Muhakkak bilecek. Ve o gün biz oradayız.
Usanmadan çalıştık Hiç usanmadık amma yarım o gün biz
geldiğimizde senin orada olmanı dileriz. Eğer sen orada
olmazsan bizsiz kalacak yücelikler. Umutsuzluk kalmasın
dileriz. O gün her yürek seni ister yarım bunu bil. O gün
orada "ben tabiatım" de. O gün orada "ben müşahitim" de. O
gün "ben merkezim" de. "Zamanım" de. "Kardeşinim" de. Bana
"kardeşinim" de ki hak edeyim. İşi başaracağınızı biliyordum
başka başka yoğunluklarla da bu çalışmaları yapmak istedik.
Nefes yetmedi yarım. Hiç yetmedi. Ama biliyorum ki nefsi
aşanların nefesi güçlüdür. Ve senle bu çalışma muhakkak
başka kotların koyuluklarını da güçlendirecektir. Muktedir
olmak budur yarım. Ruhsal Kotlar'la dillenmek budur ve Ak
Teknik'le tertip yapmak budur. Ve biz o gün seninleyiz.
Şimdi mutluyuz yarım işi başardın. Huzurdayız hepsi bu...
Şimdi mutluyuz...
………………………………………………………………
Kısa bölüm
Antlaşmaya göre, Toprak, Hava ve Ateş büyük bir gün için BİR
olacaklar. Toprak, soyunuzun gücüdür; ışık koyuluğu olarak
çalışır. Hakkın koyuluğunu, hakikiyeti dinler. Hava ise
ışıktır. Ve oradaki herkes, yeri göğü yaratanındır. Ve
Ateş.... o dahi ışık ama Ateş'te; yürek, Kutsal Gün'de
yangındır. Yanan o yücelik, sizin yüreğinizde yanar. Böylece
Birleşik Işık haline dönüşürsünüz. Dağlar; 3 Güç, bir tek
kürsüde BİR oldu, işte bu... Ve Ateş olan, yangını
tutuşturduğunda Kürz, Allah'ın kürzü, ışık dönüşümünü
gerçekleştirir. O gün geldiği zaman, gözler görür;
Yücelikler Kutsal Işıklar'ı diller.
Size 3 temel sayfadan söz ettim. Ve bu 3 temel sayfanın her
biri, bütün köprülerin gücünü alarak, yoğunluklarıyla sizin
yüreğinize bakarlar. Bilmek için; birleşmek için; hak etmek
için... Hak Tertibi'nde "BİR" yoktur. "BİRLİK" vardır.
Dağlarım, "Ateş"in" Hava"nın ve yoğunlukları kotlanan
"Toprağın gücü; bugün hepsi BİR'dir.
İşte ışık setini, ışık seçkinliğini, dağ, taş değerinde
güçlü biçimde, dünyanıza devre devre vermek isteyen yürek,
şu anda bütünlüğüyle birlikte buradadır. Sıla özlemi
dedikleri bir özlem var ya hani!. Hani dersiniz ya "ben
özledim." Nereyi!? Sılayı.. Dağlarım, Sıla BSUİ'dir. Barış,
Sevgi, Umut, İsa, İnsan.., hepsi BİR'dir. Ve işte özlenen
oğullarınız; özlenen tohumlarınız sizinledirler. Işığı alan,
ışık olan her bir yol size Allah için gelir. Ve sizler,
kendinizi kendi yüreğinizi anlattığınız zaman, güçlenirler
kotlarınızı kontrol altına alırlar ve yolu açarlar.
İşi başaracağınızı biliyoruz. İnsan "OL" dediği zaman olur.
Umut, mutlaka olmalıdır. Olduğu zaman yürek olur, yürek
huzurlu olduğunda Kutsal Işık olur. O dahi, olursa evrim
olur. Evrim var ise kurtuluş vardır. O dahi olduğunda,
Kutsal Kayıtlar okutulur. Okutulduğu zaman geride kalan
olmaz. Herkes ışık yakar; herkes yol açar; herkes nefsi aşar
ve geçer. Ve bizler, sizi size anlatmak istedik. Olup
olduğunuz, yolu bulduğunuz, ışık yaktığınız anda biz
sizdeyiz, siziz. En önce Ruh. Sonra huzur; sonra güç...
Cümle yoğunlukları ışıkla dilleyecek düzeye ulaşmanız;
muktedir oluşunuz ve Yaratan'ın tabiatına uygun çalışmanız;
kibri aşmanız, Birleşik Aile'nin gücünü artırıyor. Ve bu
güç, özün sözünü söyleyenlerin yüceliklerinde makbul bir
görev taşıyor.
Asla yanlış yapmadığınıza eminiz. Bundan böyle de yanlış
olmayacak. Levh-i Mahfuz'u okuyan sevgililer, yeri göğü
yaratanın kürsülerinde, kendi yoğunluklarındaki gücü de
okurlar. İşte Dağlar, Ruhun huzurundaki ışığı bulan sizler,
kervanın gücü olarak bütün kötülükleri aştığınızdan, eti
olanın yüreği olduğunuzdan, cevherdeki o cemaatin gözü
olduğunuzdan lütfetmedik; herkesten çok siz
hakettiğinizdendir ki sizinleyiz. İyi ki hak ettik de siziz.
İyi ki hak ettik. Sistem, Düzen ve Nahar dediğimiz o Nizam,
Ruh'un Kutsal Işığıdır.
Kalbi melek olanın yüreği hakikidir. Tebrik ederim sizi,
hepinizi. Çünkü sizler, Ümmi Tabiat'ın yüceliklerinden çok
daha üstün olan Birleşik Işığın kürsülerindesiniz. Sizi
tebrik ederiz. Ruhsal Meclisler'in en yücesi olan güçlerle
birliktesiniz. Sizi tebrik ederiz. Levh-i Mahfuz'u okuyacak
düzeydesiniz. Sizi tebrik ederiz. Etki alnınız çok
genişledi. Size, sizi verdik; ilmi verdik; temizliği verdik;
yerin hakikiyetini dillettik. Cemaatinizi dinledik, evrimsel
sonsuzlaşımda ışık yaktık size eti kemiği olan her bir
yüceyi dinlettik. Hepsi olmak zor değildir ve siz Allah için
başardınız. İlâhi Güç, Allah Gücü'dür bunu bilmektesiniz. Ve
size, Atlanta tertibiyle bildirdiklerimizin hepsini net ve
hakikiyetli biçimde, tabiatın yüceliklerinden de güçlü
şekilde algılayabildiniz. Muktedir olmak, mutlaka kutsal
ışıkla mümkündür. Ve sana en güçlü, en istekli hakikiyet,
kendi yüreğinden gelir. Eğer ki siz, bu gücü göstermemiş
olsaydınız ve bu dili bu yüreği dinlememiş olsaydınız,
kurtuluş sayfalarınız muhakkak kusurlu olurdu.
Deşifre eden: Cafer Pelen