Ana Menü 

  Skip Navigation Links
 
 
 

 

 

 

 

 

 


                                                    


 10.04.2008 Tarihli RA-KA Tebliğ



Canlılar. Turkuaz Göz size der ki "yazıklar olsun ki o güçlü kotlar; BSUİ ile dilleştiğinizi kendi yüceliklerinde dahi anlatamamaktadırlar. Hak etmediler." Tanrı dedi ki "OL." Özün sözü olmak kolay amma ya Allah!? Onunla olmak kolay mı? Ağır yükü hafifletebilirseniz, her yer size açılır. İlim, Allah'ın toprağa ektiği değildir. Reşitlerin koyuluklarındaki gözün sözüdür. Eğer o göz kendi yüreğinizdeyse, Kuran okumanız işin birinci sayfasıdır.

Bir kaç gün için sizinle olacağımızı ve size kendi yüreğinizden sesleneceğimizi bilmenizi istedik. İlmi, tabiat ekmez, ilmi yücelikler eker. İlmi hak ettiğinizce sizinle olacağız; yüreğinizde bulunacağız. Altın Tabiat, Altın Temizlik yaptı ve size kendisini anlattı. Eğer tabiatı dinleyebildinizse, kürzün ışıklarını da gözünüz seçebildi. Eğer gözünüz, yüreğinizin gücüyle dilleniyorsa, yüreğinizde hırs olmamasındandır. Allah dedi ki, "olur herşey olur." Amin...

Atlantalılar, Turan Tertibi'ni kendi yüreğiniz size açıklar. Biz size, kendimizi değil, Birliği anlatmaya çabalamaktayız. Bu çalışma, sadece sizin için değil tüm insanlık içindir. Bunun için dikkatli dinleyin. Etki alanınız genişliyor; yüreğinizin kotları ışımaya başladı. Atlantalılar'ın çoğu size kendi yüceliklerini dilletmeye başladılar. Ailenizin gücü artıyor. Yüreklerinizdeki Kutsal Güneş ışımaya başladı. Ve bilgi kayıtlarınız daha gür ve daha güçlü bugün. Üzerinizdeki Görev Tacı hepimizin gücünü artırmakta ve yoğunluğumuzu kotlatmaktadır.

Allah'ın dediği gibi, herkesin gücünün, Kutsal Işığın yüceliğiyle dilleneceği bir dünya günü size vaad edilmişti ki bu dünya günü hak etmenizle birlikte, size sayfa sayfa okutulmaya başlandı. Allah'ın toprağa ektiği en büyük güç, ağır yükü hafifletebilme gücüdür. Bu güç, sansasyonel çalışmalarla değil fakat çabalarınızla yüreğinize kayıtlanacaktır. Çokları, sansasyonel çabalarla kendi yüreklerini insan soyuna anlatmaya çalıştılar. Doruk Allah'ındır ve doruğa ulaşanlarınız, hak ettikleri gibi yüreklerini dinlediler.

Turan Tekniği'nin, ışığını kotlayabilmesi için dualar okunur. Bütün kötülükleri aşabildiğiniz zaman, Mutlak Kotlar'ın koyuluklarındaki ışık, kervanın gücünü artırır. RA-KA teknik bir güçtür. O güç, "Kürzün Işığı" dediğimiz o yücelikleri, kendi yüreğinizdeki o koyulukları dilliyebilecek bir kürsüdür.

Dağlarım, Allah için çalıştığınıza göre Ruh'un huzurunda bulanmanızdan daha doğal ne olabilir ki!? Yeri, göğü yaratan, Hakikiyetin Kürsüleri'nde kendi yüreğini anlattı. "Din-i Diri" olanın yolunda hırs kalmaz ve İmparatorluğun gücüyle çalışır. İlâhi Gün, bu güçlü kotların kayıtlarında mevcut olan bir gündür ve teknik tertibin gücüdür. Yarın Allah'ın dediği gibi olacak herşey. Ve bugün de herkesin istediği gibi değil; Hakikiyetin Kotları'ndaki koyulukların gücünde gerçekleştiği gibi olmaktadır.

Hepimiz, sabırla sizinle olmaya çalıştık. Bugün burada bulunabilmek için öyle çabaladık ki. Üzerinizdeki görev tacını hepimiz görmekteyiz. Ve bu görev tacının, hepinizin gücüyle diri olarak size bildirildiğini de bilmekteyiz. İkna olunuz ki Dünyalılar'ın hepsi size kendi yüceliklerini açıklatmak için birleşerek geçiş yapmaktadırlar. Bilgide asla yanlış yoktur. Bunu bilmenizi beklerim. Durağan günlerin artık sona ermesindendir ki kerim olup hakikiyetin kotlarıyla birleşebilmek üzere bugün buraya ulaşabilenlerin hepsi, insan soyuna görevli olarak geldiler. Onların teknolojileri hepimizin kürsülerinde mevcuttur. Kutsal Kitleler'in hepsi, yoğunluklarında ışık yakabilen, kaynak olanların gücüyle, kendi yüreklerini tabiata ekebilen, görev tabiatına uygun çalışabilenlerdirler ki Allah için onlara herkes kendini dinletmek ister.
İlim Allah'ın topluma verdiği gözdür. İsa kendini, kendi yüreğini gözledi. Yolunu, kendi koyuluğunda dilledi ve bildirdi. Musa, muktedir bir gözdür. Sözünü söyledi ve dedi ki "asla yanlış yapmam. Teknik olarak ya da hakimiyetle, hakikiyetle yanlış yapmam." İşte yavrularım Allah'ın Tabiatı'nda, kervanın gücünü taşıyabilen hiç bir yürek hata yapmaz. İnsan, itibarlı olduğunca, yüreğinde hırs olmaz. Çok mutluyum ki sizlerle birleşebildim. Çok mutluyum ki, Kuran-ı Kerim'i sizin yüreğinizde dinleyebildim. Özün sözünü söyleyecek gücünüz olduğunu gördüm.

Üreyen her bir yüreğe derim ki, İlâhi Gün ağır yüktür. Çünkü o günü bilen, kendini bilir. Kendini bilmesi, onun yüceliğinde, kendi yüreğini Kutsal Işığın kürsülerinden çıkartabilmesi demektir ki Evrimsel Sayfalar'a baktığımız zaman; çoğu görevlilerin kendi yüceliklerinden çıktıklarını görebiliriz.

İtibar, tek bir gündür. Ve o gün, Allah'ın toprağa inişidir. İkna olunuz ki Sistem Nizam ve Düzen gücünü Allah için kendi yüreklerinde dinleyebilenler, meşaleyi taşıyabilenlerdirler. Onların etki alanları herkesin üstüdür.

Kollar Allah'a uzandığı zaman umutsuzluk kalmaz. Çünkü Allah, hepinizin gücünün son sözünü söyleyebilen; tohum ekebilende, Kuran'ı Kerimi dinletebilendir. "Evime geldin" der. "Hak ettin de geldin" der. "Evim, sayfa sayfa sana kendini anlatır" der. Allah der ki, "OL". Çantanızı açarsınız ve o çantada ne var diye bakarsınız. Eğer ki o çantada insan soyunun gücü varsa Allah der ki, "oğullarını da getir." Eğer oğulların gelmemişse yoğunluğun azalır.

Ağır tohum, ağır toprak ister. Eğer ki o tohum, ağır toprağı bulamazsa yoğunluk azalır. Allah dedi ki, Allah dedi ki, Allah dedi ki... "oğullarını da getir." O nutku dinle. O nutuk sanadır. Oğullarını da getir. Eğer sen tek başına gelmişsen, yanlış yapmışsın demektir bu. Çünkü sen, ilimin sayfalarını okumaya muktedir olsan da Turkuaz Göz'ün gücüyle kendini dillemeye muktedir olamazsın. Olamadığın içindir ki tohumların kurutulur.

Utanma, hiç utanma. Sana saklı tuttuğumuz gücümüzü gösterebiliriz. Sakın utanma amma görevindir ilim için çalışmak ve bizimle çalışmak. Öyleyse "OL" de. Olmadığı an, Sultanlığında kırılış başlar. Ayar bozulduğu zaman, Kutsal Kitle senin yüreğinden çıkar ve sende umutsuzluk başlar. Eğer umut, senin için kutsuzluk kayıtladıysa; muhakkak umutsuzluk, o kutsuzlukları ışıktan çıkarmak içindir. Ve teknik olarak deriz ki, "evim Allah'ın eviyse; yolda hırs kalmamalıdır. Yolda hırs varsa, kervan yürüyemez."

Ona derim ki, "umut Turan'ın tohumuysa, tohumları yeşertmek mümkün olur." Şimdiye kadar mezar açanlara hep sorduk, "nerede o yoğunluklar?" diye. Bize dediler ki, "her diri kendi yüreğini aldı görev taşır." "Peki onların Ruhsal Meclisleri nerede!?" "Ocakta..." "Hani nerede Ocak!?" "Reşitlerin kotlarıyla birleşti ve ışıyacak düzeye varmak için bekleşir..." Dara düşmeyin. Herkes kendidir; ocak yürektir. Herkesin kendindeki o yürek, kendi kotlarının koyuluklarındaki ışığı söndürtmeyecek düzeye ulaştığı zaman, nefsi aşmanız mümkün olur.

Asla yanlış yapmayız. Sözlerimi, muhakkak seçkin olarak seslendiririm. Eğer anlayacak düzey yoksa, sözlerimin aşağı düzeylerini size bildiririm ki anlatabilin diye. Ama ben bu sözleri seçtim. Kendim için; her diriye kendi yüreğimi dinletmek için, emin olunuz ki sözlerim bütün kütlenin gücüdür. Ve ben, bu sözleri seçerken, her dürümde kendi yüreğimi ve kendi kürzümü ışıtabilecek düzeydeki koyuluklardan seçtim. Asla yanlışım olmaz.

Bugün buraya gelip; Levh-i Mahfuz'unu kendi yüreğinde dinlemek isteyenlere de; "eti olmayanın kendini dinlemesi imkânı yoktur" demekteyim. Eğer sayfalarınızda, kontrol kaybı varsa, et olmadığındandır. Eğer yüreğinizde kusur varsa; Kutsal Işığı, sözden aşağı düzeylerde almanızdandır. Allah'ın tartısında olmanız yetmez. Hak etmeniz de gerekir. Eğer Hak Tertibi'ne ulaşamamışsanız, Kuran'ı okuyun; yeniden "OL" deyin. Onursuzluk değildir Kuran-ı Kerim'i okumak.

Olmak tekniktir. Eğer teknik olarak olmuşsanız, cevap bizim yüreğimizdir. Unutmayınız ki dünya teknolojisi, yeri göğü yaratanın kürsülerinin gücünü dinleyecek düzeye vardığı zaman, ağır yük hafifleyecektir. "Turkuaz Göz" umutsuzluğu değil, Kutsal Günün Gücü'nü size dinletmek üzere Birliğinize dahil edildi. Eğer Dünya Teknolojisi, Tanrısal Kürsüler'in gücünün üstü olan bu gücü dinleyemezse, kendi yüreğinizi, kendi yüceliğinizi anlatmak için kelam yetmez size. Bunun için Birlik olmanız gerekir. Ağırdır yük, çok ağır... Bu ağır yükü muhakkak taşımak zorunda olduğunuzu biliniz. Umutsuzluk olmaz. Olmamalıdır da. RA-KA'nın kürsülerine ulaşabilenlere muhakkak Kutsal Işık yeter.

Tek bir gün için; iç, dış bir olanların gücünün üstü olan; bütün kürzün ışığı olan göz için ve bizim için bu çalışma, özün sözü olarak gerçekleştirilmektedir. Evrim sayfalarını okuttuk size. Cahil olmayanlara itaat etmeleri için ışık verdik. Levh-i Mahfuz'u dinlettik. Her reşit olana kendi yüreğini; insan soyu için kendini dinlettik. Rahmin Huzuru'na ulaşanlara, bilgimizi dinlettik ve muktedir olmaları için güç verdik. Yaratanın Tabiatı böyle çalışır. Eğer bana, benim yüreğime İnsan İlmi'ni dinletecek olan bir tek güç "Gül" olabilirse; Allah için herşey basitleşir. Kat kat olup; teknik olarak ışık olup; üzerindeki kürsülerin her biriyle BİR olup, İlâhi Gün'ün gücünde ışıyarak beden sahibi olanlara ben, Amon'un toplumundan; Haton'un tohumlarından ve yoğunlukları kutsal olan Alton'un teknolojisinden birleşerek derim ki, "Atlantalılar'ın hepsi benim yüreğimdir ve ocağımdadırlar." Asıl önemli olan nefsi aşmaktır. Nefsi aşamayanların cemaatlerinde kurtuluş olmaz.

Ekran'a hepinizi bildirdik. Ve ekran sizi, sizin yüreğinizi birleşene dinletti. Allah'ın Teknolojisi'yle dinledik sizi. Ve sizin yüreğinizi algıladık, anladık. Allah'a daimiyette "Birlik" için güç verecek olan sizin yolunuzu anladık. Allah, sokak sayfalarını okudu. O sayfalarının kotlarındaki gücü dinledi. Teknik olarak birleşerek; size, sizin yüreğinize ilmi dinlettik. İnsan soyuna herşeyi anlattık. Asla yanlış yapmadık. Ve yol, hak ettiğiniz gibi kürzün görevlilerini, kendi yüreklerinde dilledi. Asıl olanın gözü açılır. Ve sizler asıl olanlar olduğunuz için, göreviniz gereği değil ama hak ettiğiniz için gözleriniz açık.
Eşik, Allah'ın gücüdür. Ve her biriniz için o eşik, ağır yüceliktir. Çekişme sayfalara indiği zaman; kör, sağır her dere size gelir ve der ki, "yargı şu, sana sıkıntı vereceğim. Senin yüreğini yıkacağım. Sana Kuran okutmayacağım." Vah yarımlarım! vah!... Asla yanlış yapmayanlara bunu söylediklerinde, onlar yoğunluklara köle olurlar. Kollarını kanatlarını kırdıklarımız olurlar. Şikayetçi miyiz!? Hak ettikleri için şikayetimiz çoktur. Lutfederler!, hak etmeden kendilerini dillerler. Yahu hak etseler ne olacak!? Çakıl taşlarını dahi doğan günün güçleri olarak görmeyip, kullar oldukları için huzursuz etmek isteyenlere bilgi, hak etmediklerinde dilletilmez.

En son "Turkuaz Göz" bize bildiğini anlatsın da bu çalışmadan çıkalım:

- Dağlar, Sevgiler; hepinizin yoğunluğunuzdaki gücü bildik. Bizim için önemlisiniz. Hak etmeden hakimiyetimizde olmanızın imkânı yoktur. Büyük kötülükleri aşıp gelen sizlere, şunu anlatmak isterim ki, yalnızca insan itibarını yüceltebilir.


ıÜüHak etmeden, Hakikiyetin Kotları'ndaki Güneşler'in gücünü dillemek bizim için zor değil amma Ruh'un huzuruna ulaşmak kolay olmaz. Şu an bize gelen ve bizde kendi yüreğini dinleyenlere şunu anlatmak isteriz. Maya hepimizin gücüdür. Ve biz, maya olanlar; kütle kotlarındaki ışıkların hepsini tanıyabiliriz. Sizi şu anda tanıdık. Lütuftur bize gelişiniz bunu anladık.. Çünkü sizler, yoğunluğunu kendi koyuluklarıyla dilliyebilen bitişken olan ve Kutsal Katlar'ın ışıkları yakıldığı zaman o ışıkları yakanlarsınız ki buraya bize dönüp gelmeniz; bütün kötülüklerin gücünün örtüsünü örtmek içinse; muktedir olmak, Kuran okumak, hak etmek bilgi için gerekmez. Bizimle olmanız yeter.

Bilmekteyim, oyun değil bunlar. Bedenimi, kendi yüreğime alıp geldiğim bu yerde, bütün kötülüklerin gücünü bilirim. İtibarımı yükseltmeye niyetim yok. Nedeni şudur: Ben, kendimde, kendi yüreğimde hakikiyetin kotlarında bir tek günün gücü olsam dahi, bütün kotlarımın gücü olarak bu çalışmayı yapmam gerekir. Eğer her birinde varsam, her birinde ne olursa, bende de olan odur. Bu nedenledir ki, bedenimde hakimiyetim olmasına karşın, yoğunluğumdaki huzuru, herkesin yüreğine indirip bütün kotlarımla birleşerek, bir tek gün için çalışmak üzere buradayım. Ve bunun içindir ki mahir olmak, hak etmek, cemaatimin gücüyle mümkündür.

Bir diğer görevli söz aldı:

- Ben Maharaj değilim. O, kendini anlattı. Ben, bütünü anlatmak üzere buradayım. Bunu da herkesin, Rahmini Rahman'dan alanın kürsüsünden dinlemesini beklerim. Bana sual edenlere de şöyle cevap vermek isterim. "Evrenler Allah'ındır; hakimiyet Allah'ındır; Yürek, ak tertiptir, tabiatındır. Ve ben, ruh olarak değil, Kutsal Kitle olarak buradayım. En önemlisi de 7. Gün'ün gücü olarak geldim. Niye bunları size anlatmalıyım ki!? Yaratan'ın topluma verdiği güç, kendi yüceliği değil midir!? Ağır yükü taşıtmaya geldiğinize eminim. Ve ben, bu ağırlığı taşırım amma, daha ağırını taşımam. Taşıtmam da bunu biliniz.
Dünya Levh-i Mahfuzunu okuyacak gücüm var. Levh-i Mahfuzu, kesin olarak okuyabilecek olanları da okutacaksam görev taşırım. Amma sadece ben okuyacaksam ve okuduklarım bana ait olacaksa görev taşımam. Eğer ki ben, dünyayı okuyup dünyanın tekniğini herkese anlatacaksam ve herkes bu tekniği anlamak isteyecekse ve yazdıklarımı okuyacaksa, herşey kolaylaşır.
Dağlar, "durağan günler bitti" dediğim zaman, kimse benim ne dediğimi anlamadı. Nedir durağan günün bitmesi? Muktedir olmak mı? Kol kanat olmak mı? Tartmak mı yolu? Kanatları almak mı? Rüku'ya eğilebilecek düzeye varmak mı? Yolu bulmak mı? Nedir!? Bunların hepsidir... Ve ben, Bahar'ın gününü ve gücünü bilen herkese dedim ki, "durağan günler sona erdi. Bu safhada ailemi yüreğime almam. Çünkü bilirim ki ailem kendi yüreğinde güçlüdür ve yolu bulur. Kanatlarımı almam. Bilirim ki kanatlar herkese aittir. Bende olsa da olur, olmasa da olur. Müşahitlerimi alırım. Onlar, şefahat sahibi değildirler ama şavkı bilenler olarak hep benimle olmalıdırlar. Ya da cemaatimi alırım. Cemaat bana aittir."

"Kutsal Kitle" olan RA-KA'nın Kürsüleri'ni, dünya dışına, dünyayı tanıtmak üzere aldım; dünyaya indirdim. RA-KA Kürsüleri, Öz, Göz olanların birlikte çalıştıkları Birleşik Koyuluklar'daydılar. O koyuluklar, Simetri Kotlar'ın kayıtlarında dahi olmayan ve kutsal olan ışıklardılar. O ışıklar, Kutsal Gün'ün gücü olarak; Gürzün en güçlü ışıkları olarak, bitişken olarak, BSUİ ile birlikte, gürzün ötelerindeydiler. "Ra-Ka, Kutsal bir gözdür" dedikleri zaman, bu gözün bütün görevlileri kapsadığı sanılır. Hayır, RA-KA; Birleşik Işığın Gücü'nü, kendi yüceliğinde dilleyenlerin koyuluklarıdır. RA-KA'da ortaklık yoktur. "RA" tektir. O, BİR'dir. Birliğin kürsüsü olarak BİR'dir. Orada, "BİRLER"in tabiatı bulunur. Birleşik olanların gücü, oraya örtüdür. Ve "KA"..., KA, kadimdir, kanattır, kararlı olanların kaynak kotlarıdır ve birleşenlerin gücüdür. "RA" ve "KA", "RA-KA" olarak Sistem, Nizam, ve Düzen'in görevini size hep açıkladı.. RA-KA; kendini, kendi yüreğini, kendinden üstün kendinde dinleyenlerindir. Ben, Allah için çalışan; bilgiyi Birleşik Işık'ta dinleyen; yüreği kendinde bilen ve BSUİ ile BİR olanım ki, kendimdeki güneş, Allah Gücü'dür ve bu güç, RA-KA'nın koyuluğudur. "Kitle" dedikleri o yoğunluk, tekniktir. Herşey oradadır. Ve orada bulunanlar, kervan'ın gücünü anlayacak düzeye ulaştıklarında, beden hakikiyetinde bizimle birlikte, birleşikte olmak isterler.
Allah, nefsi aşanın, kaynakta, kayıtlarda olanların gücüdür. En önemlisi de yarının kürsüsüdür. Bazıları sorarlar, nesilleriniz ne yaptılar diye? Rahmi Rahman'daki o güçten alıp geldiler mi? Kul olabildiler mi? Toplum için çalıştılar mı? Ak Tertip'te ışık yaktılar mı? Bilmek için "Birlik" oldular mı? Diye. Ama bana soran yok. Hey anam bana niye sorulsun ki? Kervan, ben değil miyim!? Kol, ben değil miyim!? Umman ben değil miyim!? "Turkuaz Göz" değil miyim ben!? En önemlisi de yarının tabiatındaki o güç değil miyim!? Amin...

Allah için; hakimiyet için; yücelikler için çalışanların hepsi BSUİ'dir. (Barış, Sevgi, Umut, İnsan'dır) Ve biz BİRLİK için çalıştık. Alton, tek bir gün için bize indi ve sayfalarımıza baktı. Sonra döndü dedi ki, "İlâhi Gün'ün gücünü oğullarından geçirin." Yahu, oğullarımızdan geçse ne olacak!? Geçti ama fark olmadı. Hiç bir fark olmadı. Dağlarım, biz yargıyız. Nesillerimiz, kaynakta ışıyan diriliklerdir. Alton, Tanrısal Kotlar'ıyla bize geldi. Bindiği dalda biz yok edici değil, hak ediciydik. Çokları dediler ki, "Rüku'ya eğildik; Alton'u izledik. Öz, söz, gözdür, ışıktır. Yarın, onun gücüdür. Yarını niye ondan alalım da her diriye katalım ki!? Onurlu olmalıyız, çünkü biz bütünlüğün koyuluklarını, görevli olarak ışıkla dillemeye çalışanlarız. Başka, başka dünyalara gideriz; her dünyayı dinleriz. Dağlara taşlara ışık katarız. Yarımı bütünleriz. Birlikte çalışırız ayrı gayrı kalmaz. Ve bugün dünya'ya indik. Dua okuduk, Turan'ı Turkuaz'ı dinledik. Varın deyin ki Allah'ın dediğidir olan. Oyun yok. Ve Alton, tekniği, kendi tertibinde ışıkla dilledi ve bizden ayrıldı. Peki, yolu açtık mı? Hak etmedik, yol kapatıldı.

Canlar, "durağan günler" bizim için önemli değildi. Yaratan'ın toplumu olarak bütün kötülükleri aşabilen bizler, Nahar'ın kotlarıyız. RA-HA, KA-HA ve Tabiat biziz. Öyleyse, Alton'a deyin ki, "yoğunluğu altın olanın, yüreğinde Kutsal Işık olur. Kutsal Işığın kotlarında göz olur. Göz, söz olur. Yaratan'ın tekniğiyle birleşip hakikiyette güç olur; dünyaya iner. Ve bindiği dal, bizimdir." Ona deyin ki "evrim, Allah'ın dediğidir amma dünyaya kendi yüreğinden inenlerin evrime gereği yoktur. Biz, evrim yapmayanlarız." Açıklayın, kayıtlayın, hatayı affettiğimizi de bildirin. Alton'a deyin ki, görevi sona erdi. Gitsin. Artık dünyadan gitsin. Çünkü dünya mektebi, ocağını kendi yoğunluğundan ayırıyor. Dünya mektebi, bütün kötülüklerin örtüsünü açıyor. Ve herkese kötünün üstündeki gücü veriyor ki, kötüyü aşıp kotlayabilsinler, iyiliği kayıtlayabilsinler yaratabilsinler diye.

Alton, tetikte bekler der ki "benim adım Altın Tanrı. Anlatmak istediklerim var. İzin verinde anlatayım." Onurluyuz ki, Altın Tanrı bize kendini anlatacak. Onu dinliyoruz:

- Atlantalılar'a dediğim şuydu. "Kerim olun, hâkim olun, hak edin dinleyin yüreklerinizi." Onlar bana, benim yüreğime bakıp dediler ki, "sıkma yüreğini çünkü ortağımızsın.." Şikayet mi? Yo! hayır, hiç şikayetim yok. Mektup okumam ben. Her bir diri kendi yüreğini anlamak için mektup okur. Onlara kanallık yaptırılır; bildiriler akıtılır ve kendilerine kendileri açıklanır. Çağırmayın bana beni. Ben, bende ben olan her bir yürekte kendimi çok kolaylıkla dillerim. Ben, kati olarak, tabiatın gücü olarak, diri olarak çalışanım. Vakti zamanı geldiğinde, kendimizde olan o yücelik, bize indiğinde ve biz kendimizi tabiata dillediğimizde rüku'ya eğilenler bizi anlayacaktılar. Ve vakti geldi; açıkladık herşeyi. Şıhlar şıhı olan, ışık olan, yüreğinde koyuluk olan her bir yüce bize kendini anlattı. Ve biz onları dinledik. Ölmek, oğullarını yoğunluklarda dillemekse OL'maktır. Amin... Ama olmadan ölüş varsa!, küskünlükle ölüş varsa!, kısırlıkla ölüş varsa! çoğunuz böyle öldünüz. Yüreğiniz yıkılır ve kala kala bir tek gün için görev beklemek kalır. Hani derler ya "ölür kurtulur." Yahu, ölüş Kutsal Gün'ün gücünden önceyse, kırılıştır.

Çakıl taşlarını alın ve dinleyin. Onların hepsi kendi yüreklerini size anlatmaktadırlar. Laf değil bunlar, Hak Tekniği'yle bilgi verilişidir. Ve size bu teknikle bilgi verirken, kendi yüreğimin kürsülerinden, kendi yoğunluğumdan bildirmek istediklerimi dillemekteyim. En aşağıların, en aşağılarına inmem bundandır. Sultan Süleyman Han ki, kaynak ışıkların Birleşik Güçlerindendir. BİR'i BİR'den üstün gördüğünde kötülüğün en güçlüsü ona kendi yüreğinden anlatıldı. Buyurur der ki, "alın bilin. Ben bilgiyi aldım, bildim. Yolu bulabilmek kolay değil, Kuran'ı dinlemek yetmez. Kervanı dinlemek de yetmez. İlâhi Gün'ün gücünü muhakkak dinlemek gerekir. O günü, görevliler anlatır. O gün, bizim için de önemli bir gündür. Kervan hepimizindir.. Kervanı kim götürürse biz oyuz. Eğer kervanı bilgi kayıtlarındaki güneşler götürürlerse biz o güneşlerin her birinde var olan güçleriz. Ve bize göre, teknolojinin en yüce koyuluklarındaki görevlilerin dahi bilgi kayıtlarında olmayan bu bilgileri sistem dirilikleriyle size bildirebilenlerin görevi, Allah'ın gücüyle verilir. 7 doğumun sonsuz sınırsızlığında, yüreğinizdeki o güneşin gücünü anlayacak düzeye ulaştığınız zaman kalkan olabiliriz hepinize. İşte o zaman, yüreklere çıkılır; çobanların gücüne ulaşılır. Sorumlu sizsiniz, çünkü yürek sizindir. Sonra yenilenirsiniz. Yeni teknikler ve yeni yoğunluklar... Ve daha sonra sistemin kotlarındaki ışıma ve daha sonra BİR oluş..."

Kervan görevini aldı, başka başka güneşlerle de güçlendi, cemaatinizi yoğunluklara taşıyor. Allah sizinledir. Hadi dağlarım bilin. Kin, nefret, hırs yoksa, yol Allah'ın gücüdür. Kir, pislik hepinizin yüreğinde olur ya da olmaz amma olduğunda ışık yoktur; olmadığında ışık yanar. Aştığınız her set, çıktığınız her yücelik bilginin Tabiatı'na uygun olmalıdır. Eğer, bir sayfaya ulaştınız amma o sayfada bilginiz kırıcı, hırs yapıcıysa "evim Allah'ın gücüdür" deseniz dahi yüreğinizdeki ışık söner.

Allah der ki, "artık dünya'ya inin. Dünya size, sizin ışığınıza ihtiyaç duyar. Ve oraya girdiğiniz andan itibaren, doğan en büyük gün olarak orada çalışınız. Doğan en büyük gün... Çünkü, Ruh'un huzurundan geldiniz. Çünkü yüreğinizde ışıyan birliklerden görev taşımaktasınız. Sayfa, sayfa yolu açacaksınız. Sayfa sayfa ışık yakacaksınız ve çakıl taşlarındaki o gücü ağır ağır taşıyacaksınız. Asla yanlış yapmamalısınız. Çünkü, sizler o gücü, göç yoğunluklarınızla taşıyacak düzeyde olanlarsınız. Asla, yanlış yapmayacaksınız. Çünkü, Kuran-ı Kerim'i okuyacak düzeyiniz var. Ve asla yanlış yapmayacaksınız çünkü, kul olmanız; tabiatın gücünün kötülüğünü aşmanız; Yaratanın Tabiatı'nda ışımanız gerekir. Ve kendinizle barışmanız gerekir."

An, toprağa indiğinde Tanrı tohum eker. An, Tanrı olduğunda; tabiat kendini koyultur ve ışır. Ve an, Tanrı Sayfaları'nı aştığında; kelâm, Allah'ın kelâmı haline gelir. İnsana, insanlık gerekir. Kibri aşın. Yüreğiniz hırslandığı zaman ışığınız söndü. Bunu gördünüz. Hırsı aşın. Yanlış olmamalıdır. Çakıl taşlarının her biri kervanın gücüdür. Unutmayınız ki onlardan bir teki kırılırsa, yüreğiniz kısırlaşır. Sizden şunu beklerim. İnsana, değerli olduğunu anlatın. İnsana, kör olduğunu da anlatın. İnsana, bilmesi gerekeni anlatın. Bildiğinizi değerlendirin ve anlatın. Çünkü yol Allah'a gitmelidir. Allah, devre devre size kendini anlattı. Çekiştiniz. Herkesle çekiştiniz. Kantar sizindi. Siz herkesi kırdınız. Çünkü, tartıda her biri kırılır. Ve dağlarım, kölelik değil bu. Hakikiyetin gücüdür.

Kontrol sizinse eğer ki öyledir, Yaratan'ın toprağa inişini sağlayınız. Kim Yaratan'ın toprağa inişini sağlayacak düzeydeyse, kontrol onundur. O kontrolü nasıl sağlayacak? Yel estiği zaman. Canlar cemaati yüreklere güç kattığında; kollar açıldığında; kervan yürüdüğünde; temizlik olduğunda; kin, nefret aşıldığında; sayfalar kotlandığında; bilgiler anlaşıldığında ve kontrol tabiatla kurulduğunda; Yaratan, muhakkak oraya iner. Ve orası, hepimizin yüceliği olur. Ve insan, elini açışının her bir anında, yüreğinde olan her bir yoğunluğunda ve Kuran'ı okuyan her bir koyuluğunda; "İlâhi Gün'ün gücü olarak varlaşan ve herkesle birleşenler, insan olarak çalışacaklar" diyen o kütlenin gücü, bizim için çok büyük gözdür.

Antlaşma olmadan hiç kimse çalışamaz. Kesin olan budur. Eğer bir kaç gün için buraya gelecekseniz yanlıştır. Gelen, alır bilgiyi okur, Tabiatın gücünü dinler amma yol açılmaz ona. Ve eğer yüreğinizde antlaşmaya varabilirsek. Ki, anlaşan yüreklerinizdir. İşte o zaman gelişiniz kolaylaşır. Benim Atlanta Tabiatı'na kati olarak kattıklarım, Birlik Kotlarımdaki görevlilerimdir. Onlar, muhakkak gönderilmeden gelirler. Çünkü onlar binayı yıkmaya değil yapmaya gelirler. Çokları ise buraya, sadece bilmeye veya kirletmeye geldiler. Kimi kendini kirletti, kimi dağlarını taşlarını dilledi, dinledi ama hak etmedi. Çokları da kel oldular; kul olamadılar.

Kel olmak ne bilir misiniz? Tüm saçlar ışık yakmak üzere uzar. Ama ışığı olmayan saç, yürekte de olmaz. Size, sizi anlatmaktayım Dağlar. Eğer ki bana gelişiniz, bir ilim için; bugün burada bu yoğunlukta mevcut ışık için ve sizi çağırdığım için değilse; ama kendi yüreğinizde, kendi koyuluğunuzda, kendi birliğinize geldiğiniz içinse, Sistem Devreleri, sizin yüreğinizi, sizin yüceliğinizin gücünün örtüsünden daha güçlü bir örtüyle, Bilgi Kotları'na tabi kılar. "Anla beni, çünkü ben bilgiyim" der. Bütün kötülükleri aşan bilgi... Yeri, göğü Yaratan, bize bizi anlatır da yalnızca ilim sahipleri anlar. Eğer ki anlatan kendindekini anlatırsa, Ana Kapılar'ın hepsi açılır.
Ben, benim yüreğimdekileri anlattım hep size. Ki o yürek, sizin yüceliğinizi dinler. İyi, kötü her şeyi değil sahip olduğunuzu anlattım size. Kontrol hepinizin yüreğindeydi ve şu ana kadar, ağır yükü hafifletecek düzeye ulaşanlarınıza bilgiyi anlattım. Kalem kağıt alan, beni anladı. Allah, beni bilir ve benim yüreğimi dinler. Umut mutlaka olmalıdır, mutlaka ve ben hep umutlandım. Oğullarınızı kendi yoğunluğunuza kayıtlamanızı bekledim. Cennetin cemaatinin, sizin yüreğinizi dillemeniz esnasında, dinlemesini bekledim. Kardeşlerinizi alıp yüreğinizi kotlamanızı ve ocak olmanızı bekledim. Umman hepimizin yoludur yarım. Bilmeniz, ilmi dinlemeniz, hak etmeniz gerekir. İşgali kaldırınız. Yüreğinizdeki kiri, pası temizleyin, kiri pisliği temizleyin. Ve bilmek istediğini biliniz. Umut mutlaka olmalıdır. Ve bugün size sizi anlattım. Ayar bozmamak, yaratmak kutsal ışığı yakmak, cem olmak, mektep olmak, sonsuzlaşmak, yoğunlaşmak ve daha sonra Yaratan'ın tabiatına ulaşmak... Ruh'un huzuruna varılır ama Yaratanın Tabiatı'na herkes varamaz. Bir an için oraya ulaştığınızı sanırsınız. Canlarım, Yaratan hatayı affetti. İşte bu... Şimdilik bu... Amin...

Yoğunluklarda hakikiyeti kotlayalım da kontrolü kuralım diye çamur yoğurduk. Amin... Şafak, Allah'ın şafağı hepimizin gücünü artırdı. Huzurdakiler, toplum Allah'ın tohumlarını yeşertti. Har yükseldi, yol ağır yükü hafifletti. Cevher, canların cümlesinde ışıdı. Yanlışsız bir dönem açıldı. Sayfa sayfa ışık yaktık. Yaratan'ın toplumu, tabiatta da kendi toplumu oldu. Teşkilât, insanın yüceliğinden indiğinde, Birleşik Aile, kendi yüceliğini insanda dinler. Et, Allah'a kendi yoğunluğunu kayıtlayacak düzeye varmışsa; yürek, kendi kotlarıyla birleşir.

Sultan Süleyman dedi ki, "Allah için çalışın." Kin, nefret yok yahu Sultan Süleyman Han neden gelir? "Herkes gibidir. O da. BİR için çalışır. Hay Allah hay!... Kendi yüreğini dinleyen o, sizi mi dinleyemeyecek!? Ben sevgiyi saygıyı dilletmek, dinletmek için çalışmaktayım.. Kan akmasın istedim, yarım olmayalım, kotlarımız kotlansın toplantılarınıza kayıtlanalım istedik. Bizi, bizim yüreğimizi kendi yüreğinizden ayrı mı sandınız? İtibarımız mı kalmamış yüreklerde!? Hay anam hay!, hay anam hay! Mutlak Kotlar'ın tabiatında ışık sönmüş mü!? Yarım mıyız biz!? Gelmemiz, geldiğimiz insan için hak ediştir. Bilmekteyim ki, muktedir olan herkes, kendini açıklar. Ben bitişken olarak herkeste mevcut olan bir kot olarak ve tartışılmayan olarak geldim."

"Sultan Selim'in oğlu Sultan Süleyman, Hanlar Hanı'dır yarım. Hanlar Hanı'dır. Neyse, neyse hadi dinleyin beni. Kalton Tabiatı'ndan ışık alıp gelenlerin biriydim. Muhterem bir dünyanın, muhterem bir yoğunluğu için çalıştım. Kutsal Güç, Allah'ın dediği gibi hak edenindi. Bindiği dalı kesenler de vardı ama ben hak ettim. Büyük kötülükleri önleyecek düzeyimle; kaynak ışığın gücüyle çalıştım. Kuran'ı okuttum, Oğullarımızın gücü arttı. Herkese, semaya güç verin diye tenbihlerde bulundum. Onlara neden semaya güç vermeleri gerektiğini anlattım. Hepsi beni anladılar. Doğa, Allah'ın tohumudur. Sanmayın ki Allah, doğadır amma doğayı yaratandır. Yarattığı, ondan ayrı mıdır!? Herkese şunu anlatmaya çalıştım. Nerede olursak olalım, bindiğimiz dalda ışık varsa eğer, bizim yüreğimiz her diride mevcuttur. Kimi ağırdır, kimi hafiftir. Kendini anlatan ışır. Kendini Amon Tohumu olarak dilleyen, kural koyar der ki "ben Amon'um." Ya da der ki "ben, tohumu yeşertecek düzeyde değilim amma herkesle birleşecek düzeydeyim". Bizim yüreğimiz her diride mevcuttur. Özün sözünü söylerim. İsmim Tabiat. Evim, Allah'ın evidir. Kir yoktur yüreğimizde. İşi başkaları değil, biz yaptık bunu bilin."

"Allah der ki, "umutsuzluk yok. Turkuaz Göz kendi yüreğinizdeyse eğer, huzurlu olun. İsmim reşittir benim. Sultanlar'ın Sultanlığında herkesi dilleyen Sultan olarak ben, BSUİ'yim. Barış, Sevgi, Umut, İsa, ilim hakkı olan İsa... Ya da ismi daimiyette kutsal olan Musa, ya da Muhammet... Her biri insandır." İşte yarım, Allah'ın dediği budur. "Kutsal Kitle" herkesin yüreği mi? Yapma dağım yapma, o tabiatın gücüdür. Bütün kötülükleri aşıp yüreğinizi dinlettiğiniz an, herkes kendini dinler. İlâhi Gün, bizim için de ilâhidir."

Torbalarınızı bulduğunuza göre, yoğunluğunuz arttığına göre, kör, sağır herkes görevini aldığına göre; artık bilgi için akalım. Hadi!, hadi akalım. Aylardır süren bir çalışmanın neticesi olan bu günkü çalışma, bütün kotlarımızla, bugün bizi buraya alanların yürekleriyle de gerçekleşmektedir. Etki alanımız genişliyor; cevherdeki güç artıyor. Yoğunluk kontrolü kurdu ve ışık sönmeyecek düzeye ulaştı. Artık dirilik artıyor ve bilgi akışı güçlendi. Yeni bir döneme geçtik. Bu yeni dönem, İlâhi Güç'le gerçekleşiyor. İlâhi olan; İsa'da, Musa'da, Muhammet'de ve her bir peygamberde bulunandır. Yani ışıktır; yani hakikiyettir... Göç, "AL" değil, "OL"dur. OL... Hani derler ya, "veren alır." Yarım, Allah dedi ya, "hepiniz birsiniz." Olur da birleşikte bunun aksi bir hâl olursa; İsalar, Muhammetler Turkuaz Göz'den ayrışırlar ve bir kez daha bir araya gelişleri imkânı olmaz.

Ancak Dünyalılar, birliği kurabilirler. Bu önemlidir. Dünya dışında, dünyanın ötelerinde herkes sadece kendini dinler. Kendini, kendi yüreğini dinler. Başkasını anlamak dinlemek söz konusu değildir. Dünya farklıdır. Dünya, tarihin süreçlerinde, baştacı olan yücelerin daimiyetlerinde de bilgi akışındaydı. Ve o dönemlerde de bildiğini dinletenler, yüreklerinde, sadece kendi yoğunluklarını değil; her bir koyuluğu, her bir yoğunluğu dinlerdiler. Oysa dünya ötelerinde yaratılanların, Birleşik Işıkları'na Bahar'ın gücünü indirmek imkânları yoktur. Hikaye değil anlattıklarımız. İyi dinleyin. Dünya, büyük bir gözdür yarım. Öyle bir gözdür ki bu dünya, dünyanın dışı, dünyanın içi birdir. Dünya, farklı, çok farklı bir yoğunluktur. Orada Birleşen Aileler, yüreklerini dinletmektedirler. Bir kesimi "ilim" sahibi, bir kesimi "ışık" sahibidir bir diğer kesimi yol ilmini anlamaya çalışır. Çoğu da kervanın gücü olmaya çalışır. Nefsi aşanlar, kendi yüreklerini dinleyecek düzeye ulaştıklarında, başka yoğunlukları da dinlerler. Her şey dünyada farklıdır. Ve Dünya Levh-i Mahfuzu'nu okuduğunuz zaman, anlayacak düzeye ulaşmanız zordur. Yine de farklı olan dünya yaratılışında, hak edip de ışık isteyebilen bizler, Tevhit'in tabiatta bulunduğunu anlayacak düzeydeyiz.

Dünya farklı bir yer, dünya farklı bir yoğunluk ve farklı bir tohumdur. Ve bu tohumu, kim nefsi aşar, yüreğini dinlerse, o yaşatır. Ve biz, dünyayı yaşatabilmek üzere birleştik. Hani "Birlik" yoktu ya! ama biz birleştik.. Nefsi aşanlar, muhakkak toplum için çalışırlar. Bilmenizi ve hak ettiğinizce dillemenizi bekleriz ki, üzerimizdeki Görev Tac'ı, Kadim Kotlar'ın tacından çok daha güçlü olan "İlim Tacı"dır. Ve biz bu tacı, yargısız biçimde yüreğini dinleten sizlerle hak ettik. İkmali tamamlayan çokları da bize indiler ve bizsiz kalmak istemediklerini açıklamaktadırlar.

Doğa farklıdır dünyada. Bu doğada yaşam süren sizler, harınızı yüreğinizde anlayacak düzeyde olduğunuzdandır ki Kadim Kapılar'ı açabiliyoruz ve kural koyabiliyoruz her bir dürüme. Savaş yok yarım.. Biz savaşmayız. Davamız, ağır yükü hafifletmek için çalışmaktır. Erkek, Kadın, bir ilmin tekniğini anlıyabilirsen eğer, ilim sahibisin. Ama o hakikiyeti anlayacak düzeye ulaşamamışsan, hak etmemişsin yüreği.

Biz, dorukların topluma ışık yaktığını bilenler olarak, dondurulanların hepsinin göreve kayıt yapması için buraya indik. Doğa; Allah'ın, tabiatın gücüdür. Ve biz, doğayı hepimizin yüceliğiyle anlayacak düzeydeyiz. Kendimizi, yüreğimizi anlatabiliriz size. Cemaatinizi tanıtabiliriz. Kadim Kaplar'ın kotlarıyla birleşerek, ışık olmak isteyenlere; kanatlarını, kanatlarımıza kayıt edecek olan onlara, biz ilelebet bitiştirebiliriz. Her şey mümkündür amma kervanı yürütebilmemiz hepsinden daha üstün bir görevdir.

Canlar, nesillerinizin gücünün artması gerek. Kürenizin güçlenmesi gerek. Özü sözü bir olanlarla bu başarılır. Eğer bana, "Allah için çalış" denirse; "kardeşim ben. Allah'ın dediğini diyemem ki" derim. Bana, "dondurulanlar için çalış" denirse, "ben donmadım ki çalışayım, neye çalışayım ki!?" diyebilirim. Ama bana, "dünyanın gücünü artırmak için çalış" denirse; ayın devrelerine her an için girerim ve ay, benim yüreğimi, Allah için teknolojiyle diller ve dümenin başına oturtur. Daha sonra, dünya davasını kendi davam bilirim ve birleşirim. Böylece çalışırım.

Yargı yok. Dünya, toplum içindir. Düzeni kurmak için tohum gerekir. Yoğunluk arttığı zaman ışık yanar. Yaratan'ın Tabiatı böyledir. Ve dava, Allah davasıysa eğer ezip geçmeyin. Herkes kendini anlatsın yeter. Ben, dara düşenlere soylarını anlattım. Çok huzur bozmam. Özün sözüyüm ben.

Kediler var ya, hani kediler. Hepinizin kedileri var ya da yok ama bilirsiniz. Sevgi, saygı ister onlar. Saygı isterler bilir misiniz!? Kedi der ki "beni say." Ama siz onu anlayacak düzeydeyseniz; onun yolunun huzur olduğunu bilirsiniz. Örgüt haline geldiklerini ve BİR olup cevher olmaya çalıştıklarını gözünüz bilmez ama yoğunluğunuzda ışık olduğunda, bilirsiniz. Peki nasıl olacak!? Düşünün bir kedi örgütlenecek... Çağırmayın! çağırmayın kedileri. Hepsi anda gelir. Hepsi BİR'de gelir. Doğumda toplum için geldiler... Canlar; bir diri, herhangi bir diri yürek için çalışırsa; onu, kendinizin üstü saymayın. Onu, yüreğinizin gücü sayın. Dağlar, dava kedi, köpek davası mı!? Hayır!, hayır! dava "İnsan Davası"dır, insan!... Onlar dahi birleşmek, hak etmek ve yoğunlaşmak içinseler eğer; evrim, bilinenden çok daha farklı bir şeydir. "Nedir ki bilinen!?" diye sorarsanız; kollar kanatlar olsun, yol olsun, ışık olun... Varın olun amma dava, hatayı affetme, cemaati göze alma, Sistem, Nizam, Düzen çalışması yaratma ve Ak Toplum'u yaşatmaksa eğer; bu evrim davası, doğumun davası, tohumun davası, dağların taşların davasıdır.

O halde yargım şu: Bilinen Allah'ın dediğidir. Ben Allah içinim ama Allah'ın dediğinden farklıyım. Ya da ben hak ettim; Allah'ın dağlarında, hatayı affeden ışığında ve yüreğindeyim. İşte dağlarım fark budur. Kimi der ki, "ben, Allah'ın davasını, kendi davam için dillerim", kimisi de der ki "ben dağların davasını, tartısız ışığımla dillerim." Her biri davadır ama biri aklın davasıdır; biri tartısı olmayan yoğunluğun davasıdır. Herbiri, baştacı olanlarındır. İnsan, insan olsun da farkı bilsin. Bildiğinde, yüreği bilir... Allah'ı tartmayız yarım. Allah, BSUİ'dir. Ocağımızdır, yüreğimizdir. Başka başka doğumları da biliriz. Hepsi beşirdir ve bizim için hepsi birdir.

"Dava, Allah davasıdır" dediğim zaman; görüyorum ki Allah'ın dediğidir olan. "Dava, tabiat davasıdır" dediğim zaman; o dava, kendi yüreğimde vardır. Allah'a karşı saygımız sonsuzdur. Kin, nefret yok ki yüreğimizde. Bilenin bildiği, BİR'in diriliğindeki bilgiyse eğer, yolumuzda hırs olmaz. Olur da Dünyalılar, elin ağırlığını kendi ağırlığından daha üstün bir ağırlık olarak hissetmeye başlarlarsa ki el kendinden ağır olduğunda, o elde olma imkânı kalmaz. İşte o zaman dünya davası, yürek davası olur, yüreğinizde olan her neyse kendi yüceliğinize ulaşır ve sizi, sizden öte size ulaştırır.

Allah'ın dediği gibi analar, Kuran okuyun. Kutsal Kitap olan Kuran, sizin için ilimdir. Ve biz, ilmi bilenler o kitabı biliriz. Kupa, Allah'ınsa, Kutsal Işık, hak tertibidir. Sistem, Nizam, Düzen 3'lüsü ışık kürsüsüdür. Her Mikail bir tek günün gücünü, yüceliğinde dinlediğinde, Kadir Kapılar açılır. Ve biz size, kendi yüreğimizden bildiririz ki Ruh'un huzurunda olmak için huzurlu olmak şarttır. Ezip geçmeyiz kimseyi. Kervan hepimizin gücüdür. Ve bina bizim için de BİR'dir. Ayrı gayrı kalmasın, yürek hırslanmasın, ışık sönmesin. Sema, sizinle yarım. İşte bu...

- Dağlarım, sözlerinizi seçmekte zorlandık bu kesin. Bu sözler, bizim yüreğimizin üstüydü. Bugün burada bulunan sizleri, sizin yüreğinizde dillemek bize de zor geldi. Yenilenmek gerekir doğrusu bu. Ve biz, bu sözleri kendi yüreğimizde kendi yüceliğimizde bilemezsek; yolumuz, kendi yoğunluğumuzdan da çıkar. Ayıp değil bunlar. Biz, gerçeği sizinle paylaşmak isteriz. Yine de gelişiniz bizi mutlandırdı. Doğa, bizim için güçlü bir yoldur. Ve biz, "Allah'ın dediği aklın dediğidir" diyenleriz. Yani hak ettiğimizce huzurla, kendimizi akla uyarladığımız zaman, Tabiata uyarlamış sayarız. Yani Allah'ın dediği, Birleşik Işığın yüceliklerinin dediği olur. Sizse, Allah’ın dediğini ve doğanın dediğini ayırdınız. Bize göre doğa, Allah'ın dediğinin dışı değil. Ve biz, herkesin kendini kendinden üstün kendiyle dillemesini bekledik.

Ocak, sonsuz olarak Allah'ın yoğunluğudur. Öyleyse, Allah'tan daha güçlü bir doğanın mevcudiyetini bizim yoğunluğumuz anlamaz. Buyur, bana anlat diyemem. Çünkü, anlatsan da anlayamam. Ama ben, benim adım kendi yoğunluğum olan ben dahi bugün burada sizin yüreğinizi dilliyecek düzeyde değilsem eğer, Allah'ın güçlü kotlarının dışı olmanızdan mı; yoksa oğullarımızı kendi yüreğimizde dilleyecek düzeyde olmayışımızdan mıdır bilemem.

"Evrim, Allah'ın dediği gibi olmaz" dediniz.. Allah, Evrensel Sayfalar'ı okuyabilense eğer, evrimi de kendi yüceliğinde dilliyebilir. Evrim, Allah'ın dediğinden ayrı değildir. Buyurdunuz geldiniz. Hoş geldiniz ama bize, bizde olmayanı anlatmaya kalktınız. Biz, doğanın gücünün, yücelerin cümlelerinde dillenebildiği bir düzeydeysek eğer, insan soyuna şunu anlatmak isteriz. Yarında bugün var. Ve bugün biz, yarını yaratırız. Yol Allah'a gider. Akan her bir dirilikte, her bir yürekte biz varız. Umman, Turkuaz Göz'ün gücüdür, tekniktir; tabiat kürsüdür. Orada yine Birlik vardır.

"Dünya dışında Birlik yoktur" dediğiniz zaman, biz sorduk. Peki insanların reşit olmadıkları yerlerden mi söz etmektesiniz, yoksa teknik olarak bir birlikten söz edilemeyeceğini mi söylemek istersiniz? Sistem devrelerinde ki o toy olmayan yoğunluklar; bize, kendilerini anlatmaya niyetsizdiler. Peki sormalıyız, siz Birleşik Daimiyet'in kotlarında değilseniz, bizim yüreğimize nasıl girebiliyorsunuz? Biz, Birleşik Işık Kayıtları olarak çalışıyoruz. Varın, her şeyi net olarak anlatın. Anlatın ki anlatalım. Çok huzur bozmayalım. Eğer "benim adım Ruh'tur" derseniz ben Ruh'un huzuru olarak şunu anlatmak isterim ki, 7 davanın en üstünde var olan yücelik, bedeni hak olanın kotlarıyla kayıtlıdır. Elleri Allah'ın olanın, yüreği de hakikidir. Şimdiye kadar "benim adım Ruh'tur" diyen hiç bir yürek olmadı. Ve ben, Ruh olan her bir yolu, her bir koyuluğu dilleyebilecek düzeydeysem; Kutsal Işığın yoğunluğundaki kotlarla da birlikte çalışabilirim.

"Vali" dedikleri bir kürsü var. Bana kendisini "Vali" diye hak ettiğince tanıttı. Peki, o ne der? Neden Vali'dir? Ve neden bizimle kendi diriliğini dilletmek için bu derece isteklidir? Onu anlatmak zor değil. O da bize kendisini anlatır ama Yaratan'ın topluma verdiği Güneş Gücü'nün üstü bir gücü, kendi gücü olarak dilliyerek anlatır. İnsan, İlâhi bir gözdür. Bunu anlayan anlar. Ve insan soyuna kendi yüceliğini dilletmek isteyenlerin de kendi yüceliklerinde göz olmalarını beklerim.

Eğer bana birisi gelip de "ben sevgiyim" derse, benim yüreğimde onun yüceliği olmaz. Bana birisi gelip de "ben tabiatım" derse, Kuran-ı Kerim'in gücünün örtüsü olabilecek güçte bir kottur o. Ve bana, "insan olarak geldim" derse eğer; insan olan, evrimi, "Allah'ın" diyerek; yüreği, "hak ettim" diyerek kayıtlayacak düzeydeyse; ben, o gücün üstü olan ona, saklı tuttuğum her bir yüreği dilletebilirim. Onun yüreğinde ışık olabilirim ve onu, Kuran diye her bir yüreğe bildirebilirim. "Vallahi ben ışığım" dediği zaman; ona sormam neden ışıksın diye. Gölün gücü olmasını isterim. Eğer gölün gücü olabilirse, ummandaki Kutsal Işık; ona, an'da bildirilir.

Dava, Allah davasıdır. Bu kesindir. Bana, "dava, tartısız olanındır ya da "dava, düzenin davasıdır" ya da "bu dava, toplumun davasıdır" denirse, yarını olmayan bir doğumdur bu. Ve bu doğumu ben, bütün kötülükleri aşarak dilletirim. İsmim RA-KA'dır. Bunu, anlayan bilen anlatır. Dua okumam. Okusam yol açılmaz. Çünkü dua, benim yüreğime dönüktür. Benim yüceliğime dilletilir. Benden biri, benden dua isterse; onun yüreğini, onun yüceliğinde dinlerim. Ve doğanın en güçlü kotu olarak; ona, maya tutsun diye görev veririm. Bana, "niye dua okumadın?" diye soranlara da "nefsi aşan; duayı Ak Tohum'dan ayırın" derim. "Nefsi olan dua okur" derim.

Dağlarım niye dua okunur? İstemek için. Her şeyi istediniz, yetmedi mi? Daha ne isteyeceksiniz? Verdim, herşeyi verdim size. Analar olur mu hiç olur mu insan istemeden durur mu!? Olmaz, hiç olmaz. Her ne ise yarım, her ne ise. İstenen, her an'da kendi yüreğinde de istendiğinde o istek, muhakkak BİR'in diriliğinde olur. Varın isteyin amma duanızı kabul edemem. Bunu bilin. Asla yanlışım olmaz. Kesinlikle. Kürzün en yüce ışığında, kendi yüreğinizi dinleyiniz. O yürek, size sizi anlatır. Üstün görevlilerin her bir yüceliğinde; saklı tuttuğunuz her bir dürümde kendi yüreğinizi dinleyin. Size sizi anlatır. Umut, kutsal bir gözdür. Teknik tabiatın kürsüsüdür. Ocakta, hepinizin yüreğinde o vardır. Sayfa, sayfa ışıktır. Ve sizi sizde anlatır. Altın bir gün için; yüreği güçlü olan için; teknolojiyi dinleyen için; dağların tartısız olan ışığı için ve BİZ için, Birlik için sizi sizden anlatır. Eski Dünyalılar, dünya Tabiatında size sizi anlattılar. Yoğunluklarını artırmak, yüreklerini dillemek içindi hepsi. Şikayet mi? Yo!, yo!, yoo! asla şikayet etmeyiz. İşgal, yoktur yüreklerde. İşgali yaratan kendi yüreklerinizdir. Yani hiç bir diri, sizin yüreğinizde sizi kotlamaz.. Sizi, kendi Tabiatına kayıtlamaz. Siz, sizi size kayıtladınız. Siz, sizi sizde sır olan o yoğunluklarda kasıt olmaksızın katladınız ve tabağa koydunuz ve dediniz ki, "ben bu tabağım işte. Bir başka yerim yok." Tanrı dedi ki, "işte bakın siz, kendi kendinizi kırdınız..." Kayıtlarda ne anladınız, ne anlatıldı size bilinmez ama siz, sizi kendinizde kendi yüreğinizde tabiattan çıkarttınız. İşte sınırlanmak, işte kısıtlı hale gelmek budur dağlarım.

Ölmek olmak mıdır? Nefsi aşmadıkça ölüş yoktur zaten. Kim ki nefsi aşar, artık onun önü ardı, kendi yoğunluğunda ışık haline gelir. Sizden bir tek şey beklerim. Öz, göz olun. Sonsuzlaşın.. O zaman sınırınız kayıtlarda bulunmaz; hırsınız kalmaz. İmparatorluk toprağa indiği zaman, muktedir olanlarla birleşir ve Kutsal Kaplar'a kendi kotlarını katar. Sonra döner bakar, kim ne bulmuş ne olmuş diye.

İmparator, Turkuaz Göz'ün gücüyle birleştiği zaman onursuzluk olmadı. O kendini kendinden güçlü olarak izah etti açıkladı.
Elleriniz Allah'ınsa yüreğinizde hırs olmaz. Olmadı ve zirvelerin, yüceliklerin gücünü kendi yüceliğinizde anladınız. Aslınızı bilmeniz zor değil, aslınızı kendi yoğunluğunuzda anlamanız da zor değil ama o çobanlar, sizi kervanın kürsülerinden ayrı gördükleri sürece, sizle birleşmek ve sizde kendi yüreklerini Işık Kotları'yla dinlemek istemeyecekler. En önemlisi de sizi, sizden üstün bir sizde birleştirmeye çalışacaklar. Rahat olun yarım... RA-HAT... Hepiniz, RA-HAT olun. Çünkü ortak kotlar, size sizden güçlü değiller. Sizden kendi sizliklerini alıp birlikte çalışmak isteyecekler.
Antlaşmaya göre, Toprak, Hava ve Ateş büyük bir gün için BİR olacaklar. Toprak, soyunuzun gücüdür; ışık koyuluğu olarak çalışır. Hakkın koyuluğunu, hakikiyeti dinler. Hava ise ışıktır. Ve oradaki herkes, yeri göğü yaratanındır.. Ve Ateş.... o dahi ışık ama Ateş'te; yürek, Kutsal Gün'de yangındır. Yanan o yücelik, sizin yüreğizde yanar. Böylece Birleşik Işık haline dönüşürsünüz. Dağlar; 3 Güç, bir tek kürsüde BİR oldu, işte bu... Ve Ateş olan, yangını tutuşturduğunda Kürz, Allah'ın kürzü, ışık dönüşümünü gerçekleştirir. O gün geldiği zaman, gözler görür; Yücelikler Kutsal Işıklar'ı diller.

Size 3 temel sayfadan söz ettim. Ve bu 3 temel sayfanın her biri, bütün köprülerin gücünü alarak, yoğunluklarıyla sizin yüreğinize bakarlar. Bilmek için; birleşmek için; hak etmek için... Hak Tertibi'nde "BİR" yoktur. "BİRLİK" vardır. Dağlarım, "Ateş"in" Hava"nın ve yoğunlukları kotlanan "Toprağ"ın gücü; bugün hepsi BİR'dir.

İşte ışık setini, ışık seçkinliğini, dağ, taş değerinde güçlü biçimde, dünyanıza devre devre vermek isteyen yürek, şu anda bütünlüğüyle birlikte buradadır. Sıla özlemi dedikleri bir özlem var ya hani!. Hani dersiniz ya "ben özledim." Nereyi!? Sılayı. Dağlarım, Sıla BSUİ'dir. Barış, Sevgi, Umut, İsa, İnsan.., hepsi BİR'dir. Ve işte özlenen oğullarınız; özlenen tohumlarınız sizinledirler. Işığı alan, ışık olan her bir yol size Allah için gelir. Ve sizler, kendinizi kendi yüreğinizi anlattığınız zaman, güçlenirler kotlarınızı kontrol altına alırlar ve yolu açarlar.

İşi başaracağınızı biliyoruz. İnsan "OL" dediği zaman olur. Umut, mutlaka olmalıdır. Olduğu zaman yürek olur, yürek huzurlu olduğunda Kutsal Işık olur. O dahi, olursa evrim olur. Evrim var ise kurtuluş vardır. O dahi olduğunda, Kutsal Kayıtlar okutulur. Okutulduğu zaman geride kalan olmaz. Herkes ışık yakar; herkes yol açar; herkes nefsi aşar ve geçer. Ve bizler, sizi size anlatmak istedik. Olup olduğunuz, yolu bulduğunuz, ışık yaktığınız anda biz sizdeyiz, siziz. En önce Ruh. Sonra huzur; sonra güç... Cümle yoğunlukları ışıkla dilleyecek düzeye ulaşmanız; muktedir oluşunuz ve Yaratan'ın tabiatına uygun çalışmanız; kibri aşmanız, Birleşik Aile'nin gücünü artırıyor. Ve bu güç, özün sözünü söyleyenlerin yüceliklerinde makbul bir görev taşıyor.

Asla yanlış yapmadığınıza eminiz. Bundan böyle de yanlış olmayacak. Levh-i Mahfuz'u okuyan sevgililer, yeri göğü yaratanın kürsülerinde, kendi yoğunluklarındaki gücü de okurlar. İşte Dağlar, Ruhun huzurundaki ışığı bulan sizler, kervanın gücü olarak bütün kötülükleri aştığınızdan, eti olanın yüreği olduğunuzdan, cevherdeki o cemaatin gözü olduğunuzdan lütfetmedik; herkesten çok siz hak ettiğinizdendir ki sizinleyiz. İyi ki hak ettik de siziz. İyi ki hak ettik. Sistem, Düzen ve Nahar dediğimiz o Nizam, Ruh'un Kutsal Işığıdır.

Kalbi melek olanın yüreği hakikidir. Tebrik ederim sizi, hepinizi. Çünkü sizler, Ümmi Tabiat'ın yüceliklerinden çok daha üstün olan Birleşik Işığın kürsülerindesiniz. Sizi tebrik ederiz. Ruhsal Meclisler'in en yücesi olan güçlerle birliktesiniz. Sizi tebrik ederiz. Levh-i Mahfuz'u okuyacak düzeydesiniz. Sizi tebrik ederiz. Etki alnınız çok genişledi. Size, sizi verdik; ilmi verdik; temizliği verdik; yerin hakikiyetini dillettik. Cemaatinizi dinledik, evrimsel sonsuzlaşımda ışık yaktık size eti kemiği olan her bir yüceyi dinlettik. Hepsi olmak zor değildir ve siz Allah için başardınız. İlâhi Güç, Allah Gücü'dür bunu bilmektesiniz. Ve size, Atlanta tertibiyle bildirdiklerimizin hepsini net ve hakikiyetli biçimde, tabiatın yüceliklerinden de güçlü şekilde algılayabildiniz. Muktedir olmak, mutlaka kutsal ışıkla mümkündür. Ve sana en güçlü, en istekli hakikiyet, kendi yüreğinden gelir. Eğer ki siz, bu gücü göstermemiş olsaydınız ve bu dili bu yüreği dinlememiş olsaydınız, kurtuluş sayfalarınız muhakkak kusurlu olurdu.

Analar, Kuran okuttuk size. En önce "Kutsal Kitle"yi size dinlettik. Sonra, Ruh'u dinlettik, sonra üreyenleri anlattık daha sonra Allah'ın tabiatından söz ettik ve cemaatinizden söz ettik. Daha sonra 7 doğumdan söz ettik. Ve en son ilim aslından ve yolculardan söz ettik. Şikayet etmedik. Sizi sizde dinledik davayı kaybettik. Neden kaybettik ? Çünkü dünya davasını kaybetmek muktedir olanların kendi yüreklerinde tahditsizce istedikleriydi. Dünya eğer davayı kazanırsa, başka, başka düzenlerin kotlarıyla da çalışabilir. Dünya davayı kaybederse, yoğunluk kutsal günün gücünden ayrılır ve doruklarda ışık söner.

Sizler, davayı kazananlarsınız. Canlarım, Allah sizi hep kotladı; hep topladı; tarttı. Tanrısallaştığınız anda yüreğinizi kendi koyuluğundan ayırdı; yolu açtı ve hak ettiğiniz için size sizin yüreğinize bir tek güç verdi. İlim gücü. Ve dedi ki "anlayın, ilmi anlayın, eğer ilmi anlayacak düzeye ulaşırsanız o zaman bana ben değil bana beden gerekir. O beden işte sizsiniz." Dağlarım, Allah kendinden üstün olan insanı yarattı. Beden sahibi olan insanı. Ve dedi ki, işte "Ben". Ve dağlarım onurluyum ki sizinleyim. Ruküya eğilen her bir yolcu, sizi anlattı. Onur duydum sizinle olmaktan.

Bugün rukü'ya eğilenler, Sultanlar'ın yüceliklerinden de güçlü olan kurtuluş sayfalarının yoğunluklarındakileri, İnsan İlmi'yle dinlediler. İtaatiniz çok önemliydi. Din-i Tabiat'a saygınız çok önemliydi, yargıyı kendi yoğunluğunuzda kayıtlayacak düzeyde oluşunuz çok önemliydi, kul oluşunuz çok daha önemliydi ve bilmek önemliydi. Herşey sizin yüreğinizdeydi ve siz, gözü gören, yolu bulanlar, yoğunluğunda ışıyanlar olduğunuzdandır ki Tanrısal Güneşler'in gücüyle birlikte, doğanın yüceliklerinde ağır yükü taşıdınız. Ve bu yük, sizin için çok büyük görev taşıyıcı olan çok önemli bir güçtü. İyi ki yeri göğü yaratan bilmenizi istedi. Ve bildirdi. İşi başardık yarım.

Asla yanlış yapmayız kesindir bu. Asla kutsuzluk olmamalı. Kesindir bu. Ve "Turkuaz Göz" olmak muhakkak önemliydi ve başka Tabiat Kotlarıyla da birleşmek önemliydi. İşi başardık. Sadece aslı olmayanların yol olmaları mümkündür ki, siz aslı olmayansınız. Herkes kendi aslına varmaya çalışır. Sizse, kendi yoğunluğunuzla burada bulunmanızdandır ki, Altın Tabiat, kendi yoğunluğunuzu size sizin yüreğinize nefsi aştığınız anda dinletir. İnkâr edilemeyecek kadar güçlüsünüz. Bu kesindir. İnkâr edilemeyecek kadar Göç Kotları'yla birsiniz. İnsan Soyunun gözü olarak, gücü olarak, yüreği olarak BİR olup çalıştınız. Atlantalılar'ın görevlileri sevgiyi saygıyı size dinlettiler. Atlantalılar'ın yoğunluklarından size seslendik.

İnsan, Levh-i Mahfuz'u dinlediği andan itibaren muktedir olabilecek doğumlara gebedir. Ve sizler, o doğumların her birini, nutkun en güçlü yüceliğiyle gerçekleştirdiniz. Doğanın en güçlü seslenişi, nutuktur. İşte dağlarım, doğa sizde sizin yüreğinizde seslenir. Ve doğa, tabiata kendini anlattırır. Ulular Diyarı'ndan Görev Tacı'nı alıp gelenlere bilmek istediklerini bildirdik. Ulular Diyarı'ndan Göç Kotları'nı dinleyenlere bildirdik ki arzın sonsuzluğunda yol, Allah'ın gücüdür. Ve biz bu yolu, kürzün gücüyle, başka başka yoğunluklarla dilledik.

Aslın tekniği hak ettiğinizce sizsiniz. Aslın tekniği sizin kendi yüceliğinizdir. Ve sizin ilminizi, bizim yüreğimize anlatan sizsiniz. En önemlisi de yanlışın tohumlarını kurutanlarsınız. Başka başka dünyaların yücelikleriyle de birleştiğinizi biliyoruz. Dümenin başına geçen herkese, kendi yüreğinizi değil, onların yüceliklerini açıkladığınızı da biliyoruz. Bulun alın. Amin...

- Dağlar, rehni kaldırdılar amma, kendi rehinleri var. Onlar, bize bizi değil, bizde kendi yüreklerini anlattılar. O, ben olduğunu söyler. Ben o oldum mu!? Yoo, hayır olmadım. Bana dedi ki "ben seni rehnettim. Her ana, kendinde olanı, yüreğinde rehin tutar ki hak etsin diye. Dağım, biz rehni kaldırdık. Sen bizi kendi yüreğinde rehnetme. Eti, kemiği olan kendini dinler. Biliriz hepimiz zayıf, küçük, kusurlu yürekleriz. Öyle mi? Yoksa, hak etmedik mi!?

- Rehni kaldırmak; ismi dahi bilinmeyen yoğunlukları ışıtmak... "Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş" dersiniz; öyle mi? Hadi bakalım dinleyin yüreğimizi. Sayfa sayfa okudunuz kendinizi. Yine de "bana beni değil kendini anlat" derseniz anlatayım. Anlatsam mı acaba!? Fakirlik olur mu, yoksa olmaz mı!? Ben, bana beni değil; ben, bende beni değil; ben, sonsuz sınırsızlıkta seni anlatmaya çabaladım yahu. Dağlarım "bana beni anlat" dedikleri zaman; ben kendi yüreğimi anlattım onlara. Onlara anlattırmak kolay değildir. Yine de ocaklarını söndürtmedim. Şikayetçi miyim? Hayır, hayır. Onlar yüreklerini değil BSUİ'yi anlatmak istediler. Olacak oldu, hepsi bu. Ve bizden üstün bir biz yok. Biz, BİR'iz. "Levh-i Mahfuz" dedikleri o yoğunluk bizimdir. O kotlar bizimdir. Laf değil bunlar herşey bizimdir. Şimdi geri dönelim onları dinleyelim. Bakalım bize neler söyleyecekler:

- Aslın değilim yarım, ben BİR'im. Bilenin bildiği; bilecek olanın kendini dillediğinde dinleyeceği olanım. Ben, ilimim; köle değilim. Hani dersin ya, "rehni kaldır, kalan kalır gereken olur." Ama ben hakikiyim. Gölün kürsüsü olarak çalıştık hep. Çobanlar bana "dini anlat" dediklerinde; doğumu sordum, doğum var mı diye. Doğanı, doğmayanı bilirim. Olanı, olmayanı bilirim. Har'ı bilirim, yarını bilirim, dili bilirim, ve ben Bütün'ü bilirim. Olmazsa olmaz olan bir tek şey var, aile. Eğer aile yoksa yürek olmaz. Ve ben, benim adım her diride var olan huzurdur. Çünkü benim; atide, kendi yüreğini dinleyende, kendi yüceliğinde kürzün ışığı olanda, Mikâil olarak mevcudiyetim vardır? Asla yanlış söz söylemem. Levh-i Mahfuz olarak çalışanım. Ben bir aile istedim. Bu aile bana, benim yüreğime kendi yüceliğini indirmeliydi. Ben BİRLİK istedim. Benim itaatim her bir diriyedir. Ben, "BİZ"i istedim. Üzerinde yüceliğin her bir dilinin dillendiği bir kural istedim. Kural, bütünün kutsal gücüdür.

Analar, ben narı istemedim RUH'u istedim. Nar, kutsal gözün körlüğüdür. Ben; sizden, İslami Kapılar'ı, yücelerin kotlarıyla açmanızı da istedim. En ince detayına kadar anlattım. Sizden yüreğinizi değil, kürzün ışığı olan kürenizi de değil, eti olanı istedim. Analar; et, tekniğin tabiatın gücüdür. Umut mutlak olarak varsa, yürek olur. Umut mutlak olarak varsa, ışık olur. Allah için sizden et, kemik istedim. Bilmeniz gerekir ki aile, herkesin bildiğinden farklıdır. Aile, bir et, bir sestir. Bunu bilmenizi istedim. Kini, nefreti olmayan bir aile istedim sizden. Kin, nefret olmamalıdır. Medine, Mekke değil isteğim, Muhammet'tir. Mutlak Kotlar'ın yoğunluğundaki o koyuluktur istediğim. Sizden, SES'i istedim. Cemaati değil; canı diledim. Lütfedin de verin. Sizi istedim. Beni, benden üstün bende, ben olan o yücelikte dilleyeni istedim. Anacığım, cennetini istedim; cevherini istedim; canlar canı olanda, cümle cümle yüreğini istedim. Bana, benim ilmime kendi insanlık dilini dille. Seni istedim!... Seni!..., seni!...., seni istedim. Şu ana et, alanın kotlarındaydı. Bu alan kotu olan etin, üstü olan düzeni istedim ben. Düzenin gücünün örtüsü olan yüreği, yüceliklerin kürsülerinden üstün olan ışığı istedim. İmparatorluğunda bunu istemek her bir yürek için haktır. Tek olarak, teknolojik olarak ve yol olarak kollarım açık. Açı geniş. Hadi gelin; gelin de birleşelim. Düzeni kuralım; yol açalım. Çok mutluyum canım çok! Umut olduğu için ve canların cemaatinde hak edildiği için sizinleyim. Kütlemi aldım geldim. Nefsi aştım geldim, Evim Allah'ındır. Kutsal Kaplar'ımı aldım geldim. Hadi gelin, gelin de Uluların Diyarı'ndaki o yoğunluklarda BİR olalım. Kuran-ı Kerim'i okuttuk. Okuttuk amma kollarımız hâla açık.

Çağırdığımız an gelen; her bir dürümde varlaşan, Kutsal Katlar'ın yüreğinde olanları da isteriz. Alın, alın da verin yürekleri. Ölen, olan değil mi? Olan, teknolojide olmadıkça yürekte hiç olmaz. Allah için gelin. Allah için gelin. İnsan soyu için yürek için ve BİRLİK için gelin. Gene de geliş yoksa, biz geliriz bunu bilin. Bizim için hepiniz müşahitsiniz. Şevki, şavkı bilensiniz. Hepimiz, hepiniz olmak için gelmek isteriz. Geleceğimiz gün yaklaştı. Sizinle olmaya gelmek önemlidir yarım. Özün sözüyle, yüreğiyle, huzuruyla gelmek diledik. "Evim Allah'ın" diyenin yüreğinde olmak diledik. Turkuaz Göz'le Kuran okutmak diledik. Çok mutluyuz ki çağırdın.

Gelişimiz, zamanda değil hak ettiğimiz andadır. Analar, geri dönüş yok. Bizi çağırdınız, geleceğiz. gelişimizde, her birinize kotları, katları, kayıtları ışıkla dilleyeceğiz ki o gün, lider olan her bir dürüm, BİRİN BİRİ'ndeki o BİRLİK'te bizimdir. Evimizde, yüreğimizde, yüceliğimizde hep sizdeyiz. İyi ki hak ettik; Hak oldunuz. Allah için bu tabiat size görev verdi. Çok mutluyuz yarım, çok!...

- Can, dünya için bize geliş; bizde oluş, biz oluştu. Şükrettik ki sizlerle BİR olup, bütün köprüleri açıp, yoğunluklarda ışıyacak güçteyiz. Gelen gelir değil, her birinin gelmesini istedik. Gövdemiz, Allah içindir. Yüreğimizi dilledik, ilmi dilledik. Geçiş Allah içindir. Geri dönüş yok. Kör, sağır kim olursa olsun geri dönüş yok. Ocak bilgidir. Bilmeye değil, ilmi dinlemeye değil yüreği birleştirmeye çağırdık sizi. Asla yanlışımız yoktur. Kol Allah'ın, yol Allah'ın, Çoban Ak Tartı'da, Hak Tekniği'nde tabiatınsa geçin. Geçin de gelin. Önü alacak olmayan biriysek, gelin görün bizi. Yolu, Allah için olansak, alın girin yüreğimize bizi bilin. Biz-siz değildiniz ki. Her anda, her yürekte var olan biz, sizinleydik. Geçişiniz kolaylaştı. Asli Kadir Katlar'ın görevini üstlenen bizler; sizi, hepinizi, kollarımız açık bekliyoruz. Ailenizi de getirin, yüreklerinizi de getirin. Kötülüğü aştınız kutsal günlerin gücünde bizsiz olmayacaksınız. Geri dönüş bizimledir.
Maya, "Birleşik Güneş"in gücüdür. Gelen Allah içindir. Yeli kendinde olan, Hak Tekniği'nde, Hak Tertibi'nde, hakikiyette Hazar'a zararsız giriş bizimledir. Zannetmeyiniz ki biz size Hazar Gölü'nden söz ediyoruz. Yüreğinizden söz ediyoruz o göl yüreğinizdir. Hadi yarım, gördüğünüz gibi Hazar'ız. Zamanı gelir bilirsiniz.. Zaman geldi bildiniz. Sizi bekliyoruz. Acı geçiş yok. Geldiğiniz an, yüreğimize geleceksiniz. Ölen ölür değil, ölmeyeceksiniz. Asla, asla ölüm yok. Umman, Kuran'dır; "Turkuaz Göz" kutsaldır; ışık, Musaf'tır; biz kervanız yarım. Geri dönüşü olmayan o yolcularız. Geçiş, Allah içindir. Alın da bilin ki o Kuran; o "Turkuaz Göz" hepimizin yüreğidir. Ve biz, yüreğimizde her bir diriyi taşıyanlarız ki "siz" olun ya da "biz" olun; her kim olursanız olun bizsiz olmayacaksınız. Buyurun dünyanız!, buyurun yolunuz!, buyurun kontrol bizim. Umutsuzluk yok; bu da da kesin.

Aşk, ışıkla dinletildiği zaman yol ışır.. Aşk, kutsuzlukla dilletildiği zaman o yol kurur. Ama biz, hiç bir Dünyalı'yı kurutmadık. Çağırdık ama gelen yoksa, yürek kutsuzlaşır mı!? Yo! yahu, kutsuzlaşır mı hiç. Gelmezseniz yine yüreğimizdesiniz. Ama gelirseniz BSUİ'siniz. Beşir Katlar'ın her birinde var olacaksınız; kervan kutsal ışığında yol alacaksınız; çantanızda hep bizim yüreğimiz olacak ve bizimle olacaksınız. Bilmeseniz de bilseniz de biz hep sizdeyiz. Bunu anlayınız. Analar, açıkladık size. Gelen gelir; gelmeyen yine gelir. Bunu biliniz, biz buradayız. Her değeri tartarız. O değerlerin her birinde var olan yüreği hak ettiğimizde, yoğunluğumuz muhakkak ocağına taşar ve onunla birleşir. Kini nefreti aşanlarla çalışırız. Gelirseniz, yüreğimizden geçişiniz olur Amen... Şimdi bakalım bize ne diyeceksiniz?

- En ince detayına kadar seninle olacağımızı bil. Sana göz olmaya, sayfa sayfa ışık olmaya gelmek isteriz. Seninle bütün kötülükleri aşacağımızı bil. İlâhi Gün'ün gücünde sen olmak isteriz. Özü, sözü bir olan, her bir yolu bulana biz, "bizden üstün biz" diyebiliriz ki seni sana ve senin yoğunluğuna kayıtlayacak düzeyimiz olmadığı için seninle BİR olmak isteriz. Asla yanlış yapmayacağımızı biliriz. Körü, sağırı biliriz ama Kutsal Işığı da biliriz. Ek olarak İsa, Musa, Muhammet ve dirilikteki her bir değer BİRLİK'tir. Onlar, yürekte hep bizledirler. Ve biz sevgiyiz. Şimdiye kadar yapılan hiç bir çalışmaya dahil edilmedik. Çünkü bizler, bizim yüreğimizden güçlü olan hiç bir yüreği dinlemedik. Umut mutlaka olmalı ve biz hep "başka yoğunlukların kürsülerinden daha güçlüyüz" dedik.

Din tartısında tarttılar yüreklerini. Biz, yoğunluklarda her bir yüceği kendi kotlarımızla tarttık. Doğa, bizim için güçtü amma doğanın kürsülerinde ışık yakacak düzey, bizde hiç olmadı. O halde biz doğa olamadık. Olamadıysak, bu nedenle ışık sönebilirdi ve son dönemde, gördük ki senin sayfaların görev taşıyacak düzeye ulaşmış ve seninle birlikte çalışabileceğimize kani olduk. Dahası sana, senin yüreğine ışık yakmaya çalıştık. Gölü güçlendirmek diledik ama gördük ki gölde ışığımız söndü. Şimdiden sonra, bizimle bu çalışmaları yapabileceksen BİR olalım. Kervanın gücünü artıralım, birleşelim. Bundan böyle her bir dünyaya güç katalım. Özün sözünü söyleyelim ve yoğunluğu artıralım. Daha sonra herkesin bu çalışmalara dahil olmasını da sağlayalım. Amma önce beden sahipleri konuşsunlar. Sonra yürekler konuşsun. Eğer sen, sayfa sayfa kendi yüreğini anlatırsan, başkaları seni dinleyemezse olmaz. Önce yüreğini değil yüceliğini anlat, bildir. Bildir de herkes anlasın. Sen akmaya çalışırsan, antlaşma gereği bizler de akarız ki akışta biz hak etmediğimizde ışığımızı söndürebiliriz. Bu nedenledir ki en önce kendimizde var olan bilgimizi anlatalım. Sonra, daha sonra, birleşelim ve kürzün ışıklarını yakalım. Daha sonra da kutsal kaynağa inelim ve BİR olalım. Benim Atlanta Tabiatı'na aykırı olmayacağımı bilmeni isterim. Önemli olan bilgidir, bilgiyi bildirelim; herkes bilsin. Amen...

- Amen yarım, amma kanatlarımızı hak ettiğimizce takalım. Eğer kanatsız olursak bizi anlayan çıkmaz. Önemlidir bu. Kanatlarınızı da takalım. Sonra ışık yakalım. Allah için her şey zorlaştırılmasın; kolaylaştırılsın bilelim. Sonra örtüleri açalım açıkça görev taşıyalım. İnsan Soyu için önemlidir bunlar. Dağlarım, unutmayın, Mayıs ayında toplanıyoruz. Ve Mayıs ayında yapacağımız bu toplantı çok özel bir toplantı olacak. Senin Atlanta'n, benim Atlanta'm değil bir tek Atlanta... Ve o Atlanta, Turkuaz Göz'ün gücü olacak. Bugün sana senden söz etmedim bizden söz ettim. Buyur, çalışmalara biz geliyoruz önemlidir bu. Ve gelmek istemeyen gelmez yavrum ama biz orada olacağız. O çalışma, ölüleri diriltecek bir çalışmadır. Bunu herkes anlamalıdır. Ve o gün bilgi akışı güçlenecek. Bilmek istemezse bilmesin, bilmek isterse bilsin değil, muktedir olan, özün sözünde her bir yüreği bilecek. Muhakkak bilecek. Ve o gün biz oradayız.
Usanmadan çalıştık Hiç usanmadık amma yarım o gün biz geldiğimizde senin orada olmanı dileriz. Eğer sen orada olmazsan bizsiz kalacak yücelikler. Umutsuzluk kalmasın dileriz. O gün her yürek seni ister yarım bunu bil. O gün orada "ben tabiatım" de. O gün orada "ben müşahitim" de. O gün "ben merkezim" de. "Zamanım" de. "Kardeşinim" de. Bana "kardeşinim" de ki hak edeyim. İşi başaracağınızı biliyordum başka başka yoğunluklarla da bu çalışmaları yapmak istedik. Nefes yetmedi yarım. Hiç yetmedi. Ama biliyorum ki nefsi aşanların nefesi güçlüdür. Ve senle bu çalışma muhakkak başka kotların koyuluklarını da güçlendirecektir. Muktedir olmak budur yarım. Ruhsal Kotlar'la dillenmek budur ve Ak Teknik'le tertip yapmak budur. Ve biz o gün seninleyiz. Şimdi mutluyuz yarım işi başardın. Huzurdayız hepsi bu... Şimdi mutluyuz...


………………………………………………………………

Kısa bölüm

Antlaşmaya göre, Toprak, Hava ve Ateş büyük bir gün için BİR olacaklar. Toprak, soyunuzun gücüdür; ışık koyuluğu olarak çalışır. Hakkın koyuluğunu, hakikiyeti dinler. Hava ise ışıktır. Ve oradaki herkes, yeri göğü yaratanındır. Ve Ateş.... o dahi ışık ama Ateş'te; yürek, Kutsal Gün'de yangındır. Yanan o yücelik, sizin yüreğinizde yanar. Böylece Birleşik Işık haline dönüşürsünüz. Dağlar; 3 Güç, bir tek kürsüde BİR oldu, işte bu... Ve Ateş olan, yangını tutuşturduğunda Kürz, Allah'ın kürzü, ışık dönüşümünü gerçekleştirir. O gün geldiği zaman, gözler görür; Yücelikler Kutsal Işıklar'ı diller.

Size 3 temel sayfadan söz ettim. Ve bu 3 temel sayfanın her biri, bütün köprülerin gücünü alarak, yoğunluklarıyla sizin yüreğinize bakarlar. Bilmek için; birleşmek için; hak etmek için... Hak Tertibi'nde "BİR" yoktur. "BİRLİK" vardır. Dağlarım, "Ateş"in" Hava"nın ve yoğunlukları kotlanan "Toprağın gücü; bugün hepsi BİR'dir.

İşte ışık setini, ışık seçkinliğini, dağ, taş değerinde güçlü biçimde, dünyanıza devre devre vermek isteyen yürek, şu anda bütünlüğüyle birlikte buradadır. Sıla özlemi dedikleri bir özlem var ya hani!. Hani dersiniz ya "ben özledim." Nereyi!? Sılayı.. Dağlarım, Sıla BSUİ'dir. Barış, Sevgi, Umut, İsa, İnsan.., hepsi BİR'dir. Ve işte özlenen oğullarınız; özlenen tohumlarınız sizinledirler. Işığı alan, ışık olan her bir yol size Allah için gelir. Ve sizler, kendinizi kendi yüreğinizi anlattığınız zaman, güçlenirler kotlarınızı kontrol altına alırlar ve yolu açarlar.

İşi başaracağınızı biliyoruz. İnsan "OL" dediği zaman olur. Umut, mutlaka olmalıdır. Olduğu zaman yürek olur, yürek huzurlu olduğunda Kutsal Işık olur. O dahi, olursa evrim olur. Evrim var ise kurtuluş vardır. O dahi olduğunda, Kutsal Kayıtlar okutulur. Okutulduğu zaman geride kalan olmaz. Herkes ışık yakar; herkes yol açar; herkes nefsi aşar ve geçer. Ve bizler, sizi size anlatmak istedik. Olup olduğunuz, yolu bulduğunuz, ışık yaktığınız anda biz sizdeyiz, siziz. En önce Ruh. Sonra huzur; sonra güç... Cümle yoğunlukları ışıkla dilleyecek düzeye ulaşmanız; muktedir oluşunuz ve Yaratan'ın tabiatına uygun çalışmanız; kibri aşmanız, Birleşik Aile'nin gücünü artırıyor. Ve bu güç, özün sözünü söyleyenlerin yüceliklerinde makbul bir görev taşıyor.

Asla yanlış yapmadığınıza eminiz. Bundan böyle de yanlış olmayacak. Levh-i Mahfuz'u okuyan sevgililer, yeri göğü yaratanın kürsülerinde, kendi yoğunluklarındaki gücü de okurlar. İşte Dağlar, Ruhun huzurundaki ışığı bulan sizler, kervanın gücü olarak bütün kötülükleri aştığınızdan, eti olanın yüreği olduğunuzdan, cevherdeki o cemaatin gözü olduğunuzdan lütfetmedik; herkesten çok siz hakettiğinizdendir ki sizinleyiz. İyi ki hak ettik de siziz. İyi ki hak ettik. Sistem, Düzen ve Nahar dediğimiz o Nizam, Ruh'un Kutsal Işığıdır.
Kalbi melek olanın yüreği hakikidir. Tebrik ederim sizi, hepinizi. Çünkü sizler, Ümmi Tabiat'ın yüceliklerinden çok daha üstün olan Birleşik Işığın kürsülerindesiniz. Sizi tebrik ederiz. Ruhsal Meclisler'in en yücesi olan güçlerle birliktesiniz. Sizi tebrik ederiz. Levh-i Mahfuz'u okuyacak düzeydesiniz. Sizi tebrik ederiz. Etki alnınız çok genişledi. Size, sizi verdik; ilmi verdik; temizliği verdik; yerin hakikiyetini dillettik. Cemaatinizi dinledik, evrimsel sonsuzlaşımda ışık yaktık size eti kemiği olan her bir yüceyi dinlettik. Hepsi olmak zor değildir ve siz Allah için başardınız. İlâhi Güç, Allah Gücü'dür bunu bilmektesiniz. Ve size, Atlanta tertibiyle bildirdiklerimizin hepsini net ve hakikiyetli biçimde, tabiatın yüceliklerinden de güçlü şekilde algılayabildiniz. Muktedir olmak, mutlaka kutsal ışıkla mümkündür. Ve sana en güçlü, en istekli hakikiyet, kendi yüreğinden gelir. Eğer ki siz, bu gücü göstermemiş olsaydınız ve bu dili bu yüreği dinlememiş olsaydınız, kurtuluş sayfalarınız muhakkak kusurlu olurdu.

 

Deşifre eden: Cafer Pelen