Ana Menü 

  Skip Navigation Links
 
 
 

 

 

 

 

 

 


                                                    


- Sema, görevlileri tartmaz. Ben de seni tartmam bilirsin. Sanki, hiç kimse yokmuşcasına bir tek ışık için kanatlarını, Altın Tekniği’yle tabiata ektin;

Hak’la çaktın; oralara yüreğini kattın ve dedin ki, “ben varım. Geriye dönüş yok.” Alın bilgimi. Hah! tabiat bu işte. Gelen gelir, olmazsa olmaz olan

bugün buradaki bu çalışmadır... Aha, burdayız. Kardeşim, nefsi kadim olanın, yolu katidir. Sen de bunu bilirsin. Niçin güçsüz kalalım ki!? Aha burdayız.

Kanatlarımızı İnsan soyu için çıkarıp geldik. Kanatlarımız yok muydu!? Ohooo!!! Ne çok kanadımız vardı bilsen. Neslimizin görevi ağırdı ve biz,

o yükü alıp cemaatinizin örtüsünün gücü olmaya indik. İnsana en son şunu söylemek gerekir. Kerim ol, Kartal ol, yolu aç. Çok mutlu ol amma bil ki hatayı

affetmeyiz; bu kesindir. İşte bu...  

 

Kerim olan her bir yol, cümle yoğunlukların gücünü tartar.  Sana şunu söylemek isterim. Yoğunlukların hepsiyim ben; her bir yürekte var olan teşkilatın

gücüyüm. Peki niye geldim!? Allah için, öyle mi!? yoksa Allah için değil mi!? Can, ne isek oyuz.  

 

- Melek olduğunu mu düşündürmek istedin. Yapma yarım, Melek olsaydın kantar'ın gücü senin değil her bir yüreğin olurdu. Melek değilsin. Peki niye

 kanatlısın!? Çok mutlu olmalısın çünkü, o kanatları İnsan soyuna Işık ver diye sana  taktım. Ne olurdu aşkla çalışsaydın; ne olurdu yoğunluğu kotlasaydın;

ne olurdu tohumları yaşatsaydın. Laftı hepsi öyle mi!? “Bahar gelir Kadim Kodlar dillenir,” Hak etmedik bunları yarım işte bu... Ve görüyorum ki artık sen

yoksun

 

Ve Dağlarım, eğer ocak söndürmekse maksat; Kutsal olan, “OL” der olur. Kuran, Allah’ın dediğini diyemez mi!? O da der, vah yarım vah! Kader sensiz mi

sandın. Hepimiz seninleyiz ya!.  

 

- Can olur mu hiç!? Olur mu!? Biz sana sevgiyle geldik. İnsan soyu için ışığını diletmeye değil mi gelişimiz.  Anacığım, keskin bir gücüm; doğru. 

Muhakkak keskin bir gücüm ama seni görmek için gelmedik mi biz.  Seninle, senin kürzünle, senin sesinle değil miydi hak ettiğimizin yükselişi.

                            

Annem, Sistem Düzen ve Nizam’ın güçlü kayıtlarını alıp geldim. Onlar, Kuran-ı Kerim’i okutmuşlar, dinletmişler, ilan etmişler ve dahası kürzün

koyuluklarında Kutsal Işığa kayıtlamışlar. Ben bunları sana anlatmaya geldim. Kibrim yok ki benim, unutma ben senin yüreğinden geldim. Unutma,

seninle Kuran okutmak isteyenlerdendim, bunları bilirsin sen. Zaman gelir de sayfaları güçsüz kılanlara, yüreği kıranlara, güç vermek gerekirse;

o dönemde, yine ben gelecektim ya. Bahar geldi;  “işte o an geldi; git” dedi.  Anacığım çağırmayın o zaman bizi. Çağırmayın gelmiyelim. Biz Allah

için değil miyiz!? Her kim ki, Kutsal Kitle’yi, Kuran diriliğinden ayrı görür, ocağı yıkılmalıdır.  

 

Sen, Allah’ın dediğini diyensen, umutsuzluk yok. Bırak, girdapları çekiştirenleri alalım; küçültelim, kuru kırık yaratıya kayıtlayalım. Ocaklarını

kesirleştirelim. İnsana eti olan gerek; yolu olan gerek; yüceler cemaatine görev gerek. Biz de görev isteriz. Bahar, geldi dedi ki “gelin.” Geldik.

Değerliler, kul oluş buysa eğer, herkes  kuldur. Çünkü herkes, herkesi yıkar, kırar. Biz size “Allah için çalışın” dedik.  

 

Ana; Atlanta tabiatında güçtür, bizim için de bu böyledir. Ana, Kuran’da ışıktır, birleşiktir yüreklere.  Bizim için de öyledir. İslam Devreleri’nde

kelamdır, ve bizim için de öyledir. Eğer sevgililerim, benim yüreğimdekileri alıp kıracaklarsa, of! dağlarım of!... Nefsi aşmaları gerek. İnsan tertip

ister; insan, yücelikteki ışığını diler. Oturun! oturun yarım. Oturun da anlayın, ben anlattım ama anlayan olmamış. Ben dedim ki; tek bir güç bile benim

yüreğimin gücü değilken; orada baştacı olmalarına karşın, burada hak etmediklerini dillememe karşın cemaatinizi alıp geldiniz. Ben; kör sağır olmayan,

güçlü olan, herkesin yolunda olan, Din tertipini yapan değil miyim!? Ben onları kontrol etmedim mi!?  

 

Umutsuzluk yok. Ana, Allah’ın dediğini dedi. Yolu kendi yüreğindeydi.  Ve sizler, benim ilmimde olanlar, bir elinize kendi yoğunluğunuzu alıp, göz

kayıtlarında Birleşik Işıklar’ı yıkmaya indiniz. “Zaman geldi” derseniz söyleyeyim, zaman bendir. Kibri olmayan ben, her An'ım. O halde zaman, benim

yüreğimdir. Ve ben, bütün köprülerin gücü olarak, çobanların çabalarını muhakkak hak ettikleriyle dilliyerek, birleşik ışığındayım ki Allah’a tabiyim.

Eğer Allah, beni benim yüreğimden ayırırsa; ocağım söner. Şu ana kadar başımı eğmedim; bundan böyle de başımı eğmem. Bunun içindir ki sayfalarımı okuyup,

yarattıklarımın yoğunluklarından, benim yoğunluğuma geçip, onların teknolojisiyle bütün kütleyi, bütün yüce bildikleri; yakan, yıkan olacaksanız ayar

bozulur yarım, bunu bilin. Ve bozulacak ayar, kendi yoğunluğunuzun ayarıdır, buna imkan veremem.  

 

- Annem, keşke insan soyu senin yüreğinin diriliğini anlasaydı. Anam, kervan senin, görev senin, 300.000.000 tane görevli güç işgali kaldırmak üzere

buradalar. Ve hepsi seninle. Var, onlarla birlik ol ve sayfalardaki yüceliği dille. Onlara söz verdin, dinlettin. Onlara söz verdin onların yoğunluklarını

kontrol altında tutacaktın, bilmekteyim. Ama bilmekteyim ki doğumları, ölümleri olmayanların kolları kanatları da  yoktur.

                                                                     

Anam, ilahi gün bugünse, göz ol,söz ol birleş bize ve bizimle çalış. Biz, yanlışın tohumlarına kurutanlarız, bilirsin bunu. Ancak, Dünya tabiatı senin

yüreğindeyse..., of yarım! Of!!... O zaman biz tartı olmalıyız. Çünkü doğa, bizim yolumuzu kontroldan çıkarabilir. Ah dağlar! ah!, köle olmayan, kör olan

herkes burada. Himaye eden de edilen de burada. “Asla hiç kimse yüceliğin kayıtlarının dışında olmayacak” diyen; bizi de buraya almış. Varın yoğun hakimi

olan  O, bizsiz değil. Önemli olan BiR olmak. İşte bu... Ve bugün, buraya geçiş nedenimiz buymuş anladık.  BİR olmak...  

 

Herkes burada, canlı cemaat burada, yoğunluk burada; kurtarıcı burada; göz burada; Cinniler Cemaati burada; insan soyu burada ve BİR olan her yüce Allah

için burada. Ata Kapıları?nı açmışlar. Ata da burada. Ah yarım ah!, af dilerim yüreğinden af. Anam, affet bizi. Biz sana, soğuk günlerin gücünün üzerinden

değil, ısını yükseltmek üzere sıcaklığın sesiyle geldik. Ama anlamamız zor oldu.  Burası Müşahitler?in şavkıyla değil, tertibiyle değil, Sistem, Düzen ve

Nizamın yücelikleriyle de değil;  Maya olduğunuz için sizin koyuluğunuzla ışımaktadır. Artık tohumlar yaşatılabilir. Artık Kutsal Güç. kaynak yapabilir.

Ve zaman; görev için Kaynak, Işık için Birlik, cemaat için Güç Atlantası?nda tüm soyları dilliyebilir. Bu dillenişle biz, hak ettiğimizi dilleriz.  

Anam, Ata Kapıları’nı kapatma. Çok mutlu olduğumuzu bil. Umutsuzluk yok, Onur ululuğundayız şu anda... Onur ululuğundayız.

 

Allahın tohumu olarak, yoğunluğunda ışıyan diriler olarak ve kervanın kürsüleri olarak sizinleyiz. İşi başaracağımız kesinleşti. Allah’a safha safha inebilen

yüreğim, cemaatinizi güçlendirmektedir. Körü küçültmeyen, yüreği kısırlaştırıp kırmayan, kısır olmayan bir dünya gücüyle çalışmak bizim için onurdur.

Allahım sana şükürler olsun.  

 

- Canlar; Teşkilat, bugün burayı, kendi yoğunluğuyla dilliyecek düzeyde.  Üzerimizdeki güç artık bizde. O güç, bütün kütlenin yüreğini taşır. Açı geniştir. 

Bu genişlikte her yüce bize iner. Aşk, ışığın kürsüsüdür. Ve biz, aşkla çalışanlar; bütün türevleri buraya alabiliriz. Umut mutlaka gereklidir. Kuran, Kutsal

Kitap’tır. O kitabın diri olup dillendiği bir yerde iş yapılmalıdır. Ve biz, iş yapmaktayız.  

 

Önemli olan dünyadır.  Yeni dünya... Dünya tabiatı, bize “geriye dönün” dediğinde, biz sorduk ya sen ne olacaksın diye. Ve Dünya Tabiatı bize hakikiyetini

anlattı. Dedi ki “ben, bende, özün sözünü söyleyenlerin gücünün örtüsünü örtüp yenileneceğim.” Baktık ki Dünya, ölümün ardındaki gerçekleri bize anlatmaya

çalışır. Baharın geri dönüşünü ister. Yüreğin yenilenmesini ister. Çağırıp, her birine der ki, “gelin, gelin de hak edenlere hak ettiklerini açıklayın.”

Ve doğrusu Dünya;  bize, göz olmamız, söz olmamız, haketmemiz için yalvarır. Varın deyin ki ona, “oğullarımız yoğunluklarında ışıyacaklar, Turkuaz Göz bunu

diller. Yolumuz, Allah’ın kodlarında kayıtlara inecek.  Cümle yücelikler size, sizin yüreğinize girecek. Dünya, Allah seninledir unutma. Ve bizler, bugün

burda; yarın “OL” dediğimiz anda, her bir Turkuaz Kayıtları’nda tabiatın güçleri olarak burada olacağız.” Muhakkak bilinmesini isteriz ki eşik; Allah’ın

dünya kürsüsünün üstüdür. Ve biz o eşiğin her anında 7 doğumun Kutsal koyuluğunda Kuran tohumu olarak hep olacağız.

 

Dünya, bize bizi verir. Biz, kendi yüreğimizi kendi yüceliğimizi dinleriz. Turkaz Göz, bizi bize verir; ilmi verir, yolu bulmamızı ister. Eğer bugün burda,

dağlar taşlar ışıksa, Allah içindir. Eğer Dünya, dümenin başına geçmemizi dilerse, muhakkak geçeceğiz. Ve bilinsin isteriz ki mektep ağır yüktür. Medeniyetin

her bir sayfası en üstün yüceliklerin gücünü anlatır. Ve biz, o yüceliklerin en güçlü yoğunluklarında, dünya tabiatının yoğunluğundayız ki   o tabiat bize bizi

anlatır.

 

Analar, Atalar, Atlantalılar, Kuranlar, Turanlar biliniz ki biz, Hak Tertibi’yiz. Analar; Teknoloji, Birleşik Işığın gücünü bize dilletir. Umutsuzluk hiç olmayacak.

Çünkü dünya bana beni ve benim yüreğimi diller. Bahar geldiğinden beri dünyamız aydınlıktır. Çanı çalan o, “hakikiyet” der. İşin işi vardır; işin gücü vardır; o

gücün süsü vardır. O güç sesimizdir, bilsinler.  

 

Ve ben, en önce oğullarımı tohumladım. Onlar, bana ben olup indiler. Soyum, Allah’ın dediğini diyecek; yolum, Aklın yoğunluğunda dillendiğinde ışığım sönmeyecek.

Çünkü mezarım Allah’ın dediğini diyenin gücüdür. Ve o mezar, her dara düşende devre olacak; söz olacak: saz olacak; kaynak olup ışıyacak, ve dara düşen, bende

bollaşacak. Bugün burdayım ya;  bugün burdayım ve gerideki günlerde de ben hep burdayım; bunu biliniz.  

 

Allah’a karşı hepimizin boynu kıldan ince. Bunu herkes anlamalıdır Amma “Allah tabiatın gücü değildir” diyenlere sormayız neden diye. Çünkü, onlar yüreklerini

dillerler. Biz  de biliriz ki Allah, BSUİ'dir. Allah yoğundur, kutsaldır tartısızdır. İçi dışı bir olan her bir diride  dilleşir, bunu biliriz. Sesini aşan,

dere olup akan; kul olan herkeste o diridir. Muktedir olan her bir yürekte o diridir.  

 

Emin olunuz ki Dünya Mektebi kuruldu. Buyrun işte bu mektep, Dünya Mektebi...  İnsan, insanlığını bildiğinde, mektep olur. O mektep, her bir sayfada farklıdır.

Bir kez bile “ben mektebim” diyebilenlerin her bir yüceliği; bilgi kayıtlarında, BSUİ'nin yüceliğinde birliğimize dahildir. O halde bizsiz olan hiç bir yüce

yoktur, ve kalmayacaktır.  

 

Atlanta Tabiatı’nı biz anlattık. Eşikleri açıkladık; yolları anlattık, tufanı anlattık Nuh'u anlattık. Kısabilirmisiniz yoğunluklarınıza ışığınızı!? Herşey

buradadır. Allah, burayı anlattı dedi ki, “olan otağımızda olur; olan yoğunluğumuzda olur; olan kaynağımızda olur; olan hararetini yücelttiğinde olur. ÖZ'ü

sözü bir olanda olur herşey.” işte yarım Allah’ın dediği budur. Onlara söyleyin; ortak olmak, Turkuaz Göz’ün gücü olmaktır. Farklı birşeyden söz etmiyorum

size. Analar, ortak olmaksa amaç ortağız. Kendinizi kendi yüreğinizi anlayın. Çok mutluyuz çünkü, bugün burdayız. Umutsuzluk hiç olmamalıydı... Olmamalıydı...

Ama yine de olamaz zaten. Olamaz...  

 

Allah’a söz verdik; dedik ki; “aşk güçlüdür; ışığımız sönmez; biz varız.” Ve Allah dedi ki, “anam Allah’ın dediği, aklın dediğidir.” Biliriz... Akıl dedi ki 

“ışık sönmez.  Cümle, tekniğin tertipiyle ışır, yol aklın yoğunluğuyla koyultulur, tartışılmayan bir yürek devreye iner, işte o yürek biziz.”  

 

Bilinmek isteyene şunu anlatmak isteriz ki, eceli gelen ölür. Ölür ama ölüm değildir olan. Biz, bilmek isteyene anlatırız; temizlik yaparız her bir yürekte. 

O yürekler, hak ederler, ışırlar. Olan, hakikiyette olur. Özün sözünü söyleyen yine gelir. “Ana” der.  “Ana, ben temizim.” “Peki...  Peki oğulların nerede?”

deriz. “Onlar geldiler mi?” Gelen var mı? Eğer yoksa, kolları kanatları kırıktır onun. Deriz ki “diri ol; hakim ol; ışık yak ve in.” İner ya da inmez.  Acı

geçiş olursa, ortak oluruz ona, deriz ki “geç.” Hepimiz oyuz. Yüreğini kırarsa deriz ki “olmadı!, olmadı!. Bak yine kırdın yüreğini. Gel bakalım; bizsiz

kalma” deriz.  Ona, kendisini anlatırız, “OL” der bize... Deriz ki “OL.” “Anam, Allah için gel” der. “Gel, gel ama herkes için gel...” Ve deriz ki,

 “işte bu...” “İşte bu” deriz. Öyleyse umutsuzluk yok.  

 

Doğulu, Batılı ayırmadık hiç. Doğuda bilgimiz var; Batıda diriliğimiz var; ilmimiz var ve hakimiyetimiz var. Her yer Allah’ın değil midir.

Umutsuzluk yok... O sorumluluk bizimdir.  

 

Ocak, Turkuaz Göz’ün gücünü anlattı bize. Biz de ona kendi yoğunluğunu anlattık. Amma asla yanlışımız yok, İslam Devreleri’ni açtılar, dinlediler.

Takip ettik; baktık nesillerini bulmuşlar; oğullarını tohumlamışlar; birleşmişler; İnsan Soyu için çalışmaya inmişler. Birleşen OL’ur. Ayrı gayrı yok.

Of! dağlarım off!, Atlantalılarım off!!!... Bedeniniz, Allah’ın kürsüsüyse, alın Allahın diriliğindeki o yoğunlukları; taktim edin yürekleri. 

Onların her biri tabiatın küçük ışıkları haline geldiklerinde, oturun anlatın yoğunlukları ocaklarına; dilletin alsınlar bilgiyi. Açıkca dinlesinler

yüreklerini.  

 

Biz herşeyi anlattık. Herşeyi... Işığımız hiç sönmez. Doğum anlarında her bir yoğunlukta dirilir; hepimiz birlik oluruz ve dümenin başına geçer

ışık yakarız.

Olur da bir gün ben, benim yüreğimdekilerin birini katlarımdan ayrı tutarsam, ki buna imkan yok; varsayalım ki tutarsam, eminim ki ocak sonsuzlaşır;

yoğunluk artar; Güç Katları ışır ve yüreğimdekilerden her biri oraya uçar gider ki, onun kendi yoğunluklarını alıp ışısınlar ve onu ışıtsınlar diye.

Cennetin cemaati böyledir. Ve ben bu cemaatin en büyük kürsülerini bugün buraya çağırdım, onlar bugün buradadırlar.  

 

Umutsuzluğunuz hiç kalmasın dilerim. Hani der ya “o bizi yıkacak,” canım yıkan yıkılır bunu bilen bilir, biz yıkanın yıkılmasına dahi engeliz ki,

hatayı affettiğimizde ocakları sönmez. Uyuyan uyanırken yollar açılır; Kuran okunur; tartı, Hak Tertibi?nde ışır. Dinletir yürekleri; har'ı yükseltir;

gücü artırır; diller ve izler herkesi.  

 

Usanmadan çalışan bizler; bir an için küçültülmeyenler; evrimsel sonsuzlaşımda bizim yüreğimize bakan her bir durguna, Turan'ı Turkuazı anlattık

bugün. Ve o durgunlar, tartısız olan Turkuaz’da ışıdılar.  

 

Ayda  olmak gerekir. Çünkü ayda her yüce ışıktır. Ayın tabiatında ışıyan o yoğunluklar, baştacı olacaklar. Çünkü onlar, Kutsal olanın ışığından

üstün olan; Kutsal Işığın Toplumu olanlar olacaklar. Ve biz, ayın sayfalarını okuttuğumuz zaman, o sayfalardaki yoğunluk artacak.  

 

İnsan,  Teşkilat kurmalı.  İnsan, yücelerin cemaatiyle olmalı ve nefsi aşmalıdır. Anlaşma gereği onlar siz ve siz onlarsınız. Aklınızı anlayınız;

aklınızı dinleyiniz. Akıl önemlidir ve ailenizin gücüdür. Biz, size kendi ailelerinizin aklı olmanız için “çalışın” dedik. Eğer Ailelerinizi

taşıyacaksanız,

yoğunlukların, koyulukların ve yok edici olmayan kayıtların aklı olmalısınız. Çünkü sizler, ailelerinizin devre başları olacaksınız. Asıl, OL’mak budur.

Ben sizden şunu beklerim, “düne göre daha iyiyim” deyin. “Düne göre bugün, ümmi tabiatın gücü olan o yoğunlukları dilliyebilecek; daha güçlü

kayıtlayabilecek düzeydeyim” deyin, ve anlatın yüreğinizi.  

 

Çağırdığımda gelen her bir diriye; ben, bedenimi anlattım. Umutsuzluk olmasın istedim. Ocak sönmesin istedim, şimdiye kadar hiç bir yoğunluğu kırmadım.

Sıla özlemim yok, çünkü ben bedeni hakiki olan, bütün kodlarımla her bir dirilikte varım. Bu nedenledir ki geri dönmem veya dönmemem önemsizdir, bu kesindir.

Anayım Atlantalı?yım ben. Tertipliyim, hakikiyim bunun içindir ki BSUİ'yim. Benim BSUİ olmamın anlamı nedir diye sorarsanız, Barışın, umutun, sevginin,

hakimiyetin gücü olarak insanım.  

 

İnsan, bugün yine allah içindir. Yine ağır yüktür; tabiatın gücüdür ama hakim değildir, muhakkak herkes farklıdır ama ben herkesin kaynağıyım.  

 

Ellerim Allah’ınsa; yüreğim, aklın yoğunluğunda hep hakkımdır, hakettiğimdir. Ellerim ağırsa, yüreğim hafiflemelidir ki hakedeyim. Eğer ben Sistem,

Düzen, Nizam yüceliğinde olmasaydım köle olurdum her diriye. Her diriye köle olmak benim için azap değildir. Herkesin yolunu açmak için çalışırdım.

Ve ben bugün tüm insanlık için çalışanım. Sıkmayın yüreğimi. İnsan İlimi’nde sıkıntı, hak etmediğiniz; doğum anlarında dahi bulunmayan o ışığı,

bana soyumun gücü diye dilletmeye kalkmaktır. Atlanta tabiatına aykırı hiç bir yüceliğim olmaz mı!?  Dağlarım, analar tabiatın güçleri; ışıklar,

İnsan İlmi’nde hak ettiğini dilleyenler... benimle ilgili bilgi almaya çalıştığınıza eminim. Amma, Allah için size tek şey söyliyebilirim; İslam

Davası değil dava, Ak Tartı davası da değil, İlim Davası’dır. Ben ilmi dillerim. Bunun dışında yüreğimi anlatmak istemem. Anladığınızı anlattınız

yüreğimde. Ama ben başarısız değilim ki, çalışırken her biri silinir yüreklerden. Bu kesindir. Bu nedenledir ki, adımı zikretmek istemem. İnsan,

Turkuaz Göz’ün gücünde kayıtlıysa eğer; o can, herkesin ışığını yakansa; İlahi Gün’ün gücüyse; İslami Devrelerin hepsinde varsa, İnsan soyu için

değil, yüceliği için değil; amin ama, bütün için çalışır. Bunu da bilmenizi isterim.

 

 

Dağ için, saz için, ses için,  Hak için ve her bir yürek için, muhakkak anlaşılsın isterim. “Allah’a saygımız sonsuz” dediler. “Yolu açtın”

dediler; “ılık bir sabahta Kuran-ı Kerim?in kodları’nda ışık oldun” dediler. “Umutsuzluk kalmadı” dediler. “Et olduk, din olduk, ilmi dilledik,

bildik” dediler. “Allah için cennetin yüceliklerinde iş yaptık” dediler. Analar, Ulular Diyarı’ndan bildiririz ki ulu olmak için kul olmak değil 

Kuran olmak gerekir. Turkuaz Göz’ün gücünde, ululukta kalmak gerekir, ümitsiz olmamak gerekir.  

 

Ulular Diyarı’ndan size anlattık herşeyi. Ulular, Turkuaz Göz?ün gücünde hür olanlardır. İşte bizler ocaklılar olanlarız, ulularız. “Öz”,”söz”

derler hep. Sözün sesi olur; yolun konsülü olur, işte BİZ buyuz. Muhakkak 41 devredeki o ışıkların hepsi, İslami koyulukların gücünü anlar.

Allah’ın dediği budur. 41 derenin hepsi özün sözünü anlar, cemaatimizin dediği budur. Allah’a saygımız sonsuzdur. Körün gözü olmak; sesin

sözü olmak; yolun kayıtlarındaki ışığı yakan olmak; Altın Tohum ekmek insana itibar sağlar. Biz de BİR'iz...   Yarım,  BİR!... İkna olunuz ki

BİR'iz. İşi başardık. Nuh'un narı burda.  Nuh’un huzuru burda o der ki, “benim tenimde her canlı vardır.”