21.01.2008 tarihli
RA-KA Tebliği’nin ikinci bölümü
Nuh’la söyleşelim
bakalım bize neler diyecekmiş:
-
- Alan almış veren vermiş, ne ilgisi var şimdi! Nuh ne diyecekmiş!...
Allah’a saygımız sonsuz. Ben niye geldim bilirim. Bana “anlat” diyeceksin.
“O gemiyi anlat.” Nuh'ta Turkuaz Göz’ün gücü yok muydu!? Turkuaz Göz’ün sesi
yok muydu!? Ruhun huzurunda, göç kayıtlarında ışığı sönmüş müydü!? En erdemli olanların
diyarı olan, Uluların Diyarı’ndan derim ki, “Ah! değerliler Ah!, Nuh, gelende geldi;
bilende girdi insana. İnsana insanlık geçti, Amin.” Tamam! Allah’ın dediğini diyebilmek
ama İnsan olup!... Hadi diyelim bakalım.
Unutmayınız, Allah dedi ki; “Nuh; tufanı kendi kodlarından değil, kontrolundaki
kayıtlarından yaptı.” Yahu, tufan bende mi olmuş, yoksa Ben mi tufanda olmuşum anlayamadım.
Bilirim, bilirim yarım, sen bilirsin... Kayıtları bilirsin; Ana Kodları bilirsin.
Ben tufanda değil tufan bende oldu yarım. Tufan bende oldu... En ince detayına kadar
bilirsin de benim dillememi istersin. İnsan, ete girdiğinde bilir, oturursun anlatırsın
dersin ki “tufanı yaptı, kayıtları yarattı, kırdı geçirdi, çıktı gitti...” Öyle
miydi acaba!?. Doğal Dünya bunu bize anlattı ama anam, sen anlat bize tufanı, sen
anlat da dinleyelim. Nuh olsam da dinliyemem
yüreğimi. Ben, canın cennetinde; canın
yüceliğinde ışıyan diri olmadığımı düşünmem amma, ama yarım, senden üstün olan biriysem;
sen de, sende yüreğindeysen, al O’ndan bilgiyi. Al anlat yüreklere. Anlat ki dinlesinler.
Cemaat dinletsin birleşene. Senim ama benim devrelerimi değil; yüreğini anlat da
seni tanıyalım.
-
- Değerli; Nuh’un, ruhun huzurunda her ne olursa Sistem, Nizam,
Düzen gücüyle olur. Sana dedim ki, “anlat da bilelim.” Yarım,
anlatan
anlattığını diller, yüreğini diller. Yüreğindekini herkesin yüceliğiyle dillerse,
Nuhun yüreğini anlamak; Sultanlar’ın Sultanlığında dahi Göç Katları’ndaki ışığın
sonrasını da anlamaktır. Elden bilelim; anlat da birleşenler dinlesinler. Nuh bakalım
bize neler açıklayacakmış.
-
- Anacığım, sana şunu anlatmak isterim, Kulluk başlı başına bir
süreçtir. Bu süreci kimse anlamaz, ben kul olarak, teknolojinin gücünün üstü bir
güçle bütün kodlarımla dünyadayken Dünya tabiatına indiğim anda, bütün kodları yoğunlaştırarak
Ak Tertib’i yaptım. Dünya temizliğine başladım. Dünya öyle bir yerdi ki, Üzüm
Gözlüller dahi cümle cümle Işık yoğunluklarında kısırlık yapmaktaydılar. Asla yanlış
söz söylemem bunu net olarak biliniz. Dünya etki alanımdı, benim adım Nuh’tu. Ruhun
huzuruydum ben. Umutsuzluğum hiç yoktu ama
özün sözünü söyleyen hiç bir yürek yok iken; benim sesim, kervanın gücünde kusurdu.
Onlar; beni, benim yüreğimi, “keşke hiç yaratılmasaydı” diyerek kısırlaştırmak için
çabaladılar.
Ve dağlarım, işte
bugün buradayım. Muhakkak buradayım. Allah için çalışan ben, bütün kontrol kendi
yoğunluğumdayken Atlantalılar’ın Teşkilat Gücü’yle birleştim. Omuzlarımdaki yük
çook hafifledi. Doğal dünya bugün burada ve hepsi benimle. Doğrusu size anlatmak
istediğim başka şeyler de var. İlle de ruhun huzurundakine,
benim yüreğimin diriliğini anlatmamı isterseniz, açıklayayım. O dönemde
Dünyalılar, çok kırık çok hırslıydılar. Çokları benim bilgilerimi saygısızca dinlediler
ve dillediler. Daha sonra alay ettiler
benimle ve dediler ki “o Yaratan’ın tekliğini
anlamış ama, kervanın gücü onun yüceliğinde yok.” Bunu diyenler, Ruhsal Meclisler’dekilerdi.
Ve bugün görüyorum ki o Ruhsal Meclisler’in hepsi buradalar ve senin yoğunluğunda
çok daha güçlüler. Çünkü sen, üzerindeki yücelikleri çok net olarak onların koyuluklarında
dillemektesin. Ama o dönemde böyle değildi, Dünya tabiatı daha farklıydı. Zaman
geçişleri çok daha kolaydı ama dönüş yolunu açmak kolay değildi. Geçiş olurdu, dönüş
olmazdı. Öyle çok çalışırlardı ki kervan güçsüz olmasın; yol açılsın, açık kalsın
diye. Ne var ki o yolu açacak düzey hiç ama hiç oluşmamıştı.
İşte o dönemde
ben, Dünyalılar’a görev taşıyabilirim diyerek indim. Neslimin gücünü alıp gelmemiştim,
çünkü dünya üzerinde neslimi besleyecek dürüm yoktu. Ben tek gelmiştim. Nesillerimin
yoğunluğu gelememişti. Bu nedenle çalışmalarım zordu. Ayrıca Dünyalılar’ın bana
karşı saldırgan olmayacaklarını ve benim görev taşımama imkan tanıyacaklarını sanmıştım.
Ne var ki yanılmıştım. Yoğunluklarımın diriliklerini anlattım ama
başta anlayan çıkmadı, kendi dünya oğullarım dahi beni anlayamadılar. Sonra
döndüm baktım ki dünya farklılaşıyor. Çakıl Taşları, cemaatlerini kodlarımla dillemeye
başlamışlar. “Analar” dedim; “oturalım anlatalım, bakalım kimler bizi dinleyecekler.”
Geri dönüşü olmayan bir süreçdeydim.
Ve gördüm ki herkes kendini dinleyip açıklamaya başlamış ama benim diriliğimde hiç
birisi yok. Özün sözü şu ki ben ölmeliydim. Ölüm, benim için en önemli Göç Kapısı’ydı.
Ne yapmalıydım!? Bahar’ın gelişi zordu, çok zordu... Başladım çalışmaya. Neydi yaptığım!?
Işık kaydı; ışık kaydıydı yaptığım... Ve bugün o kayıtlar, kitaplarda “gemi” diye
geçmekte. Ama öyle açıklanır bilgiler dünyada. Her şey farklı biçimde sunulur ve
çoğu semboldür bunların. Ve bugün çokları gemi ararlar...
-
- Yapmayın Dağlarım! yapmayın!... Yapmayın!...
Allah için yapmayın!.
Acı geçiş
değil ama umutsuzluktur anlattıkları. Doğal dünyada öyle bir olay var mı!? Var.
Doğrusu vardır evet muhakkak suların sellerin dünyayı kapladığı dönemler vardır.
Ama Nuh farklı şeyler anlattı size. Evet bir geçiş gücü oluşturuldu. Bu geçiş gücü,
bir süreç içerisinde hazır olacaktı. Ve bu güç tertibi; gerektiği anda, gerektiği
gibi geri dönüşü sağlayacaktı. Nereye
geri dönüş? “Sıla” dediğiniz ve özlem duyduğunuz o yer
var ya işte oraya.
-
Dağlar biz, doğan günün en büyük yücelik olduğunu bilerek çalıştık.
Ve bizimle olmasını istediklerimiz, bizim yüreğimize indiler. Onlar, bizim yüreğimiz
değil miydiler!? Dağlarım, işte biz tabiatın bütün kodlarını yüreğimize aldık. Hani
bugün sizler de yapıyorsunuz ya, işte aynı şeyi yaptık biz de. Oluşan, bir kurtarıcı
güçtü. Bir güç ama bu güç Allah’ın gücüydü. Ve o gemi, bizim yoğunluğumuzun kürsüsüydü.
Hani Cinniler Cemaati, İnsan Cemaati, durgun toplumlar cemaatleri hep buradadırlar
ya, işte o dönemde de bedenimleydiler. Ve ben, bugün yaptığınız çalışmayı o dönemde
yapmıştım. Aşağı düzeyde çalıştırıcılarım vardı. Aşağı düzeyde, çok aşağı düzeyde...
Bilgiyi en aşağı düzeyden verdik, çünkü Dünya her türlü bilgiyi yoğunlaştıracak
durumda değildi. Ve görüyorum ki bugün farklısınız. Bugün farklıyız, çünkü bizler
de bu çalışmaya, bu çalışmalara dahiliz. Asla yanlışımız yoktur yarım. Asla...
Dağlar, işte “Nuh”
dediğimiz çalıştırıcılık böyle bir çalıştırıcılıktır. Kuran-ı Kerim’de hep anlatıldı
ama anlayan çıktı mı!? Hak etmediniz ki anlayasınız. Evet bilgi, gemidir ve o gemi
herkesi taşır. Varın bilin ki o gemide biz varız. O gemide yüceler var. O gemide
cümle cemaat var, çünkü artık o gemi bütünü taşımaktadır. Ve bilmenizi isteriz
ki
Kuranlar, Turanlar, Kutsal Işıklar, hepimiz kervanlarız ki o gemideyiz. Ve ben...,
ve benim yüreğim..., ve herkes... İşte bu... Allah sizi korusun yarım. Canlarım,
Allah sizi korusun,
Kuran'ı Kerim bizim
için de bir büyük güçtür. Muhakkak bir büyük güçtür. O kitap, okunsun. Okunsun da
anlaşılsın ve anlatılsın. Çok kısa,
çok kısa olarak sözüme bir şey daha
eklemek isterim. Kanatlarınız çok güçlü. Yok edilmeyecek kadar güçlüsünüz. Çok kutlu,
çok mutluyuz. Çünkü, çünkü sizler görevinizi hakkıyla yapmaktasınız. Allah sizi
korur bilmekteyim. Hepimizi korur, Ulular Diyarı’ndan size bildirdik ki, biliniz istedik. İşte bu... Semaya, semanın yoğunluklarına yüreğinizi katın. Dillenin,
tabiata güç verin. Hak teninde tabiatın kürsülerinde ışıyın, AK Tertip’le dillenin
ki Nefs-i Kadir olanın yolunda hakimiyet olsun;
Ak Tohumlar yeşersin; çakıl taşları sizsiz olmasın. Umutsuzluk kalmasın.
Asla asla yalnız değilsiniz bunu biliniz. Amin...
Dağlarım, Umutsuzluğunuz hiç yok. Kelamı hak olan gözdür, sözdür, diri olandır.
Temennimiz şudur ki, tahditsiz olarak yapılan bu çalışmada, Kuran-ı Kerim'in görevi
hakikiyetten
olsun.
Açı daralmaz
bugün burda; açı daralmaz bilirim. Daraldığında ışık kontroldan çıkar. Kuran, Allah’ın kitabıdır. Kitabı dinleyen
Hakimler, her bir Seyfullah Yüceliğinde dinlenir ve dillenirler. Dillendiklerinde;
teknolojiyi kendi yüreklerinde bilirler.
Analar, emin olunuz ki dünya tabiatı yüreğinizde gizlidir.
Bu tabiatı, hepiniz anlayacak düzeyde değilsiniz amma, bilirim ki sayfalar
sizdedir. ikna edici olmanız önemlidir.
Eğer bilgi kayıtları sizin yüreğinizdeki güçle bildirilirse; itaat, itibarın gücünden
de üstün olur. Bu nedenledir ki verilen bilgi, sizden veriliyor ki Allah için sizler
çok güçlü biçimde bu ilmi açıklıyabiliyorsunuz. Olur da Dünyalılar,
Kutsal Kaplar’ın gücünü, hatasız biçimde Yücelerin cemaatine dinletebilirlerse
asla yanlış yapılmaz. Eminim ki dava, Birleşik Işığın gücünün, Teşkilatın kürsülerinde
güçlenip güçlenemeyeceği davasıdır. Ayar bozmayan yürekler görev taşırlar. İyilik
tabiatın gücüdür. Bilen ilmi bilir; Allah’ı bilir; umutsuzluk hiç olmaz. Evim zarar
görmeyecek bunu bilmekteyim. İşte bu...
- Anacığım, Kardeşler; sizlerle olmak
benim için muhakkak görevdir. Sizlerle akmaya devam ediyorum. Atinizin gücü çok
büyük. Bu güç, yüreğin kürsüsünde ışıyan bir güç. En önemlisi de bugün buraya gelenlerin
hepsi yanlışsız biçimde kaynağın gücünü almaktalar. Allah, Turkuaz Güç olarak çalışanlara
Beşir Kaplar’ı taşıttı. Bu kaplar, Atlanta toplumlarının yüreklerinin
gücüyle de tabiata katılmaktaydı. Nesillerimiz çok çalıştılar, umutsuzluk hiç
kalmasın istedik.
“Neden ilim!?” diye sorarlar. İlim yoksa körlük olur. Körlüğü aşmak muhakkak Alimlerin görevidir. Alimler, gözlerin
görebileceği cevheri, doğumlarında taşırlar. Ve her doğan Alim, dünyaya yoğunluğunu
taşır. Eğer bizler, o Alimler’in her biriyle görev taşıtabilirsek; Kuran Tertibi,
bütün kütlenin tertibi haline gelir.
Nesillerini alıp dünya tabiatına ekmek isteyen; çağrıları duyabilen çokları da bugün
buralara ulaşabiliyorlar. Öyleyse dünya çalıştırıcıları, çok önemli bir görevi başarıyla
yerine getirmişler. İlim, teşkilatın görevi değildir.
Teşkilat, yüreğin gücünü alır ve çalışır, Maya olmak farklıdır, Kadir Kaplar’ı
taşımak daha farklıdır.
İyi ki Sistem, Düzen ve Nizam görevlileri güçlenmişler
de birleşik teknolojiyi dünyaya indirmişler.
Dünya tekniğini anlayacak düzeye varamasaydılar; kelamları, Kutsal Gün’ün gücüyle
ışık yakamazdı. Kelamı, teşkilatın gücüyle dilleyenler, kendilerini de dilleyecek
düzeye ulaştılar. Ak Teknik, temizlik ister.
Kuran, tertip ister; bilen, ikna olunuz ki ışık ister ve biz, hepimizin gücünü isteriz.
İsmail-i, kötülüğü dilletmez. İsmail-i,
gözün gördüğü ışığı dinletir.
Yolu bulanların hiç birisi, Kadir Kaplar’ın gücünü;
korunan yoğunluklarının ışığını söndürmek istemez.
Sistem, Düzen, Nizam görevlileri Allah için çalıştılar. İşgali kaldıran onlar, yüreğin
ışığını yaktılar. Umutsuzluk hiç kalmadı, kelamı hak olanların göle güç verişleri
arttı. Allah dedi ki, “ocak sönecek. Çalışın.” Ve dedim ki “hak ettik; ışık yak.”
“Yak ışığı” dedim. “Hakettik” dedim. Ve böylece ışığı yaktık. Anam,
Teşkilat seninle öz görev yapıyor. Bu öz görev,
hakiki ve verici bir görevdir....Bu göreve, her dere, akışını sunmaktadır.
“Amin” de, Teknik temizliği yapanlar, ışığa kendi kodlarını katabilmektedirler.
Atlanta tabiatının gücünün,
“yazık” denilenlerin gücüyle birleşmesi de imkansız değildir. Onlar, bizim
çocuklarımızdırlar. Onların, göle güç katmaları imkansız olmasına karşın, Birleşik
Aile’mizin yüceliklerinde, Turkuaz Göz’ün gücüyle, Ak Tekniğe ulaşabilmeleri mümkündür.
Onlara da güç vermeliyiz. Allah, dara düşene kayıt yapar; onu güçlendirir.
Tanrı’nın Ruhsal Meclisleri’nde hep bunlar dillenir, denir ki, “acı geçişi yapmış,
başı eğilmemiş. Bunu alalım yolcu yapalım.” Çekip alırlar ve yola katarlar, sonra
dönüp derler ki, “analar oturun; olgunlaşanları çekin yüreğinize. Çok mutlu edin ki Hak Tertibi’ne; görev takdirine kaynak yapabilelim; onlarla oğullatabilelim yüceleri.”
Canlar, muhakkak sizler çok iyisiniz. Muhakkak, Turkuaz Göz size kendini anlatmaz.
Biliriz Turkuaz’sınız. Analar, kir, pislik yok diriliğinizde. Işığınız hiç sönmeyecek
biliriz. Cennet Cemaati,
“Cemaat” dediğimiz o yücelik, bizim için çok büyük bir gözdür.
Özün sözü şudur ki; Nar’ın Ruh’dan üstün olduğu bir dünyayı biz, yoğunluğumuza aldık
ve Ruh'u güçlendirerek Nar'ın örtüsü olduk. Nar, anaların teknolojisine kayıt yaptığı
zaman, kervanın gücünde kırılışlar meydana gelmekteydi. Ruhun gücü ise ışığı güçlendiren
bir yoğunluktan girer ve bize; yüreğimize iner. Bu nedenledir ki baştacı olduk;
yol olduk diyebilirsiniz. İyiliğin en güçlüsü sizindir. Bu kesindir... Ve körlük
yoksa, yüreklerinizde umutsuzluğumuz hiç olmayacaktır. Bedenimi, hepinizin yüreğine
dinlettim Turkuaz Güz’ün yüceliğinde dinlendim. Bedenim, Allah’ın dediğini der. Ak Teknik’te temizlik yaptım; cemaatinize
kendimi indirdim. İyi ki Allah, bedenimizi görevimizi dinletti. İyi ki yürek hakikiyetimizi
dinletti ve biz, bereket verdik yüreklere; güç verdik kürsülere ve ışık yaktık.
Canlarım çok mutluyum! Çok!... Umutsuzluk kalmadı.
Ayar bozulmayacak; kervan yürüyecek; ışık sönmeyecek. Kesin olarak başarılısınız,
çok ama çok önemlidir bu başarı. Birleşik Aile, size sesin yüceliğinizle bildirir.
Amin...
Teşkilat bugün burada ve biz bugün burada olan o yoğunluklardan dolayı güçlüyüz.
Üzerimizdeki yoğunluk çok koyu; çok!... Amin... Ama biliriz ki o yoğunluk
bizim yüreğimizin gücüdür. İslam Devreleri’ni açtık; yüreklere ışıttık, dilledik, aktık... Amin...
Bugün buraya inen
herkes, Zaman Geçişleri’yle geldi. Zararı önleyen o yoğunluklar,
ışığın koyuluklarından geldiler ve birleştik.
İtaat, bizim için 300 bin tane görev tartısında tartılan bir güçtür; her
birimizi tartar. 300 bin tartı..., ve her birinde biz ışık halindeyiz.
Nefsi aşan yüreklerimizle;
işgali kaldıran kodlarımızın gücüyle ve Birleşik Kontrol
Kayıtları’mızın yoğunluklarındaki o Kadim Kaplar ile hepinizle, hak ettiğinizce
var olduk. Umut, kutsal bir güçtür ve biz bu gücü hep taşıdık. Evimiz Allah’ın evidir;
yolumuz aklın yoludur, bileğimizin gücüyle geldik yüreklere. Eğer ki ağır olsaydı
yoğunluk; hatayı affetmezdi yücelikler, biliriz... Ve biz o yoğunluğu hafiflettik.
Dava, Hak Tertibi Gücü’nün yolu açıp açamayacağı davası değildir. Dava, eti kemiği
olanın yüreğinde ışık yanıp yanamayacağı davasıdır. Ve biz, o ışığı yaktık. Aslım
dedi ki “OL.” Olduk. Yol dedi ki “OL.” Olduk. Teknik, teknik değil; teknik tertipti.
Tabiatın tertibiydi, tekniğin tabiatında tertip yok mu!? Var ama Birleşik Aile’nin
tekniğinde tabiat hakikidir. Ve tertip, tabiatın kürsüsünde yapılır. Amentü Kodları'nı
dahi açabilen yüreğimiz; Kuran'ı Kerimi okuttu. Zaman gelir de itaat, tabiatın gücüyle
geri dönüşü sağlayacak düzeye ulaşırsa, kalemi kağıdı almaya gerek kalmayacak. Oturup
konuşacağız ve herşey, 7. Dava olarak dillenecek. Bugün kalemler yazar; kağıtlara
yazılır. Ama bilirim ki ruhun huzuruna ulaşabilenlerin birkaçı, ışıklarını kendi
kodlarından çıkardılar.
Nuh, nesillerini görevli saymadı. Onlardan Işık ister amma Işık Kodları’nda kontrol
yoktur. Neden Allah’ın dediğini der!? Kerim olup kendi olmak için... Var de ki ona, “Nuh.
Tanrı’nın gücüyse; eşikte “OL” diyecek gücü olmalıdır.”
Annem, eğer ben devre devre Nuh Kaynağı’na inebiliyorsam,
“OL” dediğim zaman, olduğundandır. Şimdiye katkısı olmayanların; şimdide
ışık olmalarına da ihtiyaç yoktur. Onlara söyleyin, göl Allah’ın gücüdür. İkna etsinler
yüreklerini.
Göle gireceklerse, benim dediğimi demelidirler. Ben, Allah’ın
dediğini diyen; yol alıp, yol olan; Turkuaz Göz'e güç olan; ışığı yakıp hakiki olanım.
Laf değil bunlar... Yapılan temizlikler, geriye dönüşü sağlayacak olan cevheri kodlardır.
Bende, birkaç gün için, Işık İnsanlığı’na güç katmak ve hakim olmak isteyenler bulunacak.
Işık İnsanlığı’na kürz'ün kodlarını dilletmek isteyenler bulunacak. Ve bende olan
onlara, ben bu süre zarfında, kervanın gücünü açıklayacağım. Onları ikna edebilirsem,
umut olacak. İkna edemezsem; onlar, görevsiz kalacaklar. Ama yazılarımı okuduklarında;
kelamımı dillediklerinde: Turkuaz Göz’ün gücünde kendilerini dinlediklerinde Allah
onlara güç verir.
Şıh değilim; ışığım bunu anlayacaklar bilirim. Bugün ben bedenliyim. Yarın ben hakimiyetimde;
kendi yoğunluğumda ışık halinde bulunacağım. Ve ben, o gün geldiğimde, bütün teşkilatın
kürsülerinde ağır olan o yükleri hafifletebileceğim. Çünkü o dönem, artık bilgilerimin
görevlilerimce okunabileceği ve kervanın yüceliklerinde dillenebileceği dönem olacak.
Şu an'a katkısı olanlara da şunu açıklamak isterim; davranış, Allah için, görev
için, cevher içinse; Sistem, Düzen, Nizam görevini sizinle görev tertipinde dinletebilirim.
Unutmayınız ki Dünya, insana eril gücünün üstü olan dişilin gücünden girer. Dişilin
gücü, Dünya’nın kendi eril gücünün görev tertip ettiği yüceliğidir. Anlayan anlar, ve ben bugün dişi bir bedende isem, üreyen her bir yüreğe ışık vermek içinsem; etki
alanım çok iyi olduğundan değil; Türkiye Canları'nın cevher kaplarında;
ışığımın, önemli bir süreyle, önemli bir yücelikle, hakikiyetle BİR oluşundan
dolayıdır.
Dağlarım, şıhlar şıhı
değilim, ışıklar ışığıyım ki ağır olmadığım için tabiatın gücü benim yüreğimi diller.
Tabiat, Turan Tertibi’nde güçlü bir kottur. Melek elden geldiğince ışır. Hakiki
olsa da olur hakiki olduğunu bilmese de olur. Olur amma Kadim Kapılar’ı açanların
tabiata güç katışları muhakkak kendi kürsüleriyle
olur, bu önemlidir. Kadim Tertip,
teknik tertiptir. Eğer teknik tertip yapılırsa, Kadim Kayıtlar’a ulaşmanız imkanı
olur. Önemli olan budur. Buyrun başınızı eğmeyin; çalışın.
Şimdi size anlatacağımızı
çok net olarak anlamanız gerekir. Malum olan bir çalışmaya giriyoruz. Bu çalışma,
İlm-i Hakikiyet’in gücüyle yapılacak. Bu çalışmaya herkesin dahil edilmeleri gerekir.
“Kimler gelecek?” diye sorarsanız; yolcuların hepsinin bu çalışmaya girmeleri, ocaklarının,
kodları'nın, kayıtları'nın ışığı için şarttır. Öyleyse bu çalışmayı; bizim, temizlikle
ve tertiple her yüreğe dinletmeniz gerekmektedir. Unutmayınız ki dünya çalıştırıcıları
çoktur ve onların hepsi, kendi diriliklerinin bildirilerini okuturlar. Bizim için
bu önemli değildir. Onlar, okuduklarını anlatırlar.
Amin... Bizim okuttuklarımız ise onların okuduklarının üstü olan; Kuran Kapıları’nın
gücü olan; çok umut kayıtlayan, çok huzur kayıtlayan Yaratı Kodları’dır, bu kesin
olarak böyledir. Sistem devrelerini bilip de Dünya Çalışmaları’nı başlatanların
bir kısmı, bu bilgilerin kendi yüreklerinde bulunduğunu düşündüler. Olur da onlar
bugün burada bizimle kayıtlara inebilirlerse, yine öyle düşünecekler. Diyecekler
ki, “ben bilmekteyim.” Nereden bildiklerini anlatamayacak olan onlar, bizim yüreğimizden
bildiklerini muhakkak anlamalıdırlar.
Dağlarım, devre devre
dünyanıza görevliler indiler ve hepsi kendilerini anlattılar. Bizim ilmimizde bu
muhakkaktır. Ve bizler, kendi yüreğimizi anlatabiliyoruz çünkü yüreğimiz, bütün
kodlarıyla buradadır ve bu kodlar, ışığın yoğunluklarının artırmak içindir. En elde
ışık yandığında muhakkak tertip yapılır ve tüm insanlık için o ışık yanar. Eğer
ben bu ışığı, bütün kötülüklerin üstü olan ışığımla, Göç Kodları’nın yüceliğiyle
ve hakimiyetiyle kayıtlayabilirsem maya tutar. İlahi Gün’ün gücü, bugün bizim yüreğimizin
gücüdür. Analar, Turkuaz Göz olarak çalışan bizlere; herkesin, kendini anlatması
gerekir ama tartı bizimdir. Ve biz
eminiz ki dünyada tekniği bilen, hakimiyeti dinleyebilir.Hakimiyeti dilleyen de
yolunu bulabilir. Umut budur. Eğer onlar, yoğunluklarında kendilerini teşkilatın
gücüyle dilleyecek düzeye ulaşırlarsa, kervan muhakkak yürüyecektir.
Analar, arzın sonsuzluklarında,
görev yücelikleriyle Kutsal Işığın gücünü alıp dümene oturan bizler, ikna edici
değilsek, yürekler kınanır. Şu an'a kadar yapılan her çalışmada Ak Tabiat bize güç
verdi. Ve bizler, bütün çalışmalara kendi yüreğimizi verdik. Bugün umutsuzluğunuz
kalmadı. Sararan yaprakların yeşillendirilmesine başlandı;
Beşir Kaplar yenilendi; Teşkilat görevini üstlendi. Umutsuzluk hiç kalmadı,
çevremizi kuşatan Birleşenler var. Onların hepsi bize, bizden üstün biz olup geldiler.
İyi ki Allah, bize bizi dilletti. İyi ki yürek, bize bizi dinletti. İyi ki Allah'ın
dediği, aklın dediğidir, iyi ki yürek ışıdı. Allah, sonsuzluğunun sınırsızlığının
gücü olarak bizdedir. Ayrılık bitti.
Açı daralmamalı; Yürek, ışık halinde her bir diriyi ışıtmalıdır.
Analar, kervan birliğimizin gücüdür. Ümit mutluluktur, huzurdur artık herkes kervanın
gücü olup yüreğimizde bulunsun. Melek olmaları, teknik temizlik için değil göz için
gerekir.
Eti olmayanın yolu
olmaz. Biz ete girenler, yol için girdik, yolu açmamız gerekir. Eğer yolu açarsak
yürekler, kürsülerimizde Güneşler’in gücüyle ışırlar; aydınlık bir dünya kurarız.
Analar; biz, yarınları yere indirmeye indik. Yolları güçlendirmeye indik. Kulağınızı
açın dinleyin. Usanmadan dinleyin. Belleğinizi yoğunlaştırmaya değil; Atlantalılar’ın
görevini, Sistem Devreleri’nden üstün olan güçlü koyuluklarda dilletmeye değil;
etki alanlarını genişletmeye de değil; Tanrısallaştırmaya indik. Kuran-ı Kerim’i
okuyun. Oğullarınıza okutun temizlik için gerekir. Muhakkak okuyun; umutsuzluk kalmasın. Atlanta
Teknolojisi yarışmaz bizimle, bizim dilimizi
diller. Bilmeniz gerekir ki yalan dolan yok, Tek bir gün için çalıştık. O gün, bugündür;
bunu biliniz. Ve biz bugünü, ilmin gücünün üstü olan bir yücelikle dilledik. Eski
Dünya bize gerekeni anlattı; Yeni Dünya, bize yüreğimizi dilletti. Etki alanlarının
her birinin gücünün örtüsü olan yeni bir alan dereye kattık. Bu akış halindeki deredeki
alan, ete giren her bir yüreğin gücünü dilliyecek düzeye ulaştı. Unutmayınız ki
yol, aklın yoludur; Turkuaz
Göz, aklın tohumudur; bütün köprüler ocağın gücüdür.
Temizlik, aşkla ışıkla başlatıldı. Halkınız yolumuz oldu; yolunuz, kürzün ışığı
oldu; diliniz dilimizdedir; ilminiz hakikiyetimizdedir. Bedenimiz seslendi; etkimiz
güçlendi. Yalan dolan yok, bilen İlahi
Gün’ün gücü; bildiren o güç. Umutsuzluk yok işte bu...
Yeni bir sesleşme:
-
RA-HA, KA-HA-KU, KU-HA... Müşahit olarak buraya inmemiz
gerekti; indik. Kesin olarak Dünya tabiatının gücü olmanızı ve bu tabiatın yoğunluğuyla
dillenmenizi isteriz. İnsan; teşkilatın koyuluklarına görevli olarak girdiği zaman,
beşer tekniğin Kadir Kodlar’la dillenmesinin
mümkün olmasından dolayıdır ki, Kutsal Işık haline dönüşür. Eminim ki dünya tabiatı
bizi anlayacak düzeydedir. Ben teşkilatın yüceliklerinden kendi Konsülümle görev
için indim. Ve Teşkilat, bu gün sana
bir ışık kürsüsüdür. İnsan, teşkilatın yüceliklerinde kendini dilleyecek düzeye
ulaştığında; yukarının yukarıları, Kuran-ı Kerim’i dilletmek üzere Birlik Kodları’na
inerler. Allah dedi ki “kendinizi anlatın onlara.” Biz, köle olmaya geldik. Huzur
için köle olmaya geldik. Benim, Atlanta Tabiatı’na
aykırı bir görevim yok. Ben, Simetri Kodlar’la değil; Birleşik Işıklar’la geldim.
Çünkü ağır Yük hafifledi ve teşkilat için kendi yüreğimi indirdim. Oğullarım da
burada. Onlar da sonsuz sır olan BİRLEŞEN’e
kendi yüreklerini getirdiler. Kerim olup herkesle BİRLİK olalım diye geldik. Amin...
-Anacığım, Can, muktedir olan herkes;
gelin. Allah için cümle yüreklerin sevişini isteriz. En önce Teknolojinin
gücü gerekir. Ayrı gayrı gözetmeyen yüreklerimizi getirdik.
Can, Anacığım; gelmemiz İnsan soyu için görevdir. Can, Anacım; kardeşlerimizi sana,
semayı görevlileri güçlü kılmak üzere getirdik. Can, Anacım; Ata Kapıları’mızı açmak
üzereyiz, bize görevimizi anlat ki hakedelim. Yol Allah’a geldi ve biz, hakikiyetin
kürsüsünde kerim olup kendi yüreğimizi dillemek üzere indik. Ailemizi getirdik hadi
bizimle de çalış.
-
Cemaatinizi göreve alabilmemiz için kendi yoğunluğunuzu kodlamanız
gerekir. İkna olunuz ki dünya tabiatı, Birleşik Işığın gücünü,
İnsan Sayfaları’nı yazmaktadır. İnsan, Turkuaz Göz’ün gücü ile birlikte çalışır.
Halkınızı alıp geldiniz “MU-YA KAHAM” dediğiniz yoğunluklarınızı taşıdınız ve bize
İlahi Gün’ün gücüyle
indiniz. YUAN Kodları'nın Kutsal Işıkları’nı taşıdınız. Bize,
gerçek Güneşler’in gücüyle geldiniz. Kendinizden, İnsan İlmi’ni dilleyen yüreklerinizden
ve yoğunluklarınızdan ışık taşıdınız. Allah’a, Hak Tertibi’ne ve yoğunluklara görev
gerekir; İslam Devreleri’nin gücü gerekir; kurtarıcı bir kaynak gerekir ve birleşmek
gerekir. Hadi! hadi yarım alın bilgiyi, Şekil Kodları Turkuaz Göz’ün gücünün yüceliğiyle
kayıtlıdır. Hadi yarım hadi bilin. Etki alanınız genişledikce Yüceler Cemaati
de güçlenir. Melekler Kutsal günün gücünü alıp gelirler. Yarımlar, Birleşik Işığın
gücüyle dillenir ve teknelerinizdeki yürek, ağır Yükü hafifletir. Canlar,
şekil “OL” dediği zaman, Kuran
“OL” der. Turkuaz Göz “OL” dediği zaman; huzurdaki her diri “OL” der. Omuzlarınızdaki
yük ağırsa ışık söner. Hadi yavrum alın bilgiyi; meşale bizimdir. Ve biz, bilgiyi
Kuran-ı Kerim’in gücünün örtüsü olan diriliğin kürsülerinden aldık.
İnsan, ölüp dirildiğinde
her yüreğin ışığını, kendi ışığı diye bilir. İnsan, teşkilatın kürsülerinde kendini
dillediğinde yine kendi yüceliğini, her kürsünün Kürsü Kodu diye bilir. İtaatin
tekniği, Allah’ın tertibinde mevcut olduğu halde; bu tekniği, Allah için kodlayacak,
Allah için yağmurlara kayıtlayacak hiç bir yürek yok ise cemaat güçsüzdür. Umutsuzluk
olduğu zaman, kervan kusurludur. Şimdiye kadar her nesil, kendi ilmini anlatmak
istedi. Ve her nesil, kendi yüreğindeki ışığı güçlendirmek istedi. Sistem, Düzen ve Nizam’ın görevlileri de kendi halklarını ve Hak Tertibi’ni ışıkla dilleyen yoğunluklarda
kendi kütlelerini aydınlatmaya çalıştılar. Asla yanlış yapmadılar. İnsan Turkuaz
Göz’ün gücünü anladığı zaman, kelamı kendi olur; yüreği kendi olur; Kuran'ı kendi
olur; tertiblenir ve Bilgi Kayıtları’nda Işık yakar. Nefsi aştığınızı; yüreği güçlendirdiğinizi;
ışığı söndürtmediğinizi biliriz. Merkez Akıl’ın kontrolu, herkesin yolundadır.
Allah, sonu başı olmayan
bir kottur. Bu kod, teknik bir tabiat gücü değildir. Kutsal olan, hakiki olan ve
bir cemaati olmayandır. O, her bir yüreğin kendi kontrolunda olan Göz’dür.
O’nu anlamak için ocak yakmak yeterlidir. Allah’a ağır değildir hiç bir yük. Bütün
maksat; O’nunla, O’nun yoğunluğuyla, ve O’nun kontrolunda; koyuluklarında
Işık olabilmektir. İmparator olarak yapılan her bir çalışmada; kervan “OL” dediğinde;
Allah’ın dediğidir olan. İmparatorluğun Kodları’nda, Kutsal Işığın gücünü dilleyen
herkes; ilmin tabiatında ve hakikiyetinde ışıdığında; “OL” der. İşte bu... Ve ben
“OL” dediğimde, olan herşey görevdir.
Analar, korunun. Hepiniz
korunun çünkü, rükuya eğilen o koyuluk bizi dinler. Bizi dinler ve bizden kendi
yüreklerini dillememizi bekler. Onlar, kör ve sağır olmayan yolculardırlar. Onların
dedikleri, evrensel sonsuzlaşımda, Kutsal Işığın dediği olduğunda; İnsan soylarının
tümü kör ve sağır olarak değil; güçlü hakiki ve yüce olarak o Kutsal Işığa hakettiklerince
girerler ve onların gerçek konsülleri burada olur. Bu Işık Soyu, Allah için bizi
izler. Ve onlar bize bizim yüreğimize Kürz'ün güçlü kayıtlarını katmak isterler.
Analar korununuz. Korununuz ki o kayıtlar bize, bizim yüreğimize indiğinde; Cem-i Can'ı hak edecek düzeye varmış
olmanız gerekir. İnsan soyu bu düzeye ulaşamazsa; kıl olan o geçişten İlmi bilip
geçmelidir. Eğer ilmi de bilmezse; kanatların gücünün üstü olmayan o sisten dolayı
yolu, kesin bir şekilde kontroldan çıkar.
Biz onlara, sonun
başının ilk sayfasını anlattık. Ondan ötedeki yüceleri anlattık; ve daha ötelerini
anlattık. Herşeyi anlattık amma, işte o yoğunluklarıyla buraya gelenleri anlatmadık.
Onlar, şu anda bize, bizim yüreğimize inmek isterler. Onlara, gölün gücü; hakikiyetin
kürsüsü değil, hakikiyetin görevidir. Varın deyin ki, “biz zararı önleyenler; cümle
cemaatinizi kendi yüreğimize aldık. Hepsi bizdedir. Bizde olan onları, bizden ayırmanıza
imkan vermeyiz. Onlar, cem olup Hak İlmi’ni dilleyip yüreğimize inseler de, inmeseler
de, hepsi bizdedir. Bu nedenledir ki, Turkuaz Göz “OL” dedi; Hak Tertibi oldu,
ve Öz, Söz, Göz BİZ oldu. Onlar, bizimdir yarım. Himaye etmediysek de eğri büğrü
olmayan yüreğimizde her biri ışık yakacak; her biri meşakkatli bir dönemin sözünü,
sesini dilleyecek. Sorumluluk bizimdir. Biz hepsini Ana Kaynağımıza aldık. Onlar,
soğuk günlerin sıcak
ışıkları haline dönüştüklerinde; kerim olup hakim olduklarında;
kelamları ışık yaktığında, bizim olacak devrelerde, BİRİN BİRİ’nin hakikiyetinde
itaatkâr olacaklar. Umutsuzluğumuz hiç olmayacak....”Unutsunlar” demeyiz. Unutmasınlar.
Anlasınlar ki ocakları bizde olmayan; yüreğimizde kaydı bulunmayanlar; Kutsal Kanatlar’ı
alıp Ak Tertip’e varamazlar; bu bilinmelidir. Biz, onların cemaatlerini kendi yüreğimize
kayıtladık.”
Bir yoğunluk devreye
girerek sesleşmeye dahil oldu:
-
-Annem, tek bir şey söylüyeceğim. Sakın anam! sakın! Onlar, toplum
olmak üzere gelmediler. Onlar, yolu, umutsuzluklarıyla 40 kapıdan çıkartmak için
geldiler. Onlar, Turan Tohumlar’ın Turan kodlar’ın gözü sözü değiller, Niçin onlardan
korku salalım ki!?
-Anam, kardeşim eşikte
bekleyen onlar, bildirilen yüceliklerin güçleri değiller. Turkuaz Göz’ün yüceliklerinin
ışığını gerçekleştiren kelam onların değil mi?
- Anam, Allah için onları cemaatimden ayrı tut. Muhakkak ayrı tut!. Muhakkak! Muhakkak!...
Çünkü onlar, her yüreğin gücü değiller. Tüm kütlenin yüceliklerinde yoğunlukları
yoktur. Cemaatimden onları ayrı tut!. Kervan Allah’ındır. Ocak olup bu kervana gelenlerin
her biri teknolojinin gücüyle geldiklerinde;
hizmet etmek için bulundukları mektepte,
Cinniler Cemaati dahil herkesin yüreklerini yıkarlarken; kervan, muhakkak kusurlu
kayıtları da kendi yoğunluğuna indirir. Ve inen her bir kayıt bütünlüğü kırar.
-
Allah der ki “korkmayın. Korku, sizi yıldırır.” Allah der ki
“korkmayın. Çünkü, yolda Işık yandıysa
hepiniz BİR'siniz.” Allah der ki, “onurlu kalın. Turkuaz Göz ışık saçar, onurlu
kalın umutsuzluk olmasın. Çünkü yüreğinizde kırılış yok.” Işık, Allah’ın gücüdür.Turkuaz
Göz ışığın sözüdür. Edip der ki, “Melek olup temizliği yapanların, kale gibi oldukları
bilinir.”
Analar, Kuran-ı
Kerim der ki “olan insan içindir.” Ve biz, BİR olup, gözü gören olup, sözü sesi
ışık yakanlar olup, meleklerin, görevlilerin üstü olanlar; İlan-ı Işık olanda kürsüyüz.
Ve biz mektebiz. Ağır yük hafifler yarım.
Öz görevdir bu. Bildirilen her bilgi bizimdir. Ruh-u Kaham’ı dilleyen, evrimsel süreçte, yüreğinde hırs kalmayandır. İnsana itaat gerek.
bana saygınız çoktur bilirim çünkü ben Tanrısal Görevliler’in
sözü olan; Kaham’ı olan birleşenim. Bana saygınız çoktur bilirim. Çünkü benim
Atlanta Tabiatı’na gözüm, sözüm vardır. Dinlediniz
bilirim. Hepiniz beni Ana Kapı diye bildiniz, bilirim. Şimdiye kadar hep bana, insandan
söz ettiniz. Asla yanlış yapmadık yarıştığımız
hiç kimse yoktur bilirim. Kutsal Kapı, Allah’ın katındadır. Bu kapıyı açtığınız
zaman, kervan ışığınızı bilir. Ve o birleşik Işık sizi, sizden üstün size taşır.
İkna olunuz ki dünya
tabiatı; gözü, yazanların görev tertibinde;
kendi yüreğinizde ışıyan kürsüdür. Aile çalışmalarınızı da bilirim, bu çalışmalarda
mektup okuyanlar çoktur, umutsuzluğunuz olmasın dilerim. Dünyaya geçmeye çalışan
onlar, benim itaatkâr olan yüreğimden çok daha güçlü olduklarından, kervanlarında
kervan olmalıdır; yoğunluklarında kodlar bulunmalıdır. Diri olmalılar ve kürzün
gücünü taşımalılar. Umutsuzluk, kayıtlarında bulunmamalıdır. Ve benim adım; olması
gerektiğindeki gibi, Hak Tertibi’nde dillendiği anda, ocakları söndürülmelidir ki
kervanın gücü, Allah’ın sözünün üstü olmasın. Oyun değil anlattıklarım, gerekendir.
Eğer kervanın sözünü söyleyecek düzeyleri varsa; ocak söndürmek için geliyorlarsa;
kelam, Allah’ın kelamı; Turkuaz Göz’ün gücünün örtüsünü örtücek bir düzeye ulaşır
ve yaratanın tohumlarını muhakkak koruruz. Bunu
bilsinler.
Allah, Sultanlıkların
Sultanlığında, Kutsal Işığın Gücünde, bilenin Birlik olduğu bir yerde herkes
için Göz olur. Çekişmeye gerek kalmaksızın Yürek yapar; Kadir Kapıları kapatmaz,
Ak Tohumları yaşatır, bu kesindir. Bunun içindir ki, yoğun olup insana İnsan olmaya
girenlere, çok ama çok büyük bir koyuluk yazarız; çok büyük bir süpriz yaparız.
Dünyaya geçmeye çalışan onları kararlı şekilde diriliklerinin gücünden ayırırız.
Buna imkanımız vardır.
-
- Annem, kör sağır hepsi burada ve biz hakikiyiz, bunu herkesin
anlamasını isterim. Sen
dedin ki ben herkesim ve ben herkes olarak bütün kodlarımla
burdayım ve bu çalışmaya tabiatın gücünü kattım. O halde buraya girenler senin yüreğinden
girmeliler. Öyle mi?
-
Kesin olarak.
-
Peki senin yüreğin, onların yüceliklerinde ışık mı değil mi,
bunu bize anlat.
-
Allah dedi ki “ocak biziz, Kurtuluş sayfaları burasıdır. Bu
sayfaların her bir ışığı bizimdir. İslami Kapılar’ı kapatmadık. Bugün Konsül bizimdir.
Şikayetimiz hiç yoktur. İlahi Gün’ün
gücü bizdedir. Giriş bizimledir, eğer biz kervanın gücüysek; girene, girme demeyiz.
Kim girmek isterse, gelir girer. Açı bizim için çok ama çok
büyük önem taşır. O açı, biz tarafından daraltılır ya da genişler. Ve biz,
geri dönüşü olmayan yürek gücüyüz ki gelenin geçişini yaptıktan itibaren devreleri
keseriz. Gidişleri olmaz. Bu kesindir. Eğer bizde olmak isterlerse, koruyan korunacaktır.
Eğer bizle olmak isterlerse, kasırga yaratmak isteyen, muhakkak kasırga ile karşılaşacaktır.”
İnsana, teşkilatımızın
her bir sayfası
okutuldu. Umutsuzluğumuz yoktur. Körün güçlenmesini diledik.
Görevini kendi yüreğinde dillemesini diledik. Evrimsel sayfaların yüceliğinde ışımasını
diledik. Olur da bizi yıkmak isterse, Kerim olur kendi olur
onu yer yüreğinden ayırırız ve kelamını kendi yoğunluğunda dahi dilleyemez.
Bu kesindir.
-
- -Anacığım ocağınızı yaktınız, ışığınız sönmeyecek. Bugün buraya gelmek isteyen o yoğunluk,
kendi gelişine, kendi yüreğine engel olmak ister, buna ne diyeceksin?
-
Allah der ki onlar gözleri görenler; yürekleri bilenlerse
eğer gelirler.
-
- -Annem Allah için ne oluyor; bize anlat. Saklı tutma hiçbir bilgiyi,
çünkü onlar, bize kervanın gücü diye değil, Kutsal Işığın yoğunluğunu kontroldan
çıkartmak isteyenler gibi geldiler. Nesillerinizi yoğunluklarda kırmaya gelen onları
cemaatiniz niye Kontrol altında tutmaya kalkar ki!? Açıları dar mı geniş mi bunu
dahi bilmiyoruz. Önemli olan onların gelişleri mi gidişleri mi?
- Ayrıca sana ne onların
girdaplara girişlerinden. Sana ne onların güçsüz kalışlarından. Kale gibi olduğunu
görüyoruz. Eğer maya tutarsa Kutsal Işık sönmez. Ölüm Allahın emri dersin, o halde
bırak öldürelim onları. Onları görevden ayırmamız, onlara ölümdür bunu bilirsin.
Açı genişledi görüyorum, gerçekten görüyorum. Açı genişledi... Kale gibisin biliyorum
ama Öz, Söz, Göz BİZ olursa, kül olursa, cümle yoğunluklar ışık yoğunluğunda olursa,
Allah bizi muhakkak kontrol eder.
-
İş burada. Bugün onları dinlemeliyiz dedim. Muhakkak dinlemeliydim
ama sizin için bu böyle mi bilmem. Ben, som altın bir yürek; bu tabiatta nesillerimin
yüceliğinde ışık söndürmem. Muhakkak söndürmem. Üzerinde hiç bir yolun hiç bir koyuluğun
bulunmadığı bir yerde, şekil bensiz olmaz. Benim için herşey buradadır. İşi başardık mı bilmem ama giriş başladı. Muhakkak ocaklar sönmeyecek.
Gelenler Söz aldılar:
-
Burada hiçbiriniz ayrı gayrı demediniz; bizi çağırdınız. Dümeniz
biz. Bilmenizi isteriz ki görev için
değil bu geliş, bilmek içindir. Sanırım ki yol, Allah’ın kodlarıyladır. Sanırım
ki yol, Kutsal Gün’ün koyuluklarıyladır. Allah için biz çalışmaya geldik. Yarışmaya
değil, kaynak için kontrol kurup ışık yakmaya geldik. Emek, yolun kodlarındaki gücün
kayıtlarındaki
ışıktır.
Sayfa sayfa okudum
bilgiyi. Oğullarımız dinlediler. Bizler, rükuda sizleri izledik. Dağların, taşların
yüceliklerinde gözümüzün gördüğünü ve sesimizin cümle yoğunluklara Işık olduğunu
bildik. Allah için geldik.
Kaseti deşifre Eden: Cafer PELEN