Ana Menü 

 Skip Navigation Links
ANA SAYFA
Astroloji E-Eğitim
Özün Sözü
Site Hakkında
Forum
Yeni Kayıt
Linkler
Denetim
Gezilerimiz
Kitaplarımız
Soru & Cevap
Eski Forum
Yönetici Giriş

 

 

 

 

 

 

 

 

03.03.2008 Tarihli RA-KA Tebliği'nin 1. Bölümü

 

Yağmur yağmaya başladı. Bu yağmur, bütün Kutsal Koyuluklar’ın gücünü taşımaktadır. Dara düşenlere, ilmi hak etmeleri için sayfa sayfa ışık verdik. Herkes bu ışığı yüceliklerin kodlarıyla dilledi. Arzın son sözleri söyleniyor. Umman, Turkuvaz Göz'ün gücüyle bu sözleri dilliyor. Kadim Kodlar'ın gücü, hakimiyetin koyuluklarıyla kendi yüreğini Allah’a  dillediğinde; itaat, teknik bir kürsü olur. Sayfa sayfa ışık yazdık. Her yazdığımız ışık, “Göç Kayıtları”nı dilledi. Umut, Turkuvaz Göz'ün gücündedir. İşte yarım, Allah'ın tabiatı budur.

Ümmet, teknolojinin kürsülerindeki gücü anlayacak düzeye ulaşmadıkça, İlahi Gün, Kurtuluş Soyu'nu dinletemez. Aslı, Turkuvaz Göz'ün gücüyle dillenenler de yeni bir dönem için muktedir olmak gerektiğini anlayacaktırlar. Ayrı gayrı gözetilmemelidir. İyinin kaydı, ilmin kaydından çok daha önemlidir. İkna olunuz ki iyi, Kadir Kat'tır ve tabiattır.

Umut, herkese kendi yüceliği kadar verildi. Eğer “ben mutluyum ve hakikiyetimde kendi mutluluğumda güçlendiriciyim” diyecek daimiyetteyseniz; kendinizi yeni ve hâkim olarak da bilmeniz gerekir.

Eti olmayanın yolu yoktur. Kimse anlamadı bu bilgiyi eminim ki anlayanlar da olacaktır. Et, 7 doğumun en küçük ışıklarını taşır. Ve herkesin bilmesi gereken şudur ki, dara düşen hak etmedikçe görev alamaz. Et, darı temsil eder. Bolluk ise yüreği temsil eder. Et, bilgidir bollaştıkça ışık yakar. Allah için!, Allah için bilmeniz gereken şudur ki nefsi aşmadıkça; Cemil olup cevher yoğunluklarında, koyuluklarında ışık olamazsınız.

Dara düşmeniz Allah için Can Tevhidi’nden çıkışınızdır. Can Tevhidi, ağır yücelikte olduğu için kürzün bütün ışıklarını alıp gelenleriniz dahi o yüceliğe vardıklarında, kendi yüreklerinden çok daha güçlü olan Kutsal Gün'ün gücüyle dillenmeye çalışırlar. İnsan, Atlanta Tabiatı'nın gücünü anlayacak düzeye ulaştığı zaman, kerim olup teknik olanı anlar.

Ruhsal Meclis, dünya tertibini sizin yüreğinizde yapmaktadır. İnsan umutsuzluğa kapıldığı zaman utanç duymalıdır. Zirvelerde mutluluk oldukça umut muhakkak Kutsal Gün'ün gücü olarak 7 doğumun en büyük gücünü, kendi yüceliklerinde, teknolojinin kodlarında her bir yiğite dinletebilir. ''Yiğit'' dedim yarım yiğit...İnsan utanır yarım; utanır! ''ben mutsuzum'' demeye utanır! Çünkü, Ruh'un huzurunda mutsuzluk, umutsuzluk, kutsuzluk olursa; Kürzün Katları’nda kısırlık başlar.

Umut, Allah'ın topluma tabiat için kattığı bir gözdür. Göz, söz ilmin tekniğinde olur. Umut, Kuran-ı Kerim'in gücüdür. Herkes şunu bilmelidir ki çakıl taşları dahi Mutlak Kodlar'ın koyuluklarında göz taşırlar. Göz, gözün gözü olan o göz, ışığın sesini dinler ve sayfa sayfa güçlendirici söz söyler. Artık dünya, iyi ve kötünün kürsülerinin üstüne ulaştı. İlahi Gün'ün gücünü aldı ve Kutsal Kaynağın gücünü kendi tohumlarında ışıtmaya başladı. Evrim, Allah'ın sesiydi. Her yürek, aklın tohumunu yeşertti, ve evrim sayfalarına kendi yüceliğini, tabiat kürsüsü olarak kayıtladı. Altın Ten, Turkuvaz Göz'ün gücüyle birleşti, ve şükredin ki Yürek, Allah Gücü’nü kendi yüceliğinde dinlemeye başladı.

Dağlar, teknik olarak anlatmak isterim ki yanlışın tabiatı, yanlışın yoğunluğundan dolayıdır. İsa, tabiatın gücünü alıp da dünya tekniğini öğretmeye çabaladığında; gözün gördüğü her bir yürekte, 7 doğumun kendi kodlarıyla gerçekleştiğini anlatmadı. Anlatmadı!... Zirvelerin gücünde, bu anlatım olduğu halde anlatmadı. Çünkü huzura çıkan o, ''benim adım İsa olduğuna göre, İnsan İlmi'ni, herkesin kendi adıyla bilmesi gerekir'' dedi. Ve ''ben İsa olarak kendimi anlatacağım'' dedi. Allah'ın topluma verdiği görev gücünü aldı ve kendi tabiatındaki gücü dinledi. Ve tabiat ona kendini anlattı. Olan buydu.. Ve İsa kendindeki o canı, kendindeki o yolu Allah için açıkladı. İnsan, Tanrısal gücünü anlatmaya başladığı zaman, ona kendi yoğunlukları dahi sırt çevirir. Bunu bilen İsa, Dünya Tertibi'ni anlatırken hep sınırlı anlattı. Eğer o ''ben Tanrıyım'' deyip de yüreğini anlatsaydı; Kutsal Teknik, onun yüceliğinde güçlü bir kaynak olabilirdi. O, ''ben tabiatım'' dedi. Tabiat; gözde, sözde ve ışıkta mevcut olan bitişkenliktir.

İnsana, üye olduğu yer, sokak sokak gezmesini ve her bir yüreğe kendini dinletmesini söylerken; ocağın sönme ihtimalini de dikkate alması gerekir. O bu çalışmayı başarılı bir biçimde yaptı. Her yere ulaştı, öyle çok öyle çok çalıştı ki! dara düşenlere kendini açıkladı ve dini telkinlerde bulundu. Öyle çok dini telkinde bulundu ki bilgi toplumu; onu kendi toplumu diye anlatmaya başladı. Eğer o, Tanrısallığı'nı her yüceye cevap olarak verseydi; biliniz ki o cevap, bedeni hakiki olan herkesin yüceliğini de tabiata ekerdi. O, sayfa sayfa ışık aldı, ışık yaktı. Başa baş bizimle de dilleşti ve teknik tabiatın gücünü dinledi. Sonra döndü ve baktı ki yol; yol, Allah'ın Gücü’yle açılır, ''öyleyse'' dedi ''Allah benim üstümdür.'' ıÜüO öyle ama Allah ayni zamanda senin yüceliğindir de... Bunu anlayamadı. Dağ dünyayı dilletti. Dağ, dünyada ona kendi yüreğini dilletti. Herkes kendini dinler; bu kesindir. Ve mektep kurdu. Kurduğu mektep, insan soyuna büyük bir görevdi. İşte dağlarım, Dini Alimler'in çoğu ristiyanlık Dini'nin üstü olan bir dini istediler. Bu din, Levhi Mahfuz'un gücünü yenileyecek olan, yetkinleştirecek olan bir dindi. Önemli bir dindir Hıristiyanlık dini. Önemli bir dindir de insan soyuna güçlü kodları dilleyecek olan; 7 doğumun kürsülerinde ışıyacak olan; insan adi değildir diyecek olan ve insan soyuna kendi yoğunluğunu açıklayacak olan; bedenlilerin kendilerindeki gücü anlatacak, anlayacakları yeni bir din gerekliydi.

İşte Muhammet Mustafa bu dini, dünya tekniğiyle; dünya ışığıyla dünyaya getirdi. Dünyada üreyen herkes, 2. Din diye İslam Dini'ni bilir. Muhakkak ikincidir çünkü, İsa Tohum'u yeşerdikten sonra Muhammet Tohum'u dünyaya ekildi. Muhammet Mustafa, bütün kötülükleri aşıp geçen bir yücedir. O öyle bir güçtür ki dara düşen herkese kendi yüreğini kendi yüceliğini anlattı. Allah, temiz insan soyunu bilir. Allah her yüreği bilir ve temiz olan; gücü, insan soyu olanı da bilir. Tüm insanlık alemi, bu soyun gücünü aldı ve dünya derelerine; dünya değerlerine ulaştı. Allah için yapılan önemli bir çalışmadır Muhammet Mustafa'nın çalışması. Özün sözünü söyledi; yarını hak etti; melek olan herkesle birleşti ve cemaatini güçlü kıldı. Doğa onu anlattı; o dahi doğayı anlattı. Bütün maya olabilecek olan bilgileri aldı ve teknolojinin kürsülerinde yetkin olan gözlerle, bütün kürzün kayıtlarındaki ışıktaki her bir cemaatle birlikte çalıştı.

7 insan, 7 ilmi dilleyen insan; dünya tertibini yapabilirse; dünya müjdeler beğendirir yüreklere. İşte bunun içindir ki 7 insan soyu, dünya tekniğini, örgüt halinde çalışarak, dünya mekteplerini, doğum anlarıyla birlikte dava olarak verdi.. Bu dava, Allah Davası'dır. Bu dava; bütün kütlenin, kodların, katların davasıdır. Ve 7 davanın her biri, Allah Davası olarak dünya teknolojisinde görev taşıdı.

Dağlar, dara düşen herkes, size sordu ''ben neyim?'' diye. Ve siz, her biriniz dediniz ki ''sen, iş yapacak olansın, iş yapmadığın için dara düştün.'' Ve biz sana sorduk iş yaptın ?'' diye ve sen dedin ki ''ben, ağır yükü hafiflettim. Bu nedenledir ki çalışmalarım devam etmektedir.'' Özün sözünü söyledin. Dava Allah davasıdır” dedik. Ve sen bunu hep dinledin. Dava Allah davasıdır ve davayı kaybetmeyeceğine emindik.

Doğal dünya senin için önemlidir. Çünkü doğa, kürzün bütün ışıklarını, dünya teknolojisiyle 7 doğum için hazırladı. Bu hazırlığın neticesinde dünyaya 7 doğum oldu. Her doğan insan, birleşik doğar. Bizse insanın birlik halinde doğumunu; İsa, Muhammet ve Sultanlar'ın her biri olarak cevapsız olanlara dahi cevap olarak kayıtladık. Doğan en büyük güç, ağır yükü hafifletebilen güçtür. Ve bizler, sevgiyle yoğunlaşarak sizin yüreğinizin gücüyle hakikiyetin kodlarında 7. doğumun tabiatına aykırı olmayan çalışmalarınızı izledik. İlmin, tabiata aykırı olmaması önemlidir. Ve bugün burada bulunan sen ve birleşen her bir dere, Allah'ın dediğini diyecek dürümdesiniz. Beşin biri olan her bir yürekle birlikte bu çalışma, sonsuz sır olarak yapılmaktadır. Artık dünya tekniğini anlatabiliriz. Dünya tekniği, bütün kötülükleri aşacak bir teknolojiyle kayıtlıdır. ''Evim Allah'ın'' dediğiniz zaman; evin en yüce gücünün, ışık halinde size kendi yüreğinize ulaştığını biliniz. Dünya teknolojisi, bütün kütlenin gücü olarak, sizin kendi yüreğinize hakimdir.

Nazlar, narlar, nurlar…, her biri bütünlüğün kodları olarak birliğimize dahildir. “Bu ne anlama gelir?” diye soranlara şunu izah etmek isteriz. Hepimiz naz yaparız, çalışırız yada bekleriz.  beklememiz, bir nazdır. Eğer ''ben çalışmam'' diyen varsa; önü ardı yoktur. O, birleşikte ışıyan bir gözdür. Amin... Ama hatayı affedin birleşmediğinde ışıksızdır. İşte bunun içindir ki bilgiyi alan herkesin, bu bilgiyi dillemesi öz görevdir. Eğer bu öz görevi yapacak düzeyi yoksa kervan yürür ama onsuz yürür.

''Dua okuyun'' dedik. Okunan dua, sizi size katar. “Turkuvaz Göz oğullar” dedik. Oğulladığında, ocak yaktığınızda, ışık yanar; sizsiz olmayız. İşte yarım, ölüm Allah'ın dediğidir. Öldüğün an ''ben hakikiyim'' diyebilecek olan bir yüceliğe ulaşmak gerekir. Eğer ''ben hakikiyim'' diyemezseniz, yoğunlukta ışığınız olmaz. Bütün mekteplerin tek bir hedefi vardır ölümsüzlük. Ve bu kesin olarak böyledir. İnsan, rıhtımda bekler. Bekler ve der ki; ''bende ölüm geldiğinde; ışıyan birleşenle hakimiyet kuracakları o anda; birlik olayım ve onlarda ışık yakayım.'' Ölüm olduğunda Ümmet Teknolojisi devreye girer. ıÜüO Ümmet Teknolojisi, tabiatın gözüdür ve sözünü söyler. Der ki, ''al ve ol.'' olur mu!? olur, olur da hak etmelidir oluşu.

Dünyalılar, temennimiz şudur ki belleğinizi güçlü kılın. Yolunuz Allah Yolu'ysa ışığınız söndürülemez. İlmi bilin. İlim Allah'ın topluma verdiği güçtür. Eğer bu gücü anlayacak düzeyiniz varsa, Levhi Mahfuz sizin için bir Tabiat Gücü olur ve sizi size dinletir. Umut, Turkuvaz Göz'ün gözü olur; yüreğiniz olur ışığınız sönmez. Eğer burada bugün, Dünya diye bir planette görev taşınıyorsa; bu görev, yazık ki her yüreğin ışığında değil, bir tek günün gücünde taşınıyor. Ve biz, o günün gücünün, görevli olarak kendi yüreğini dillemesini isteriz. İnsan insanlığını bildiğinde yoğunluğu artar. Arttığında ışık sönmez.


Umut
, Turkuvaz Göz'ün gücüdür demiştik. Doğanın kürsüsüdür de aynı zamanda. Eğer bana, benim yüreğime bir an için ışık gelir de o ışık kendini açıkça bildirmezse; kürenin en güçsüz ışığı dahi olsa, iltifatım ona değil; onun yüreğine de değil ama görevinedir.

Allah için çalışın. Muhakkak çalışın... Beden olmasa da olur; yol olsun yeter. Allah için çalışın!... Allah için çalışın!... Allah için çalışın!... İsa da Muhammet de ağır yüktüler; taşıttık. Atlanta Tabiatına aykırı değildiler amma tabiat için büyük bir güçtüler. Ve bu güç, Atlanta Kürsüleri'nde dahi ağırdı. Ama taşıttık bu kesindir. Ve biliniz ki Yaratan'ın Tanrısallığında, Turkuvaz’ın koyuluğunda ve tabiatın tohumu olan o tartısızlıkta hepimiz, Beşir Katlar'ın gücünü, Kuran-ı Kerim'in kürsüsü olarak taşırız.. Sıkmayın yüreğinizi. Bu yürek bilgi taşır; ocaktır. Tanrı, Allah'ın Tabiatı'na güç değil kaynaktır.

Bilmenizi isterim ki rahmini Rahman'ın kodlarıyla dilleyenler, İlahi Gün'ün gücünde hep iş yaptılar. İş, yüreğin gücüyle yapıldığı zaman, kanatları kutsal olanlarla birleşmek mümkündür. Erkek yada kadın, melek olmak için herkesle BİR olmak gerekir. Evrim, Allah'ın topluma verdiği güçtür amma, melek olmak, maya tuttuğu zaman mümkündür. Özün sözünü söylediniz hep. Yoğunluğunuz arttı. Işığınız sönmesin beklerim. Evin Allah'ınsa yüreğinde hırs olmaz. Yol, ağır yük değil miydi!? Işıksızdık her birimiz. Ne oldu!? Hepimiz BİR olduk. Bütünlendik ve cümle yoğunluklarda ışıyan görev tabiatını, kendi yüreğimize indirdik.. En son şunu da söylemek isterim. Bahar geldiğinde ruh huzurlu kalır. Çünkü orada, ''Bahar'' dediğimiz o görev vardır; güç vardır. Hepimiz, o gücün ışığı olanları biliriz. Oğullarınızın çoğu yaratanın tabiatından ayrıldılar. Onlara dedik ki ''olmadı! olmadı! Kibri aşın. Ocak söndürüyorsunuz. Yapmayın... Ama onlar, kardeşlerini dahi küçültmek için çalıştılar ve halen de çalışmaktadırlar. Onlara toy diyemeyiz. Onlar kontrolsuz olanlardır. Bırakın; kollarını kapattıklarında korunmaları mümkün değil amma bırakın onları kendi yoğunluklarında, kendi koyuluklarında Rahmin Rahman'a ulaşamadığı o kayıtlarda kalsınlar.

Analar, evim ağır yüktür bunu bilin.Tanrı olarak Kuran okuyan her bir dirilikte bedeni olan olarak ve canın canı olarak hararetinizi yükselttiğiniz zaman, bedenli olarak sizim ben. İnsan Irkı, Umut Irkı'dır bunu da bilin. Eğer bir ırk, Dünya Tekniği'ni yüreğinde dilliyebilirse; o, büyük bir tabiat gücü haline dönüşebilir, Doğa ona bu imkanı tanır. Ve ben, size şunu izah etmek istiyorum, Allah için yaptığınız tüm çalışmalar, başka başka yoğunlukların kodlarıyla yapılıyorsa eğer ve sizler, her dürümde kendi yüreğinizi dilliyebilecek düzeydeyseniz, kervan sizinle ve sizin yüreğinizle Kutsal Işığın kontrolünde Ana Kaynaklar'a ulaşacak dürümdedir. Ve ben bugün bütün kötülükleri aşanları alıp sizinle birleşmeye indim. Umut, Kuran-ı Kerim'in gücüyse eğer ve kutsal bir gözse, Allah için herkesin mutlu ve umutlu olmasını dilemekteyim.

Asla yanlış yapmadığınızı biliyorum. Yaptığınız her çalışma, takdim edildiği zaman her diri tarafından takdir gördü. Bu önemlidir. Ve sizin için çok büyük bir görev kaydı yapıldı tabiata. Ve bu kayıt Yaratan'ın teknolojisiyle yapıldı. İşte dağlarım, sema sizi dinliyebiliyor artık. Yol sizi ışıkla dilliyebiliyor. Ve dünya, size kendini anlatabiliyor. Yani siz dünyada, dünya olarak dünyayı anlatabilecek dürümdesiniz. Umutsuzluk kalmadı, ayrı gayrı bitti. Sizinle önemli bir döneme giriyoruz. Bu dönem, bütünlüğün gücüyle; Kuran-ı Kerim'in gücüyle ve teknolojinin gücüyle başlıyor. Allah için yapacağınız çalışmalar bindikleri dalı güçlendirmek için cemaatleriyle birleşebilenlerin yücelikleriyle de yapılacak. Çalışmalarınız hepimiz için önemlidir. ıÜüBu çalışmayı başarılı biçimde yaparken, meleklerin kodları da size kendi Turkuvaz Güçler'ini dilletecekler. Öyle bir dönem! öyle bir dönem ki bu dönem!, melek olmaya gerek kalmayan bir dönem olacak.

Canlar, melek olmak, ilmi bilmek değildi. İlmi anlamak değildi sadece bildirileni dillemekti. Oyun değil bunlar bilgidir, anlayınız. Bu nedenledir ki bizler melek olmanızı hiç istemedik. Sizler  bilgiyi dinleyen ve dilleyen olmadığınızda, hak etmediğiniz halde bu çalışmayı siz ve sizin kodlarınız olan Uran Kodları’nın ışığının dışında yapmak istemedik. Hepinize ''meleksiniz'' derdik. Çünkü herkes, melek olmak için ve mektep olmak için çalıştı ama  görüyoruz ki sizler artık ışık için çalışansınız. Ve dava Allah davasıdır. Bunu anlattık size. İnsana bunu anlatabilmeniz gerçekten büyük önem taşır. Eğer size ''Allah için çalıştınız'' dersek ve davanın, Allah Davası olduğunu söylersek; bu muhakkak göreviniz var demektir. Ve bu görev, kendi yüreğinizin gücünden alınan bir görev değil, diriliğin koyuluklarından, kayıtlarından alınan bir görevdir ki bu görevi mahir olanlara bildirmekteyiz. Allah'a saygısı olanlara bu görev bildirilir.

 ''Dog-Ma-Ka-Ham'' dedikleri dorukların tabiatına aykırı olmayan bir çalışmaya geçiyoruz. DOG-MA-KA-HAM... Nesillerinizin gücünün üstü olan bu gücü dilleyebilecek düzeye varmanız için bekletildiniz. Önemliydi bu. Ve bir önemli sonuç daha! Bu bilgi, herkese değil; Sistem Devreleri'ndeki ışıklara bildiriliyor. Bu bilgiyi sana bildiriyoruz. Senin yüreğine bildiriyoruz. Bu bilgi sana ait bir bilgidir. Bunu kesin olarak bildirmek istedik. Dağlarım, KA-HA tabiatın önemli  bir görevidir. Hakikiyetin koyuluğudur ve başka başka kodlarla da bu çalışmayı yapabilirdik ama sevgiyi saygıyı, kendi yoğunluğunun gücünün üstü olarak ve örtüsü olarak dilliyebilecek kaç tane ışık kalmış bilmiyoruz. sadece görevi taşıyacak olanlara bu bilgiyi vermek isteriz. Dağım işte bu....

-         Canlar, size şunu söylemek isterim; önce hoş geldiniz. Burası, Allah Gücü’nün dere olduğu bir gözdür.. Size şunu anlatmak isterim; dini Allah'a ait olan herkes birleşir ve bizler de bi